Kapak Röportaj

Kudüs’ün fethi İttihad-ı İslâm ile mümkün

Mirasımız Derneği Eğitim Sorumlusu Suna Durmaz ile Kudüs üzerine konuştuk. Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü yolunda Risale-i Nur’un büyük rol oynayacağını söyleyen Durmaz, Kudüs’ün fethinin uhuvvet ve ihlas esaslarıyla İttihad-ı İslâmı sağlayarak mümkün olacağını söyledi.

Müslümanların ilk kıblesi, Miraç hadisesinin gerçekleştiği yer olan Kudüs, Müslümanlar için önemli bir konuma sahip. Mescid-i Aksa’ya uzak kalan müslümanlar olarak vazifemizi nasıl yapabiliriz? “Gidemezseniz de kandillerine zeytinyağı gönderin” hadisini nasıl anlamalıyız?

Miraç hadisesinin gerçekleştirildiği yer olan Kudüs, İsrâ Suresi 1.ayette bahsi geçer. Cenab-ı Hak,  “Bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir” diye buyuruyor. Yani burada el-Aksa uzak mescit anlamında. Allah, gerçekten Mescid-i Aksa’nın Müslümanlar katında biraz uzak kalacağını, başına sıkıntılar geleceğini beyan etmek istedi. Bunu Mescid-i Haram’la yakınlaştırdı. Tabi burada Üstad Bediüzzaman’ın belirttiği gibi, binlerce vechinden bir vecih olarak ben böyle anlıyorum. Yüzyıllarca Müslümanlar Kabe’ye olan sevgilerini ifade etmişlerdir, hacca gitmişlerdir, umreye gitmişlerdir. Defalarca gitseler de bıkıp usanmamışlardır. Gönüller hep buraya akmıştır. Ama Mescid-i Aksa, o uzak mescit her nedense, aynı sevgi ve ihtimamdan uzak kalmıştır. Belki de Allah-u Teala gerçekten, bu iki mescidi bir arada zikredin, aynı ihtimamı gösterin, bu iki mescit kardeş mescittir demek istemiştir, kim bilir. Tabi Miraç hadisesi meydana geldiğinde Kudüs, Mescid-i Aksa, Bizanslıların işgali altındaydı. Miraç, işgal altındaki topraklarda gerçekleşmiştir. Demek ki, bu kutsal belde işgal altında olsa da Müslümanın gitmesine işarettir. Hadis-i şeriften de biz bunu anlıyoruz. Peygamber Efendimiz (asm) Meymune  bint Sad Hazretleri, “Ya Rasulullah (asm) bize Beytul Makdis hakkında hüküm verir misiniz?” diye sorduğunda, Efendimiz (asm) “Orası haşir ve neşir yeridir, oraya gidin namaz kılın, oradaki namaz bin kat daha faziletlidir.” “Eğer gidemezsek Ya Resulullah” dediğinde, “Gidemezseniz kandillerin yanması için yağ gönderin, bunu yapan sanki orada namaz kılmış gibidir” diye buyuruyor. Buradan şunu anlıyoruz, işgal bizi ilk kıblemizden alıkoyamaz. Mutlaka bir yolunu bulup oraya ibadet maksadıyla gitmemiz gerekiyor. Orası Mescid-i Haram’ın Kabe’nin kardeşidir, Mescid-i Nebevi’nin kardeşidir. Resulullah (asm), “Bu üç mescitten başka yere yolculuğa çıkılmaz” diyor. Orada ibadetlere izafi olarak sevap verilmektedir. Bu bakımdan müslümanın gündemi namazdır. Allah-u Teala beş vakit namazı bize hediye etmiştir. Bu Mescid-i Aksa’dan gelmiştir. Dolayısıyla gündem belirleyen bir durumdadır. Bundan dolayı bizim her gün Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü için kavli ve fiili dualarda bulunmamız gerekiyor. Nasıl yapabiliriz? Şuan da tabi İsrail ile Türkiye’nin diplomatik ilişkileri var. Bu sayede Türkler, Kudüs’e gidebiliyor. Ve çeşitli STK’lar orada faaliyetler yapıyor. Mirasımız Derneği de bunlardan biri. 14 yıldır Kudüs için faaliyet yürütmektedir. Bunlar aracılığıyla yardım götürülebilir, gönderilebilir. Ama hepsinden önemlisi oraya gitmek için çok gayret göstermek bunun yollarına bakmak lazım. Gidinceye kadar da yardımlarımızın ulaşmasını sağlamamız gerekiyor.

Kudüs’e yapılan zulümler aslında tüm insanlığı ilgilendiriyor. Bazı insan hakları savunucuları bu durumu dava edinmişken, kimileri gündemine dahi almıyor. Bunun sebebi nedir, herkesi nasıl uyandırabiliriz?

