Öze dönüş yolcuğu

Kendini bilen nefsini bilir. Nefsini bilen Hakkı bi­lir. Kendini bilmek ne demek acaba diye çok düşün­düm. Hep kendimi bildiğimi sanırdım. Ancak insan sığlardan biraz derin sulara girince anlıyor ki aslın­da hiçbir şey bilmiyormuş. Nereden geldiğini, kim olduğunu bilmek, bütün maskeleri bir kenara atıp kendin olmak, özüne dönmek ve kendini bulmak, metafizik boyutta Yaratıcının esrarına vakıf olmak, oradaki Ruhani zevklere ulaşmak… “Ben benim, sen sensin” den kurtulmak …

Bu öze dönüş yolculuğunda öyle çok saçmalığı terk etmem ve öyle çok yükten kurtulmam gerekti ki! Vasat düşünceler, vasat fikirler, olumsuz hisler, ikinci el inançlar, elden düşme yargılar… Karanlıkta kalmış yerlerini belirlemek ve onlara meydan oku­yup onlarla savaşmak için kendimi fethetmek zo­runda kaldım.

Sizler de var mısınız kendinizle savaş yapmaya, kendinizi keşfedip sonra da büyük bir fethe? Zaten Peygamber Efendimiz (asm) bunu istemedi mi biz­den? Başarılar dilerim yüreği büyük insanlara…

Öze dönüşte insan özellikle ve öncelikle içine bakmayı öğrenmeli. Kendisiyle konuşmayı bilme­li. Kendinle kalmak, kalbin sesini dinlemek, onun sesinin ruhun sesi olduğunu sezmek… Gıdasının nereden geldiğini, hangi meşrepte piştiğini, neyle meşgul olduğunu, hangi evradlarla meşgul olduğu­nu, olayları kalbe nasıl yansıttığını kişinin bilmesi gerek. Yunus Emre’nin “Hamdım, piştim, yandım” sözünü birebir olmasa bile biraz bilip, anlayıp, sin­dirmek gerek. Dosttan söz edip onu anmak gerek. Doğrudan dosttan söz edemiyorsan dostun dostla­rını bulmak ve onlarla sohbet gerek. Onu da bula­mazsan yazdıkları eserleri okuyup ne anlattıklarını sindire sindire öğrenmek gerek.Yol uzun… Bu yolda seni tutan, varını yoğunu alan, yıllarca çabalayıp heybene attığını bir anda boşaltan eşkıyalar var, haramiler var.

Bu kadar kavganın gürültünün içinde bir de yol bulmak var ama yetmez… Yanına bir de yol arkada­şı lazım. Yine olmaz. Rehbersiz yola çıkılır mı? Ta­mam onu da bulduk ama biz nereye gideriz ki? Hani bizim haritamız, hani rotamız? Of ne zormuş, nasıl gideriz, ne yaparız derken Altıncı Mektup misali bir­den Kur’ân nuru yetişir imdadımıza. En’âm Suresi 59. ayet: “Dünya üzerinde yaş ve kuru her ne varsa Kitab-ı Mübin de mevcuttur.” Oh, çok şükür.

Neden bu kadar yoruluyoruz şimdi anlamsız ge­liyor değil mi? Halbuki o Kur’ân bize her şeyi anlatır. İşte bu Kitap sırtı yere gelmiş ve yenilgiye uğramış insanlığın, en güzel konumundaki insanın ve yeni­den doğuşunun hikayesidir. Onun bu öze geri dönüş yolculuğunda demir alabilmesinin ilk şartı ise kişinin içinde bulunduğu kölelik halini farkına varmasıdır.

Bu kitap harika bir kaçış planıdır. Amacı sıradan bir insanın dünyanın ilk hipnotik kurgusunun, var oluşun matem ve suçlama dolu betimlerinden, programlanmış yazgıların derin fantastik işlerin­den kaçarak nasıl başardığını göstermektedir.

Kendi kendimize yaptığımız kötülüğü bütün dünya bir araya gelse yapamaz. Artık kendimize kötülük yapmayalım lütfen. Özümüze dönelim. Kendimize yapıştırdığımız biz olmayanlardan kurtulalım. Bu dünyada en zor mesele kendin olabilmektir, kendini bulabilmektir. Hem bu dün­yanın hem ahiretin haritası var elimizde, niçin faydalanmıyoruz ? Neyi kimden bekliyoruz? Ya­radan hepsini sunmuş biz aciz kullarına. Okuma­yı bilelim, anlamayı ve onunla yaşamayı. Müslü­man olmak, eşittir cehalet” korkularından kurtu­lalım. Keşfedelim kendimizi… Yeniden doğalım ve yeniden olalım. Gururla, şuurla Müslümanım elhamdülillah derken kaçılan değil aranan, öz­lenen, ihtiyaç duyulan olalım. Unutmayın kendi kendini yenmek zaferlerin en büyüğüdür!…

NOT: Okuduğunuz kitaplarda altını çizdiğiniz güzel sözler, paragraflar vardır mutlaka. Onları değerlendirelim isterseniz. Küçük küçük renk­li kağıtlara yazıp şekerliğinize katlayıp koyun. Misafirlerinize, arkadaşlarınıza ikram edin. Çok farklı olacak… Tabi önce bir deftere not tutmak şartıyla…

2 comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir