Fikir Bahçesi

Kün fe yekün

 

Koridordan ayak sesleri duyulmaya başladı. Kızının odasına yöneldi. Yüreğinde birikmiş olan hasret ve özlem, zihnini anılara çekiştirip götürdü şimşek hızıyla. Kızının küçüklük günlerine vardığı anda, kumral saçlarıyla çerçevelenmiş toparlak minicik suratını hatırladı hafif bir tebessümle. O masum sıfata birer zümrüt misali takılmış iri gözleriyle, babacığına can okşayan bakışları atan miniği… Her daim onun yanında iken kendini mutlu hissettiği cennet masumunu… Kendisinin yamacındayken ise evladına karşı güven veren bir baba olmayı… Eski günlerdeki gibi kol- kanat germek hiç bu kadar sevimli olmayacaktı belli ki.

Nefsi öbür yandan gurur saikasıyla masivaya sürüklemek istercesine bend olmaya çabalarken yüreğinin önünde, o ise baba şefkatiyle –masivaya göz dikmiş kızına kavuşmayı hayal ediyor olmakta mı kalacaktı anlamsız gurur ve kör inatla… Sönmeyecek, söndürülemeyecek bir yangın olurdu böylesi sonsuza dek sürecek. Neden? Niçin? Neden hayallerde kalacaktı her şey? Küçük kızı değildi artık. Yarı boyundaki ufaklık ise hiç değil. Bir an evvel ona da ve onun efkârına da saygı duyulmasını hak ettiğinin, ayrı bir birey olduğunun ve bir insan olduğunun ve bunda ise yıllarca geç kaldığının farkına varmalıydı. Merhamet, şefkat, pederlik, insaniyet ve İslâmiyet gibi… Ve de ne varsa bu uğurda, her birini ertelemişti biricik emanet kızına sanki…

Bîtarafâne muhakeme zamanı şimdi. Üç adımlık koridor nihayete ermişti. Az önce dalıp da gittiği mazi sayfalarında der-hatır ettiği minik masum kızın merhamet yüklü babası namına dokundu kapıya. Odanın kapısını tıkladı. Yarısından fazlası ağarmış saçlarıyla, okuma gözlüğünün ardından bakan umut dolu bakışlarla araladı kapıyı. Kızını uyurken buldu. Masumiyet timsali yüzünü bir süre hasretle seyredip, yine eski günlerde olduğu gibi kızıyla şakalaşıp gülmek istedi yüreği çırpınırcasına. Uyandırmaktan çekindi, kıyamadı. Niceden sonra bakışlarını kızından çevirip duvarda monte edilmiş kitaplığa yönelttiğinde ’kırmızı gülleri’ andıran ihtişamından gözünü alamadığı birçok kitaba giriftar oldu şaşkın bakışları. Demek ki, büyük değişim ve dönüşümün nedeni bu kitaplar… Sadece bakmakla yetindiği o anda, beyninde beliren birçok soru işaretine “Dur!” diyebilmişti ancak. Kalbindeki merhamet, zihnindeki soru işaretlerini şimdilik mağlup etmiş gibi görünse de, ilerleyen günlerde her biri muknî ve makul cevaplar bulacak, adem kuyusuna atılmaktan kurtulacaktı ahiret âlemlerindeki vuslatlar.

Usulca çıktı odadan. Ne güzel günlerdi kendisinin genç olduğu, kızının ise çocuk olduğu zaman dilimleri. Küçücük kızının tek kahramanı kendisiydi sanki. Babasından masallar dinleyen, yine babasının kollarında uyuyakalan kedersiz, gamsız, tasasız bir küçüktü… Kırgınlıkları anlık, küslükleri ise şeker tadındaydı. Bir dondurmayla dünyaları vermişçesine mutlu edebiliyor iken o zamanlar, şimdilerde pek de mümkün değildi sanki.

“Biz insana (yapacağı en hayırlı işlerden biri olarak) anne ve babasına iyi davranmasını emrettik.”1

“ İman insanı insan eder, belki de insanı sultan eder. Öyle ise insanın vazife-i asliyesi imân ve duadır.”2

Masallar dinleyen o küçük kızın dünyasını ise, şimdilerde hakikatler doldurmuş, gerçeklere giriftar olmuştu. Ne küçük kız kalmıştı ortalıkta, ne de o eski zamanlar. Artık yüreklerde esen fırtınalar dinmeli, artık bu tufan durmalıydı. Pırıl pırıl parıldayan imân ateşiyle bütün cesaretini toplayacak ve bir volkan gibi çağlayacaktı. Çocukluğunda; yamaçlarında iken kendini her korkudan azad eden baba ve annesine bugün her korkuyu emniyete çeviren Risale-i Nur’dan bahsedecekti. Zihninde canlandırdığı gönülsüzlük ihtimallerine, tahammülsüzlük hallerine, henüz olmamışa, henüz gelmemişe suret giydirip umutsuzluğa kapılmak yerine, ümitle dua ederek “Bismillah” diyecekti.

Hayatının ışığı. Hayatının cankurtaranı. Hayatının pusulası, Risale-i Nur. Bu eser sayesinde imânın tadını almış, kurtulmuştu imânsızlık tehlikesinden. Artık en sevdiklerine de o nurdan pırıltılar sunacak, kurtulacaklardı sonsuz ayrılıktan.

Yılların biriktirdiği kırgınlıklar ve de suskunluklar pespembe, nurdan halelere dönüştü yüreklerde. Gözyaşları kalplerinde gizledikleri küllenmiş hislerine tercüman oldu her bir damla ile. Sağanaklar saatlerce sürdü, tâ ki arşı istila eden kapkara bulutlar dağılana dek. Yemyeşil baharlar çetin kışların ardından ihzar edilirdi. Zemin hazırdı artık ‘kün fe yekün’e…

Dipnot:

1.Ankebut Suresi

2.Sözler.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*