Tabi ki insan hakları derneklerinin, özellikle uluslararası sahada faaliyet gösteren derneklerin çoğunluğunun Filistin hususunda sessiz kalması, belki de bizim eksikliğimiz, dil bilmememiz, uluslararası sahalarda bir varlık gösteremememiz sebebiyle olmaktadır. Artık mesele çok ciddi boyutlarda. Son zamanlardaki olaylar da bunu göstermiştir. İslâm ümmetinin ciddi ciddi oturup düşünmesi ve projeler üretmesi, strateji belirlemesi ve dünyadaki hür insanlarla birlikte hareket etmesi lazım. Dünyada zulme dur diyen insanlar var elbette. Bunlara ulaşmalıyız. Burada bize engel olan en büyük etken dil seviyemizin zayıf olması. Uluslararası seviyede hareket edebilmemiz için yabancı dilimizin olması gerekmektedir. Neden Filistin için hukukçular harekete geçmesin, mesela öncelikle ülkemizde Filistin için hukukçular birliği, öğrenciler birliği gibi birlikler oluşturulmuş olsa ve bunlar kendi çaplarında dünyadaki diğer sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte hareket edebilirler. Yabancı dil öğrenmek ve bu dili, bu dava için kullanmak bizim için elzemdir. Özellikle sosyal medyada bunun etkisini görmekteyiz. Mesela Kudüs’teki Şeyh Cerrah mahallesinde olan zulümleri, oradaki el kürt ailesine mensup Mona ve Muhammed adındaki ikiz kardeşlerin, sosyal medya üzerinden yapmış oldukları programlar neticesinde bütün dünya duydu. Bu noktada dil bilmenin önemi ortaya çıkmış oldu. Bizim de Türkler olarak Arapçayı bilmemiz gerekiyor. Onların diliyle destek olalım diye. Dil, olayları dünyaya duyurmak açısından büyük önem arz etmektedir.

Müslümanlık, Yahudilik ve Hıristiyanlık için önemli bir konumda olan Beytü’l-Makdis’i inanç sahipleri nasıl muhafaza edebilir? 

Allahu Teala, ehli kitab için bunların hepsi bir değildir diye buyuruyor. Yani onlar için zalimler, zulüm edenler olduğu gibi, haktan taraf olanlar da vardır mutlaka. Bunları bulmak, bunlarla birlikte harekete geçmek gerekiyor. Gerek Hıristiyanlarla, gerek Yahudilerle, aramızdaki ortak kelimeleri bulmamız gerekiyor. Ortak kelime ne olabilir aramızda, insanlıkta kardeş olarak zulme dur diyebilmemiz gerekiyor. Dolayısıyla din adamlarına ulaşılabilir, onlarla beraber hareket edilebilir diye düşünüyorum.

 

İslâm ülkelerinin Kudüs tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz, daha başka neler yapılabilir ?

İslâm ülkelerinin durumu ne yazık ki iç açıcı değil, özellikle resmî kurumlar açısından halk nezdinde Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın çok büyük yeri var. Halklar bir şeyler yapmak istiyorlar. Ama bu bilinçsiz hareket olduğu için fazla etkili olmuyor ne yazık ki. İslâm ülkelerindeki kardeşlerimizin, Türkiye dahil olmak üzere, eğitilerek, “Mescid-i Aksa nedir, Allah katında, İslâm dininde yeri nedir, Kudüs nedir, Filistin nedir?” bunların eğitiminin verilmesi gerekiyor. İnsan bilirse ancak sever, severse fedakârlık yapar ve eyleme geçer. Bu eylemler elbette belli çeşit faaliyetlerle olabilir. Bu da siyasileri karar almaya, birlikte hareket etmeye sevk edebilir.

 

Kudüs’ün fethinin İttihad-ı İslâm ile mümkün olduğu gözüküyor. Müslümanların birlik içinde yaşamaları için neler yapılmalı?

İttihad-ı İslâmı meydana getirebilmek için, “kardeşlik nedir?” bunu tesis etmemiz gerekiyor. Üstad Bediüzzaman bunu Uhuvvet Risalesi’nde çok güzel bir şekilde anlatıyor. Bunun yollarına bakmamız gerekiyor. Şuanda bizim ihtilaf konularımızı, mezhebi,  meşrebi, ırkı olsun bunları bir tarafa atarak, bir araya gelmemiz gerekiyor. İslâmın çeşitli unsurları arasında tartışılacak mevzular olacaktır mutlaka. Bunu bir tarafa atarak, topraklarımızı işgal etmiş olan gaspçıların buralardan sökülüp atılması gerekiyor. Bu da ancak vahdetle, kardeşlikle olabilir. İhlas, uhuvvet Risalelerinin çokça okunması ve gayret edilmesi gerekiyor. Kardeşliğin tesisinde Risale-i Nur, önemli bir rol oynamaktadır. Hatta Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü yolunda Risale-i Nur’un büyük rol oynayacağına eminim. Çünkü İslâm hakikatlerini savunan, yaşanmasına ve yaşatılmasına gayret gösteren kıymetli eserlerdir. Bu davaya gönül vermiş insanların da bu eserlere ihtiyacı çok büyüktür diye düşünüyorum.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*