Röportaj

Prof. Dr. Ümit Meriç: “İslamın izzetini temsil etmeye çalışıyorum”

Edebiyatımıza büyük hizmetleri olan ünlü mütefekkir, yazar ve düşünür Cemil Meriç’i vefatının yıl dönümü dolayısıyla rahmetle anıyoruz. (13 Haziran 1987)

Yakın tarihimizde önemli bir sosyolog olan Cemil Meriç, pek çok yönüyle insanların hayata bakış açısını değiştirmiştir. Cemil Meriç’in aziz hatırasına, onun gören gözleri, hakikat davasında eli, kolu olan yol arkadaşı ve günümüzün önemli sosyologlarından Prof. Dr. Ümit Meriç ile konuştuk. Röportajımızı istifadenize sunuyoruz…


Ailenizin manevî havasının çok eskiye dayandığı biliniyor. Meriç ailesinden biraz bahseder misiniz?

Meriç ailesini tanımlar iken evvela bugün yaşayan Meriç ailesi değil de, asırlar öncesinden ecdadımızın ailesini de dikkate almak gerekir. Bugün bir aile olarak varız ama varlığımızın köklerinde, dedelerimiz, ninelerimiz yer alıyor. Birçoğunun görmediği, tanımadığı, ismini bile bilmediği ecdadımızın bugün yaşayan devamıyız biz. Dolayısıyla aile dediğimiz zaman, aileyi kuran iki fert, bir kadın bir erkek olmak üzere onların da gidebildiği kadar eski dönemlerine gitmek aydınlatıcı olacaktır. Bu hem biyolojik hem de psikolojik bir bağ. Yani biz sadece biyolojik olarak değil, psikolojik olarak da geçmiş asırlarda yaşamış olan ailemizin birçok özelliklerini bugüne taşıyoruz. Mesela biyolojik olarak, babamın ellerinin sağ ve sol serçe parmağı da hafif içe kıvrıktır. Benim de öyle. Yani bazen farkettiğimiz bazen farketmediğimiz birçok iç ve dış biyolojik özellik, ecdadımızdan bize devrediliyor. Acaba Cemil Meriç’in hangi atasının serçe parmağı içe dönüktü. Onların birinden bu özellik bize de geçmiş.
Psikolojik olarak da mutlaka ailemizden, genlerimizden birçok durumu da ruhumuzda taşıyoruz. Sevdiğimiz yemeklere kadar birçok durum genlerimizle irtibatlı. Ben aileyi sadece şimdi yaşamakta olan birim olarak düşünmüyorum. İlk atamdan itibaren anneme ve babama gelinceye kadar, bütün geçmişlerimi kendi ailem olarak kabul ediyorum. Çünkü onların tüm özellikleri harmanlanarak bana veriliyor.
Benim için ailem ilk atamdan bana gelen tüm ecdadım ise, benden de kıyameti görecek olan son torunuma kadar devam eden bir silsile olarak aileyi düşünüyorum.

Aileyi büyük bir ağaç olarak görüyorum. Ecdadımın varlığı toprakta, gövdesi şuan yaşamakta olan ailem, dallar da göğe yükselen ve henüz doğmamış olan ailem. Ben bu konuda duaların da etkili olduğu kanaatindeyim. Yani nasıl Peygamber Efendimiz (asm) ahirzamanda gelen ümmetine dualar ediyorsa, ben aynı şekilde ecdadımızın bizim için ettiği duaların da etkili olduğuna inanıyorum. Müslüman olarak gökyüzünde devamlı amin diyen melekler olduğunu biliyorum. Bir ilim insanı olarak, dünyada hiçbir şey kaybolmaz. Varolmaz kanununca, duanın da gökkubenin altında kaldığına ve etkisini de sürdürdüğüne inanıyorum.


Üniversitede sosyoloji profesörü olarak çalışmaktaydınız. Sonra görevinize son verdiniz. Hayatınızda büyük bir dönüm noktası oldu. Bu süreç nasıl geçti, anlatır mısınız?
Dini bir terbiye alarak büyümedim. 30 yaşında iç hesaplaşmalar ile karşı karşıya kaldığım zaman, son çare olarak namazı kılmak istedim. Namazın sırrını secdede yakalayınca bir daha da namazı bırakmamaya karar verdim. Elhamdülillah 1978’den beri.

