Tefekkür Dünyası

Kaderin ağı

Bir resim çizmekti plânım. Fakat balıkçı ağını toplarken takıldı zihnim kaderin ağına. Zahire göre balıkçı attı ağı, takıldı balıklar, sonra kimin sofrasında kimin midesinde olacak bilmiyorum.

Rızkı gönderen Rabbim sebepler ardında seyrediyordu, bakalım asıl rızkı vereni görüp,  bilecekler mi diye…

Balık ağını toplarken bazı balıklar geniş bulduğu deliklerden düştükçe, balıkçının canının sıkıldığını anlıyordum. Hiç de canın sıkılmasın, ağını tamir etseydin böyle olmazdı, diye düşünürken; nerden biliyordum da kesin yorum yapıyordum. Belki de fark etmedi ya da şimdi denize atıldıktan sonra bir yere takıldı. İşte benim bilemediğim kısım olduğu için, kesin öyledir diye, yorum yapmamam gerekiyordu.

Çırpınıp denize düşen balıkları seyretmek karşıdan güzeldi. Şimdi kurtulmuş mu oldular ya da bir dahaki sefere mi? Onu da bilmiyorum ki, belki de başka bir balığın midesine doğru yola çıkmışlardı.

Yani meçhul… Kader ağı ne kadar karmaşa imiş derken, “Allahhh!” diye bağırıp elini havada sallayan balıkçının çığlığı ile önüme pat diye düştü. O anda ne yapacağımı bilemedim. Demek ki balıkçı balıkların arasındaki yengeci görmedi, parmağını ısırınca da fırlatıp attı. Şimdi yengeç benim önümde idi. Yani cüz-i irade gibi çıkmıştı karşıma… Yengeç ile birbirimize bakarken dedim ki, “Seni şuradaki taşla öldürebilirim veya senden uzaklaşabilirim.” Ne yapmam lazımdı? Bir anda kader ne olacaktı, diye düşündüm.  Yani ben karar verecektim.  Bir an şaşırdım, sonra yengece dedim ki, “Seni öldürmek istemiyorum, sen var git yoluna fakat insanlara zarar verme” derken; ben de tedbirimi alayım dedim. Oradan uzaklaşmak için yerimden kalktım, zaten balıkçı teknesi de kıyıdan ayrılıyordu.

Ayağa kalktığım anda nereden geldiğini anlamadığım bir arı elimi soktu, bir çığlık da benden çıkmıştı. Hemen denizin suyuna batırdım, biraz kumdan elime alıp acıyan yere masaj yaparak yürümeye çalışıyordum ki, ikinci çığlığım çıktı ağzımdan… Bir anda neler oluyor diye baktığımda taşların arasındaki yengeci görmeyip ayağımı basmıştım, aslında yengeç yönünü denize doğru çevirmiş gitmekteydi. Beni ısırmak gibi bir düşüncesi yoktu elbet… Sözde tedbirimi de almıştım. Allah’ım kader ağını ince ince, latif bir sanatla nasıl da örüyordu. Ben tedbirimi alsam da kaderimde miydi yengecin ısırması? Ama ben cüz-i ihtiyarımı kullandım, yengeçten uzaklaştım, fakat külli irade farklı tecelli etti, kaderim oldu diyecektim ki durdum. Acaba benim dikkatsizliğim yüzünden mi yengeç benim ayağımı acıttı? Yoksa zaten canım yanacak mıydı? İşte yine bilmiyordum. Ya da tedbir de alsam yengeç beni ısıracak mıydı?  Ne kadar çok sorular vardı, işin içinden çıkamadım. Çıkış noktam Ehl-i Sünnete göre “Bilmiyorum” demeliydim.

Başımıza gelen, bilhassa hoşumuza gitmeyen şeylerde nasıl da insanları suçlarız değil mi? Kadere fetva verdirdiğimiz yönleriyle düşünmek gerek.

Zamanında ne yaptık, nasıl kararlar verdik de şimdi önümüze memnun olmadığımız şeyler çıkıyordu… Nasıl ki kendinize bir kazak öreceksiniz, bedeninize uygun olması için kaç ilmekten başlayacağınızı bilmeniz gerek. Eğer buna dikkat etmezseniz bitince üzerinize olmayan kazak… Ne yapayım olmadı, kısmetimde yokmuş giymek, diyemezsiniz; çünkü sizin hatanız. Eğer ilmek sayısında yaptığımız dikkatsizliği anlarsak bu feraset olur, ne bir başkasını ne de kaderi suçlarız.

Böyle düşününce her hal üzere “Elhamdülillah” dedim ve bu manzarayı resmettim. Kıyıdan ayrılıp eve dönerken elimdeki tuvali gören biri “Ne güzel resim yapmışsınız” dedi. “Bu kıyılar iyi ilham veriyor insana değil mi?”, diyerek resmime bakıyordu.

Ona göre sadece gördüğünden ibaret bir resimdi fakat resmin hakikati başkaydı.  Arı, yengeç, balıkçı, balıklar neden o resimde varlar bilemez. Demek ki herkes başına gelenin hikmetini bilebilir, dışarıdan biri yorum yapamaz. Çünkü o kişinin hayatını yaşarken ne yaptığını bilemediği için… Tuvale her çizdiğim bir manayla girdi, onu da sadece ben bilebilirim, tabi ki gördüğüm kadarıyla… Bir başkası sadece resmi görür, hakikati göremez. Fakat siz anladınız hakikati çünkü birlikte yaşadık, tenezzühün tefekkürünü. Kader bizim için bir ağ örüyor, sonra da ince detaylarla ortaya çıkıyor. Bir yerdeki söz, davranış sonra önümüze nasıl çıkar bilmiyoruz. Fakat bazen kadere fetva verdiren biz oluyoruz.

Onun için hep derim ki “Yarabbi! Hatamı hata olarak anlayabileyim.

Doğru yaşayabilmek için Senden basiret, feraset, şuur istiyorum.”

Kusurum olduysa affola, kaderin ağını örüyoruz dikkatli ola…

Hikâyenin hakikati artık sizin…

 

Ayşenur Yaşar

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*