Risale Terapi

O mübarek şefkat kahramanlarının tek tesellisi

 

Üstad Hazretleri Hanımlar Rehberi’nin girizgahında hanımların Risale-i Nur’lara karşı samimi ve hararetli bir surette alakadarlığı olduğunu gördüğü bir sırada onların kendisinden ders talep ettiklerini öğrendiğini ve bu talebe karşılık olarak mübarek ahiret hemşirelerim (kardeşlerim) ve manevî evlatlarım diye hitap ettiği taife-i nisaya, muhtasar olarak lüzumlu bulduğu bazı hakikatleri beyan ettiğini dile getirmişlerdir. Böylece nasıl ki gençlerin talebi üzerine Gençlik Rehberi neşredilip pek çok istifadeye medar hakikatlerin inkişafına sebep olunduysa hanımların ders talep etmesi üzerine de Hanımlar Rehberi neşredilerek bu zamanda hanımların pek çok konuda öğrenmeye muhtaç olduğu hakikatler ilân edilmiştir.

Nur Risaleleri’nin muhtelif yerlerinde defaatle zikredilmiş bir hakikat vardır ki; şefkatin Risale-i Nur’un en mühim esaslarından birisi olduğudur. Nisa taifesi ise Risale-i Nur’un literatüründe şefkat kahramanı olarak vasıflanması cihetiyle Risale-i Nur’la fıtraten bir yakınlık ve alakadarlık arz ediyor. Zira Üstadımızın da bir çok defa izah buyurduğu gibi o şefkat içinde bulunan fedakârlık damarı, hakiki ihlası ihtiva ediyor. O hakiki ihlas içinde de mukabelesiz bir fedakârlık barınıyor. Bu esası ispat eden pek çok örnekleri hayat karelerinde çok defa görmüşüzdür ki, eğer bir anne evladını tehlikeden kurtarmak istiyorsa kendi canını hiçe sayarak ruhunu dahi feda edebiliyor. Nitekim Üstadımız Bediüzzaman da meslek ve meşrebinin dört esasından en mühim olan ‘şefkat’ dersini validesinin şefkatli fiil ve hallerinden aldığını beyan eder. Bununla beraber Üstadımız, seksen sene ömründe seksen bin zattan dersler aldığı halde en esaslı ve sarsılmaz manevî dersleri validesinin ona küçük yaşta verdiği telkinattan aldığını ikrar eder. O derslerin bir çekirdek gibi yerleştiğini diğer derslerin ise o çekirdek üzerine bina edildiğini aynen müşahede ettiğini vurgular. Bu hakikatten yola çıkarak insanın en birinci üstadının ve en tesirli mualliminin anne olduğu hakikatini izah eder.

Ayrıca bu hakikatin yanı sıra en çok annelerde bulunan bu hakiki şefkatin aslında, kâinatta ruh sahibi olan canlıların tamamının tabi olduğu bir kanun olduğunu unutmamak gerekir. Keza o şefkat kanunun en küçük numunelerinden biri hayvanat aleminin validelerinde mevcuttur. Mesela bir tavuğun yavrusunu kurtarmak için köpeğe saldırması ve ruhunu o yavrusuna feda etmesi de müşahede edilen timsallerdendir. Bunun gibi misallerin insanlar ve havyanlar alemindeki ferdleri ve şahitleri pek çoktur. Esasen şefkatin sosyal hayatta da ferdleri terbiye edici bir hususiyeti bulunmaktadır. Ayrıca ubudiyetin iki kanadı olan acz ve fakr talimindeki insan, kulluk şuurunda marifet peyda ettikçe de Cenab-ı Hakkın Rahmanür- Rahim esmasına giriftar olarak merhameti kendine celbedebilir. Böylece kâinat dahi insana musahhar olur.

Gençlik Rehberi’nde kadının kendisine has en nadide güzelliğinin ahlâkında saklı olduğu beyan edilirken en kıymettar cemalinin ise ulvî, ciddi, samimi, nurânî şefkati olduğu anlatılır.