1978’de İslâmî bir hayatı yaşamaya niyet ettim. Oruçlarımı tuttum, kaza ettim. İslâmî literatüre dahil oldum. Başta Kur’an-ı Kerim, Kütüb-ü Sitte olmak üzere İslâmın temel kaynaklarını okudum. Müslüman mütefekkirlerde ülfetimi yoğunlaştırdım. Ama 99 yılına kadar başı açık bir insandım. 99 depreminde ölüm ile gerçekten burun buruna geldiğimi hissettim. O zaman dua ettim, deprem dursun zararı dokunmasın. İnşaallah bizden sonra gelecek nice insanlar, torunlarımız dünyada yaşasınlar, varlıklarını sürdürsünler diye dua ettim. Zaman zaman da duanın kabul olduğunu da hissederim. O akşam benim için çok özeldi. Çok korkuyla, yürekten yapılan dualardı. Oruç tutuyorum zekat da veriyorum ama benim başım açık dedim Allah’a. O zaman bir hayli utandım. Sen benim dualarımı kabul eden Allah’sın, ben senin emirlerini yerine getirmeyen bir kulum. Bu geceden itibaren başımı örtmeye niyet ediyorum. Beni bana mahcup etme Rabbim dedim. Ve elhamdülillah 22 senedir başı örtülü Müslüman bir hanım olarak dünyayı geziyorum. İslâmın izzetini bütün başörtülüler gibi temsil etmeye gayret ediyorum. Mümkün olduğu kadar yardımsever, güler yüzlü, iyi bir insan olmaya çalışıyorum.


Kadın olarak annenizi örnek aldığınızı söylüyorsunuz. Anneniz nasıl bir insandı?
Annem çok adil bir insandı. Kendisi de öğretmendi. Bu özelliği bana çok tesir etmiştir. Kedimize ve diğer kedilere yemek verirken dahi hepsine eşit verirdi. Bu küçükken beni çok şaşırtırdı. O zaman anladım ki sevgi başka, adalet başka. Ben de hayatım boyunca, 30 yıllık hocalık süremde sevdiğim sevmediğim her öğrencime fazla ya da eksik puan vermedim. Demek ki adil olmayı küçükken annemden öğrenmişim.
Vücut ve ruh temizliğini yine annemden öğrendim. Annem çok temizdi ve çok hürmet eden bir insandı. Annem hiç kötü kelime kullanmazdı. Bu özelliği bende de var. Ben de mümkün olduğu kadar temiz bir dille konuşmayı ve öfkelendiğim zaman da karşımdakini rencide edecek kelimeleri telaffuz etmemeyi yeğlerim.

Yakın tarihimizde önemli bir sosyolog olan babanız Cemil Meriç’ten biraz bahseder misiniz. Vefatından evvel size verdiği nasihatler oldu mu?

Bizim babamla aramızda tam 30 yıl yaş farkı var ama babam çocuklarıyla çocuk olmayı bilen bir insandı. Hatta torunlarıyla da onların yaşına inip küçük bir çocuk olurdu. Babam başlangıçta bize karşı ciddiydi. Gözlerini kaybettiği dönemlerle kıyaslarsam, gözlerinin gördüğü dönemlerde daha bir kaşı havada bir babaydı.

Gözlerini kaybettikten sonra ben ona okumaya başladım. Ben 8, babam 38 yaşındaydı. Dolayısıyla bir yerde ben onun gözlerinin yerine geçtim. Tabi sadece ben değil, annem, abim, az önce bahsettiğim talebeler kuşağı, herkes ona okurdu. Malum kız çocuğu babaya çok bağlıdır. Ben de bu kuralın içine dâhil olan bir kız çocuğuyum. İlkbahar günlerinde şimdi Büyükşehir Belediyesi’nin lokantası olan Fetih Paşa Korusu’nun önündeki evimizin mermer merdivenlerine otururduk. Ben ona Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’sunu okurdum. Mesela İdeolocya Örgüsü, bunu okuyorum ama İdeolocya Örgüsü ne demek, bunu babama sorardım.

Sonra baktım ki rahatsız ediyorum, çünkü hiçbir şey anlamıyorum. Onun üzerine karar verdim. Anlamasam bile okuyayım, babam için okuyorum, kendim için okumuyorum. Anlamadan okumaya devam ettim. Zaman içinde birçok şeyi ben de anlamaya başladım. O dönem böyle bir çocukluk kararına varmıştım. Çünkü babamın körlüğünü unutması, ona okumamıza bağlıydı. Yani karanlıklarının aydınlanması için, zihninin mutlaka doldurulması gerekiyordu. O dışarıdan gelen malzemeyi en güzel şekilde, kendi hazırlığıyla mükemmelleştirerek, yepyeni bir terkip olarak sunuyordu.

İlerleyen zaman zarfında bu ilişki sekreterlikten, yazı arkadaşlığına döndü ama bence en önemlisi iki dost ilişkisiydi. Babam da benimle sırlarını paylaşırdı, ben de babamla sırlarımı paylaşırdım. Tabi olarak bir babanın kızına anlatmaması lazım gelen şeyleri, dost olduğum için ve sır saklamasını bildiğim için o bana anlatırdı. Bir kız evladının babasına anlatmaması gereken konuları da, ben babama anlatırdım. Dolayısıyla benim babamla çok boyutlu, dünya tarihinde ikinci bir örneğini bilmediğim, çok katmerli bir ilişkimiz vardı. Ömrünün son demlerinde felç olduğu için onun hemşiresi de oldum. Ona bir tıp mensubuymuş gibi, dikkatle hizmet ettim ve son nefesine kadar yanından ayrılmadım.

Cemil Meriç, evvela bir ciddiyet abidesidir. Sonra toplumunun geçmişinin ve hâlinin sorumluluğunu omuzlarında taşıyan insandır. Üçüncü özelliği ömrünün her dakikasını ilme vakfetmiş olmasıdır. Dördüncü özelliği dünya tarihinde gözleri görmeden on iki fikir eseri kaleme almış olan ilk ve son insan olmasıdır. Onun hakkında 400 sayfalık bir kitap kaleme aldım. Cemil Meriç’in bir mucize insan olduğuyla ilgili teferruatlı bilgiyi öğrenmeleri için okurlarımızı o kitabı (Babam Cemil Meriç, İnsan Yayınları, 2018) okumaya davet ediyorum.

Şu günlerde kitabımın İngilizceye tercümesi için ön görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Bu benim için  çok önemli. Zira kitabımı dünyaya tanıtmanın ilk adımı olacaktır. Dünyanın entelektüel eliti, 20. yüzyılda Türkiye’de böyle bir mütefekkir muharririn yaşadığını öğrenmeli. Eserleri  70. baskıya yaklaşan dolayısıyla Türkiye’nin sevdiği ve saydığı bir isim olarak Cemil Meriç, dünya düşünce ligine çıkmayı hak ediyor. Cumhurbaşkanımızın en çok atıfta bulunduğu bu imzayı İslam dünyasının da mutlaka tanıması gerek. Her şeyin bir vakti merhunu var. İnsaallah eserlerinin bazılarının dünyanın büyük dillerine tercümesi gerçekleşir. Eserlerinden yapılan bir seçmeler kitabının da Malezya’dan Afrika’ya güneşin üstünde batmadığı bir irfan imparatorluğunda okunması nasip olur inşallah.

Bir röportajınızda ölümden korkmadığınızı söylemişsiniz. Bir sosyolog olarak ölümü ve hayatı nasıl tanımlarsınız?
Ölümün tanımını yapmak çok kolay bir iş değil. Çünkü insanoğlunun ölümle ilgili olarak birçok tespiti ve inancı var… Ölüm her ne kadar nefesin bitmesi olsa da, doğmadan önce 4 ay 4 günlükken bize ruh üfleniyor. Dolayısıyla anne karnındaki bebek korkabiliyor, annenin ruh halinden etkileniyor. Yani insanın psikolojisi doğmadan önce de var. Belki de öldükten sonra da belli bir psikolojiyi yaşama ihtimali var. Nitekim ne diyoruz biz Allah kabir azabından korusun. Kabrin cennet bahçelerinden bir bahçe olması. Bunları zaman içinde göreceğiz sıramız gelince.
Hayata gelecek olursak, ben hayatı çok severek yaşadım, yaşıyorum. Ölümden hiç korkmuyorum ama hayatı da çok severek yaşıyorum. Bana verdiği en büyük nimet de idrak nimeti. Hayatın ne kadar büyük bir ayrıcalık olduğunu bana lütfetmiş olması. Rabbim hayat şerefini bize lütfetti. Hayatın kendisini bizzat şereftir, bir ayrıcalıktır. Rabbül alemin tarafından seçilmiş olduğumuzun bir müjdesidir. Böyle bir müjdeyi almış bir insan olarak ben nasıl hayattan şikayet edebilirim. Hiç olmayabilirdik ama var olduk. Sadece var olabilmenin kendisi bile şükürden aciz kaldığımız büyük bir nimettir. Ondan sonra sayısız nimetler geliyor. Dünyanın en fakir insanı bile hayatta olduğu için bunun şükrünü eda etmeli. Allah şükredin nimeti artırayım diyor. Ben hep şükrettim Rabbim de nimeti artırdı, okurlarımıza da tavsiye ederim.

Birçok yerde Cemil Meriç’in gören gözleri olarak anılıyorsunuz. Babanızın son nefesine kadar karanlıkları aydınlatan büyük bir görevi üstlendiniz. Bu durumun size kattıkları oldu mu? Babanız ile aranız nasıldı?
Baba duası aldım. Dünya kuruldu kurulalı bir baba evladından razı olduysa o baba benim derdi, babam. Bütün okurlarıma anne baba duası almalarını tavsiye ediyorum.

Babamla aramızda baba-kız ilişkisinin ötesinde hoca-talebe ilişkisi vardı. Babam, benim hocam, arkadaşım, sırdaşım, dertdaşım idi. Ben de onun talebesi, dostu, sırdaşı, dertdaşı idim. Her zaman aramız yağ-bal değildi. Ama beni kırdığı zamanlar hemen pişman olur, özür diler, kırgınlığım geçmezse “Baba ile kızın dargınlığı on beş dakikadan fazla sürmez!” diye neredeyse yalvarırdı. Onun da benim de kinimiz yoktur. Aramızda bazen fikren bazen ruhen çıkan çatışmalar on beş dakika sonra kahkahalarla sürüp giden bir sohbete dönüşürdü.

Cemil Meriç’in her şartta okumalar yaptığını ilme büyük iştiyak duyduğunu biliyoruz. Sadece bir hatırasında insandaki hürriyetin kaynağını bulamadığını ifade ediyor. Buna karşı dostlarından biri Risale-i Nur’dan cüz-i ihtiyarı meselesini anlatıyor. Ondan sonra Risale-i Nur okumadan ölmenin cahillik olduğunu söylüyor. Bu hadiseden bahseder misiniz?

Şerif bey bize gelmişti o sırada babam da Risale-i Nur okutuyordu. Şerif beye de Hazreti Bediüzzaman ile ilgili çalışma yapmasını tavsiye etti. O da ondan sonra çalışmaya başladı, kitabı çıktı. İkisi de arayan insanlar ama Elhamdulillah ikisi de bulanlardan oldular. İnşallah biz de onlardan oluruz. Said Nursi Hazretleri, tabi ki 20. yüzyılın yetiştirdiği en büyük velilerden birisi, belki birincisi. Türkiye’deki bu iman selameti, iman kuvveti onun risalelerinden de kaynaklanıyor. Onun öğrencilerinin ciddiyetinden de kaynaklanıyor. Kendisini hürmet ve rahmetle bu mübarek günlerde anıyorum.

 

Teşekkür ederiz…

 

Cemil Meriç

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*