Ayın İçinden

Hulusi Yahyagil

(1896-1986)

Risale-i Nur’un doğuş ve neşir yıllarında önemli hizmetleri bulunan saff-ı evvel talebelerden Albay Hulusi Yahyagil’i vefatının yıl dönümünde rahmetle anıyoruz.

Risale-i Nur’da Hulusi Bey unvanı ile anılan Hulusi Yahyagil, Bediüzzaman Said Nursî ile ilk tanışmasından itibaren Risale-i Nur’un doğuş ve neşir yıllarında önemli hizmetlerde bulunan saff-ı evvel talebeler arasında yer almıştır.

 

“Nur’un birinci talebesi”

Barla sıddıklarından olan Hulusi Yahyagil, 1896 yılında Elazığ/Harput’ta dünyaya gelmiştir. Hulusi Yahyagil, ilk tahsilini Elaziz Çarşı Camii imamından almış. Sonra Elaziz Askerî Rüştiyesi’ne kaydolmuştur. Askerî lisedeyken üç günde bir Kur’ân’ı hatmetmiş. 1915’te Çanakkale Savaşı’nda bulunmuş. Albay İbrahim Hulusi Yahyagil, Harp okulu mezunu, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı gazisi, dinî ve manevî ilimlere aşina ve Bediüzzaman Said Nur­sî’nin ifadesiyle “yüksek bir mertebe olan imamlık şerefiyle şereflenen” bir zattır. Bediüzzaman ile 1928’de Eğirdir’e tayin edildiğinde tanışmıştır. Bediüzzaman’ın ifadeleriyle Mektubat’ın çoğu, Lem’alar’ın bazı, Sözler’in son kısmı Hulusi Yahyagil’in iştiyakıyla,  pek önemli sorularının cevapları olarak kaydedilmiştir. Özellikle “ilmin anahtarı” olan sorularıyla Mektubat başta olmak üzere, pek çok hakikatin vücut bulmasına vesile olmuştur. Bediüzzaman, onu “Nur’un birinci talebesi” olarak adlandırmakta ve diğer talebelerine örnek göstermektedir.

Hulusi Bey 1944’te albaylığa terfi etti ve 1950’de Denizli Askerlik Şubesi Başkanlığından albay rütbesiyle emekli oldu. Hulusi Bey ilk görüşmenin üzerinden yaklaşık yirmi yıl geçtikten sonra 1950’de Bediüzzaman’ı Emirdağ’da ziyaret etti. Bu görüşmeleri çok hasta olduğu için yirmi dakika kadar sürdü. Bediüzzaman bu görüşmesinde Hulusi Bey’e şunları söyleyecektir:
“Şimdi seni bırakmam, ama karşıdaki kahveden gözetliyorlar. Şimdi git. Sana sorarlarsa ‘Duydum da geldim, ama dedikleri gibi değilmiş’ de” diye tembih etti. Hulusi Bey’in bu konudaki yorumu şöyledir: “Bu şekilde söylemekle, hem yalan söyletmiyor. Hem de, tevazuunu gösteriyor. Bu arada beni de korumuş oluyor.” 1

Manevî evlâdı olarak gördü

Hulusi Yahyagil için Bediüzzaman, bir mektubunda şunları yazıyordu:  “Siz maddî rütbenizden çok yüksek mânevî rütbeniz iktizasıyla ayrı ayrı yerlere gönderiliyorsun. O yerlerin sana ihtiyacı var. Hiç merak etme. Senin Risâletü’n-Nur hakkında mektupların, çok talebe yerinde, senin bedeline hizmet-i Nuriyede çalışıyorlar. Birinciliği daima sana kazandırıyorlar.” 2

Bediüzzaman, Hulusi Yahyagil’in Nur hizmetindeki yerini şöyle belirtmiştir: “Hulûsi Bey, benim yegâne manevî evlâdım ve medar-ı tesellîm ve hakikî vârisim ve bir dehâ-yı nuranî sahibi olacağı muhtemel olan biraderzadem Abdurrahman’ın vefatından sonra, Hulûsi aynen yerine geçip o merhumdan beklediğim hizmeti, onun gibi ifâya başlamasıyla ve ben onu görmeden epey zaman evvel Sözler’i yazarken, onun aynı vazifesiyle muvazzaf bir şahs-ı mânevî bana muhatap olmuşcasına, ekseriyet-i mutlaka ile temsilâtım onun vazifesine ve mesleğine göre olmuştur. Demek oluyor ki, bu şahsı, Cenâb-ı Hak bana hizmet-i Kur’ân ve imanda bir talebe, bir muin tayin etmiş. Ben de bilmeyerek onunla onu görmeden evvel konuşuyormuşum, ders veriyormuşum.”

Hulusi Yahyagil’in Bediüzzaman ile en son görüşmesi ise 1957 yılında yine Emirdağ’da gerçekleşti. Bediüzzaman, Hulusi Yahyagil hakkında “Nurun eskiden hiç sarsılmayan muhlis bir kahramanı, elbette dünyanın geçici, kıymetsiz, fani vaziyetleri karşısında telâş etmez, mağlûp olmaz İnşâallah” demektedir. 3

Hulusi Yahyagil, 25 Temmuz 1986’da 91 yaşında vefat etmiştir. Bu vesileyle vefat yıl dönümünde duâlarla anıyoruz.

Dipnotlar

1) A.V.Ünlü, Bediüzzaman’ın ilk Talebelerinden Dinlediklerim, s. 52-53.

2) Barla Lâhikası, s. 165.

3) Son Şahitler 1. Cild s. 318.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*