İlham

En güzel günüm!  

 

Evi derleyip toparladı. Bir yerlerde bir dağı­nıklık, aksaklık kalmaması için etrafı şöyle bir dolaştı. Sonra takvimin epeydir koparılmadığını fark edip oraya yöneldi. İyi de kaç gündür niye koparılmamıştı ki bu takvim? Telefonuna baktı. Fazla yaprakları kopardı. Geriye sadece bir yap­rak kalmıştı. O da ayın son günüydü.

‘’Ne zaman geçti ki bu koskoca yıl? Hiç an­lamadan! İş, güç,, alış veriş, komşu ziyaretleri, çocukların okulları, dersleri derken elinde sadece bir gün mü kalmıştı? Bu bir gün de diğer günler gibi aynı süratte geçecekti kuşkusuz. Zamanı uzatmanın imkânı var mıydı ki? Eğer bu süratle yaşanacaksa, bir yıl, bir yıl daha derken, bir bak­mışsın ömür bitivermiş.’’diye esef etti.

‘’Ölüm elbet bir gün gelecek. Kim kaçabilmiş ki? Gözünü kapamakla, anlamazdan, görmez­den gelmekle ölüm durdurulabilir mi? Şu, yarın koparacağım son yaprak, belki de son günüm­dür, ne bileyim. Bir gün içinde, ebed hayatım için ne hazırlayabilirim ki? ‘’ diye düşündü.

Sonra silkelenip, kendini bu halden kurta­rabilmek için başka şeyler düşünmeye çalıştı. Ama aklı fikri o son yaprağa kilitlenmişti. Göz­lerini ayıramıyordu ondan . Zamanın süratli akı­şı içinde koskoca bir yıl akıp gitmiş, bir tek gün kalmıştı geriye.

Peki bu güne kadar geçip giden yıllar nere­deydi? Zamanı geriye döndürebilir miydi? Hayır! Şu günden, şu andan başka yoktu elinde. O da gittikçe erimekte idi. Halbuki o günün geçmesi­ni hiç istemiyordu.

Çocuklar okulda, beyi işte idi. Evde sessizlik hakimdi. Bir şeyler yapmalı, bugünü hiç israf etmeden en iyi şekilde değerlendirebilmeliydi. Sanki bu son gün bir fırsattı. O fırsatı kaçırmak istemiyordu. İyi de ne yapabilirdi? Dua etmek geldi aklına. Sesini en yüce makama ulaştırabil­menin en kısa yolu.

Hemen gidip abdest aldı. Başını örtüp diz çöktü. Bu güne kadar ne doğru düzgün ibadet, ne de dua etmişti. Ne diyeceğini de bilmiyordu. Ellerini açtı. Söyleyecek hiç bir kelime bulama­dan öylece bekliyordu. Konuşmadan uzun za­man elleri açık bekledi. Onu bir duyan vardı. Bu bekleyişin bir anlamı vardı.

Bu bekleyiş bir pişmanlıktı. Bir tövbeydi. Kurtuluşu için bir dilekçeydi. Bugüne kadar ya­şanmamış güzelliklere açılan bir pencereydi. Yaşanamamış bir şeyler vardı. Ne olduğunu bil­miyordu ama yaşayabilseydi dünyanın en mutlu insanı olacağını biliyordu. Sonra düşündü, sakın bu yaşanamamışlığı doyuran, besleyen, güzel­leştiren, dirilten; dua ve ibadet olmasın?

Neden olmasın ki, hiç bir kelam sarf etme­diği halde, şu dua hali bile, büyük bir mutluluğa kapı açmıştı kalbinde. Bunun devamı gelmeliydi. ‘’Rabbim en gizli kelimeleri bile duyuyor. Benim söyleyemediğim, ifadesinden aciz kaldığım her şey, O’nun bilgisi dahilinde. Öyleyse yılın bu son gününü en güzel şekilde değerlendirmeye vesile olan şu dua anını, ömrüm oldukça hatırlayabil­mek için, bu son takvim yaprağını çerçevelete­ceğim.’’ diyerek koparttı. Bu arada gözlerinden dökülen yaşlar da, kağıtta yuvarlaklar oluştur­du. Gülümsedi. ‘’Yılın bu son günü, benim en güzel günüm! Hiç unutmayacağım. Hiç unutul­mayacak.’’dedi.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*