Fıkıh Günlüğü

Çocuk kalbine namaz sevgisini ekmek

 

Soru: “Bir kısım kimseler çocukların camiye geti­rilmelerinden rahatsız oluyor. Çocuklarımızı camiye götürmeyip nereye götüreceğiz? Evimizden sonra gö­türebileceğimiz tek mekân camimiz değil mi? Amca­lar beş yaşından küçük çocukların camiye getirilme­lerine karşı çıkıyorlar. Gerçekten, bu konuda bir yaş sınırı var mıdır? Varsa nedir? Gerekçeleri nelerdir?”

Evlâtlarımız geleceğimizdir, dünyamızdır, ahire­timizdir, her şeyimizdir. Onların terbiyesi yüz akımız, onların hatası hatamızdır. Onların iyiliği iyiliğimiz, kö­tülüğü kötülüğümüzdür.

Çocuklarımızı elbette duâ çemberimize almalıyız. Onlara duâ ve ibadeti öğretmeliyiz.

Onları duâ ve ibadet yaptığımız mekânlara götür­meliyiz. Onlarla aramızda mutlaka muhtelif iletişim köprüleri kurmalıyız.

Peygamber Efendimiz (asm) o güzel çocuklarını, o güzel torunlarını, namaz kılmak için mescide gidişle­rinde götürmekten hiç de kaçınmazdı. Bir defasında mübarek omuzlarında kızı Zeynep varken namaz kıl­dırmak üzere öne geçmiş ve Zeynep’i omuzlarından indirmeden namaza durmuştu. Zeynep omzundan düşmesin diye secdeyi uzatmıştı. Öyle ki, Ashab-ı Ki­ram vahiy geliyor zannına kapılmıştı. Bize sorarsanız, “zinhar; böyle namaz olmaz!” deriz, namazın fasit ol­duğuna hükmederiz. Ama işte Peygamber Efendimi­zin (asm) namazı ve çocuk kalbine namazı sevdirmesi bu derecedeydi!

Burada sünnet olan: Namaz sevgisini çocuk kalbi­ne kırmadan, dökmeden; şefkatle ve sevgiyle ekmekti. Kur’ân, peygamberlerin, soylarının ve zürriyetlerinin istikameti ile ilgili endişelerini Allah’a arz edip medet isteyen duâlarıyla doludur:

“Hani İbrahim şöyle duâ etmişti: ‘Ya Rabbi! Bu Mekke şehrini emin kıl. Beni ve evlâtlarımı putlara tap­maktan koru!…..Ey Rabbimiz! Beni ve benim neslim­den olanları namazda devamlı kıl.” 1

“Hani İmran’ın hanımı: “Ey Rabbim! Ben karnımda­ki çocuğu dünya meşguliyetlerinden uzak bir kul olarak Senin ibadetine adadım. Bunu benden kabul buyur!. Ben ona Meryem adını verdim. Onun ve neslinin ko­vulmuş şeytanın şerrinden korunması için Sana sığın­dım.” 2

Soyumuz nesl-i cediddendir. Gelen nesildendir. Ge­len neslin önünde işe yaramayan endişelerimizle dur­mamalıyız. Çok kutlu bir bahar çağı onları bekliyor. Be­diüzzaman’ın şu sözüne masadak olmaktan çekinme­liyiz: “İki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar! Gelen neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekili­niz! Tâ ki, hakikat-i İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvüc-sâz edecek olan nesl-i cedid gelsin!”3

Biz çocuklarımızı mabetlerimize ısındırmak ve dinî değerlerimizi sevdirmekle mükellefiz. Onları bizzat mabetlerimize götürerek, görerek ve yaşayarak nama­zı sevmelerini sağlamanın değeri hiç şüphesiz küçüm­senemez ve tartışılamaz.

Fakat onun, başkalarını rahatsız etmeyecek biçim­de mabedimize giriş çıkışını sağlamak üzere tedbirini almanın, böyle tartışmaların ve muhtemel kırgınlıkla­rın hızını keseceği açıktır. Meselâ varsa camide bir oda­nın böyle nesl-i cedide tahsis edilmesi mümkündür. Veya çocuğumuzu namaz boyunca yanımızda tutma­sını sağlamak mümkün olabilir.

Bu ve buna benzer imkânları değerlendirmek; mu­hatabımızla da kırgınlığa meydan vermeyecek bir şef­kat üslûbuyla tartışmak, onun kırıcı ses tonuna gücen­meyip, ona iltifatla cevap vermek birer Kur’ân tavsiyesi olarak akıldan uzak tutulmamalıdır.

Nitekim Kur’ân, “Kötülüğe, iyiliğin en güzeliyle kar­şılık ver.”4 buyuruyor.

Öyleyse ne çocuklarımızı camilerimize götürmek­ten geri adım atmalı; ne de cami cemaatiyle sürtüş­melidir! İkisini bir arada yapmanın her halde bir çözü­mü olacaktır. Çocuğumuzu o güzel ellerinden tutarak tatlı bir üslûp ile dizimizin dibinden ayrılmadan ibadet yapmasını veya öğrenmesini temin etmek sanırım zor olmasa gerektir.

Dipnotlar:

1- İbrahim Sûresi: 35, 40.

2- Âl-i İmran Sûresi: 35, 36.

3- Münâzarât, s. 89.

4- Fussilet Sûresi: 34.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*