Fıkıh Günlüğü

Zaman ötesine yolculuk: Mirac

 

Peygamberimiz (asm) Miracı anlatıyor: “Bir kere ben Hicir’de yatmış, uyurla uyanıklık arasında bu­lunuyordum. Bu sırada bana Cebrâil Aleyhisselâm geldi de göğsümü şuradan şuraya kadar (boğaz çukurundan kıl bittiği yere kadar olan ön mahalli) yardı. Kalbimi çıkardı. Sonra içi îmân dolu bir tas ge­tirildi. Kalbim yıkandıktan sonra içine îmân doldu­ruldu. Sonra kalbim eski hâline iâde olundu.”

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm), Mirac hâdisesi­ni anlatmaya bu sözlerle başlar. Önce îmân ve hik­met, sonra Mirac. (Bizim için de: Önce îmân, hemen ardından namaz!)

Burak’a bindirilir. Cebrâil Aleyhisselâm ile birlik­te Mescid-i Aksâ’ya varırlar. Burada bütün Peygam­berlerle birlikte namaz kılarlar. Sonra âlî makamlara yükselen bir mânevî asansöre Cebrâil Aleyhisselâm ile birlikte girerler. Ve yükselirler. İlk durak dünya semâsıdır. Birinci semâda Hz. Âdem (as) ile selâm­laşırlar. Sonra yükselirler. İkinci semâda Hz. Yahyâ ve Hz. Îsâ (as) ile selâmlaşırlar. Sonra yükselirler. Üçüncü semâda Hz. Yûsuf (as) ile karşılaşırlar, selâmlaşırlar. Sonra yükselirler. Dördüncü semâda Hz. İdrîs (as) ile karşılaşırlar, selâmlaşırlar. Sonra yükselirler. Beşinci semâda Hz. Hârûn ile selâmla­şırlar. Sonra yükselirler. Altıncı semâya varırlar. Bu­rada onları Hz. Mûsâ (as) karşılar. Selâmlaşırlar.

Sonra yükselmeye başlayacaklardır ki, Hz. Mûsâ’nın (as) ağladığı işitilir. Hz. Mûsâ’ya, “Neden ağlıyorsun?” diye sorulur. Hz. Mûsâ (as) Peygamber Efendimizi (asm) kast ederek: “Ağlıyorum! Çünkü, benden sonra genç bir Peygambere bîat olundu ki, onun ümmetinden Cennet’e girenler, benim üm­metimden girenlerden çoktur!” diye cevap verir. Sonra yükselirler. Yedinci semâya varırlar. Burada onları Hz. İbrâhim (as) karşılar. Hz. İbrâhim (as): “Ey hayırlı oğul! Ey sâlih Peygamber! Merhaba!” diye mukabelede bulunur. Selâmlaşırlar.

Nice esrarın keşfi

Sonra yükselirler. Nihayet, Sidre-i Müntehâ’ya gelirler. Cebrail Aleyhisselâm: “İşte Sidre-i Münte­ha!” diye müjdeler.1

Sidre-i Münteha: Kâinatın nabzının attığı yer, kâinat âleminin sınırı, mahlûkatın ilmi ve amelinin kendisinde son bulduğu huduttur.

Resûlullah Efendimiz (asm) yol boyunca nice ince esrara, kâinatın nice derin muammasına, nice gizli sırlarına, nice yüksek hakikatlerine, nice dolu hazinelerine, mülk ve melekûtun bütün kapalı ger­çeklerine vâkıf olmuştur. Muhtelif esma daireleri­ne girmiş, her sema katında hâkim olan bir ism-i İlâhî’nin nice tecellilerini görmüş, Allah’ın isimleri­nin ulvî cilvelerini gözüyle ve kulağıyla tam bir ba­siret içinde müşahede etmiştir. Şimdi sidre-i mün­tehâ’dadır.

Sidre’de onu bir nur, şuur ve idrakini ihata eden bir emir bürümüş; artık Cebrail Aleyhisselâm bile Sidre’nin berisinde kalmıştı. Cebrail Aleyhisselâm buradan ötesi için: “Bir parmak ucu kadar daha yak­laşsam yanarım!” demişti.

Ve sidreden ötesi

Sidreden ötesini Kur’ân’dan, Necm Suresi’nin âyetlerinden takip edelim:

“Doğruldu! O, Ufuk-u Âlâ’da idi!”2 Resûlullah Efendimiz (asm) burada en yüksek ufukta durdu, doğruldu. Önüne refref getirilmişti. Artık Cebrâil Aleyhisselâm’ı kevn âleminde, sidrede bırakmış­tı. Kendisi Arş-ı Azam’a girmiş3; “Vücub” âlemine doğru yönelmişti.

“(Refref ile) yükseldi ve yaklaştı.”4 Bu âyetle Allah Resûlü’nün (asm) Allah’ın akrebiyeti ile, kur­biyeti ile, yakınlığı ile müşerref kılındığını öğreniyo­ruz. Resûlullah (asm), Zât-ı Muallâ’nın kurbiyetine yaklaşmıştır.

“Artık Kâb-ı Kavseyn’de idi; yâhut daha da yak­laştı!”5 Bu âyetle Allah Resûlü’nün (asm) kâb-ı kav­seyn makamına yükselmekle teşrif edildiğini öğ­reniyoruz. Üstad Bedîüzzaman Hazretleri’nin (ra), “İmkân ile Vücub ortası” diye tavsif buyurduğu ma­kamdır kâb-ı kavseyn.6 Zât-ı İlâhî’ye, bir ok yayının iki ucu kadar veya daha da yaklaştı. Ve, artık “Zât-ı Celîl-i Zülcemâl ile görüştü.”7

Mülakat ânı

“İşte o esnada Allah kuluna vahyedeceğini vah­yetti!”8 Bu âyetle anlıyoruz ki, Resulullah Efendimiz (asm) Cenab-ı Hakka bizzat ulaştı ve bizzat görüştü ve Cenab-ı Hak’tan bazı esrar ve bilgileri aldı. Za­man ve mekân üstü olan bu makamda Allah Resulü (asm), Allah’ın, “Ehadiyet ile kelâmına ve rü’yetine mazhar oldu.”9

Bu âyetleri geniş bir perspektifle Otuz Birinci Söz’de tefsîr eden Bedîüzzaman, Allah Resûlünün (asm) burada Allah’ın azametinin delillerine şâhit olduğunu, âlem-i şehâdetin mânevî tezgâhları ve küllî kânunlarına, yeryüzündeki mahlûkatın amel­lerinin netîcelerine, cinlerin ve insanların fiillerinin cennetteki meyvelerine ve cehennemdeki zak­kumlarına, yeryüzündeki tesbihât ve tahmîdâtın cennet’ül-ne’vânın meyveleri suretine girmesine tanıklık ettiğini kaydediyor. “Elhamdülillâh” keli­mesinin, nasıl bir Cennet meyvesine dönüştüğünü müşâhede ettiğini beyan eder.10

Leyle-i mirac, ikinci birleyle-i kadir

hükmündedir

Mirac gecesinde öylesine müstesnâ bir gecenin sene-i devriyesini inşallah idrak edeceğiz. Bediüz­zaman, bu gecenin leyle-i Kadir hükmünde bulun­duğunu ve manevî kazancın bire bin olacağını haber veriyor.11

Mirac gecesini namazla, niyazla, Kur’ân oku­yarak, Cevşen okuyarak, Mirac Risalesi’ni okuya­rak, dua ederek ihya edebiliriz. Bizim miracımızın da namaz olduğunu; ömrümüz boyunca beş vakit namazda sebat ederek Allah’a yakınlık kazanabile­ceğimizi bir kez daha bu gece dimağımıza perçinle­yelim. Leyle-i Miracınızı bütün ruh u canımla tebrik ederim.

Dipnotlar:

1- Buhârî, X/1551,

2- Necm Sûresi, 53/6,7,

3- Sözler, S. 520,

4- Necm Sûresi, 53/8

5- Necm Sûresi, 53/9,

6- Sözler, S. 520,

7- Sözler, S. 520,

8- Necm Sûresi, 53/10

9- Sözler, S. 518,

10- Sözler, S. 532,

11- Şuâlar, s. 429

Kaynak: www.fikih.info

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*