Ve eğer İslâm terbiyesi dairesinde Kur’ân’ın adabıyla o cemalini güzelleştirebilirse o fani hüsniyetin, Cennet hûrilerinden misliyle daha parlak ve güzel bir tarzda bâkileşeceği müjdesi verilir. Zira fıtratındaki hakiki ihlası deruhte eden şefkatinin ve diğer ulvî seciyelerinin bu dehşetli asırdaki haram kasırgalarından kurtulabilmesi, uhrevî ve dünyevî saadete kavuşabilmesi için tek çare; şeriat dairesindeki İslâmî edep ve terbiye ile ziynetlenmekte gizlidir. Hem Kur’ân merhameten kadınların hürmetini muhafaza için haya perdesiyle şereflenmesini emreder. Bununla beraber 24. Lem’a olan Tesettür Risalesi’nde aile hayatının dahilî müdürü olarak vasıflandırılan kadının vazifeleri betimlenirken eşinin bütün mal ve evladına bir muhafaza memuru olmakla beraber bir hanımın en esaslı hasletinin sadakat ve emniyet olduğu aktarılır. Ancak mimsiz medeniyetin kadını yuvasından çıkarması nedeniyle beşer yolundan sapmaya başlamıştır. Çünkü kadın ailenin mihenk taşı olması cihetiyle toplumun balans ayarıdır. Zira Üstadımızın yine dediği gibi insanın en birinci hocası annesi olduğundan toplumun ahlâkındaki en büyük rol de kadına aittir. Hem insanın her vakit muhtaç olduğu şefkatin toplum hayatındaki önemine değinecek olursak; fıtratlarında en hakiki latif şekliye inkişaf etmiş, mukabelesiz bir muhabbetle mayalanmış olan şefkat kahramanlarının mimsiz medeniyetin sefil oyunlarıyla seciyelerini bozan hevesata tabi olması halinde ise arzı büyük bir fesad ve fitneyle berbat edebilir hafazanallah… Demek ki şefkat öyle bir esastır ki kalplerden çıkmasıyla toplumun ahlâkı yozlaşıyor ve şerre kanalize oluyor maalesef. İşte bu sebeple şefkat madeni olan annelere, kâinattaki en aciz olan yavrulara bakma liyakati verilmiştir. Ve konuyla bağlantılı olarak Üstadımızın da Tesettür Risalesi’nde “fıtraten yüksek ahlâka menşe’ olduğu gibi, fısk u sefahette dünya zevki için kabiliyetleri yok hükmündedir. Demek onlar daire-i terbiye-i İslâmiye içinde mes’ud bir aile hayatını geçirmeğe mahsus bir nevi mübarek mahlukturlar” diye zikrettikleri hanımlar taifesi için ifsad komitelerinden ve serserilerin şerlerinden muhafazaları için niyazda bulunduğunu görüyoruz. Ayrıca Üstadımız 11. Şua’nın 8. Meselesi’nin bir hülasasında eğer bir ailede ahirete iman sırrı filizlenip sümbüllenirse ferdler arasındaki münasebetin samimi bir hürmet ve şefkatle nurlanarak hakiki insaniyet saadetini doğuracağını ve o haneyi ışıklandıracağını beyan eder. Binaenaleyh bu iman nurundan hasıl olan feyizle yoğrulan ferdler ise hem bu dünyadaki hanesinde cennet saadetlerinin bir numunesini yaşayacak, hem de baki alemlerini ebedî saadete çevirecektir.

Hutbe-i Şamiye’de Rabbimizin Rahim isminin şefkat burcunda tulû ettiği bildirilir. Bununla beraber Risaleler’in mütenevvi hakikatlerinde herkesin kalbinde imandan doğan mühim bir şefkatin varlığından bahsedilirken taife-i nisadaki nuranî şefkat vasıtasıyla büyük fedakârlıklar göstererek Risale-i Nur’un neşrine canla başla iştirak ettikleri ifade edilir.

Tarihçe-i Hayat’ta Risale-i Nur’un ilk kez yazıldığı zamanlarda Nur Talebelerinin yaşadığı o meşakkatli yıllarda Risale-i Nur’un neşriyle ilgilenen Nur Talebesi hanımların da mübarek katibeler suretinde iman hizmetini ifa ettiği nakledilir. “Hattâ öyle Nur Talebesi hanımlar vardır ki, kendilerini son nefeste iman nuruyla hüsn-ü hâtimeye nail edecek Nur Risalelerini hararetle okumuşlar ve diğer din kardeşleri olan hanımlara da okuyup tanıtmışlar; Nurları hanımlar içinde neşrederek, çok hanımların Kur’ân ve iman nurlarıyla nurlanmalarına vesile olup kahramanca hizmette bulunmuşlardır. Risale-i Nur’u okuyup okutmakla iman mertebelerinde terakki edip âdeta birer mürşid mertebesine yükselmişlerdir. Hanımlar sırf Allah rızasını tahsil için, safvet ve ihlasla, Risale-i Nur’daki parlak ve çok feyizli Kur’ân nurlarına bağlanmış ve kalblerinde sönmez bir muhabbet ve sevgi besleyerek dünya ve âhirette bahtiyar olacak bir vaziyete kavuşmuşlardır. Risale-i Nur’un kıymet ve büyüklüğü, temiz kalblerine o kadar yerleşmiş ki, onu beraberce okuyup dinledikçe içleri nurlarla, feyizlerle dolup taşmış, nuranî gözyaşları dökerek cuş u huruşa gelmişlerdir.

Ne bahtiyardır o hanımlar ki, Risale-i Nur’un bu mukaddes imanî hizmetinde çalıştıkları için onlar daima hayırla yâdedilecek, âhiretlerine nurlar gönderilecek, kabirleri cennet-misal pürnur olacak ve âhirette de en yüksek mertebelere ulaşacaklardır inşâallah.”

Hasıl-ı kelam, bizler de o mübarek Nur Talebesi hanımlar gibi tek tesellimiz olan Nurlarla ömürlerimizi nurlandırmaya gayret etmeliyiz.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*