Düşünceler

Kâinatın besmelesinden…

Her yeni başlangıç doğar gâh güne, gâh geceye. Cümlesine elzemdir tek bir kelime. Lâkin dilemedikçe ne bir satır yazılır ve ne de bir sayfa açılır yeryüzünde. Eciş-bücüş tabirimiz yetmez on sekiz bin âlemin dizginlerini tutan için. Ona sığınmak, Ona iltica etmek. Kendini bir “hiç” olarak kabullenmek demek.Yok iken var olmak, var iken henüz varlığından haberdar olmak değil mi sanki? Yeryüzünde kendi halinde, intisapsız/başıbozuk bir mânâ kalmamıştır ki varlığı giyinmiş olsun. Ne lisanda, ne gözde, ne bedende ve ne de yürekte. Dağ-taş, cansız bildiklerimiz dahi olsa bile. Varlık kapısında kul olmakla. Şiddetle teberri ettiği kendi havl ve kuvvetinden, sonsuz güç ve kudretin damenine.

Yetmez bu daracık dünya menzili, ahiret için halk olunan ruhlara. Sahi gizem ne idi? Her türlü zorluğu, katlanılması güç olan her sıkıntıyı, her müşkülü hal eden. Varoluşumuzu tefsir edip anlam kazandıran. O gizli tılsım ki, ebedi hazinelerin anahtarı olan!

Kâinata meydan okuyabilmek öyle kaville değil de hal diline yansımış aynalarda. Kamer onun menzilinde bir lamba, yıldızlar mumları. Bir işaretle göğe yazı yazmak! Miraca urûc eden zat ki, âlemlerden ihbarlar getirmişti o nebi (asm) ümmetine. Beşaretle yıkanmıştı gamm-gin aciz beşerin zulmet dolu istikbali. Ne bahtiyar olmuştur işitip iman getirenler gayb âlemlerinin kapıları bir bir aralandıkça. Kimin şefkatiyle, kimden medet umarak yollara dökülmüşlerdi o sevgililer? Öyle ki, o taştan mağara muhkem bir kaleye dönmüştü…

Kilitler gönüllerde olmasın yeter ki. Kâinatın besmelesi olan zata iktida ile. Var olmak demek o bağlılıkla. Yokluktan azat olur varlığı giyinenler onun nuruyla… Sonsuz kudretin gölgesinde olmak. Sonsuza uzanıp eklenerek giden bir dua silsilesidir yaşamak. Yaşarken var olmak, iman ile yaşamak. Dilimizin ucunda, kalbimizin ta içinde, yüreğimizde ilmek ilmek işlenmiş, ruhumuza yazılmış tüm her şeyin bidayetinde. Semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musağğarası olan insana. Ferşi arşa bağlayan, insanî arşa çıkmaya bir yol. O ruh naçar gezer de dünya yüzünü, ahiretten başkasıyla doyup, bir türlü tatmin olmaz. Ne uslanır, ne yorulur aradıkça. Ve ne de sükûnet bulur onu bulmadıkça. Aramaya, çaresiz çabaya, çırpınmaya… Fanilerin önünde boyun eğmekle kurtulamaz bir türlü köle olmaktan. İster bir can olsun arzu edip peşinden koştuğu, isterse de o gamsız yuvarlağın ta kendisi. Fani şişelerin algısı-vergisi, gücü nisbeti kadardır nihayetinde. El-hannâs bir vızıltıyı susturan, yağmurun tek habercisidir o ra’d.

Tüm her şeye hükmü geçene bir duadır besmele. Ufacık bir yürekten yükselir ve ulaşır sahibine. Ve asla mukâbelesiz kalmaz sahiplenenine. Dipsiz kuyudan çıkaran iffetli varlık misali ferah bulur ruhumuz, zindanlardan halas oldukça. Üzülme! Sadece üzülmek yakışmaz bize. Haydi, bir besmele çek ve yeniden başla her şeye. Tüm kâinatın bidayetindeki olduğun öze çözülsün yüreğinin şifreleri. İntizâr ettiğin tüm olmazlar olur, bütün imkânsızlar açılır o istiâneye…

“Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı Zat-ı Ahmediyealeyhissalâtü vesselâm olduğu gibi en birinci anahtarı dahi Bismillahirrahmanirrahîm’dir. Ve en kolay bir anahtarı da salavattır.”1

Dipnot:

  • Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, s.21

Nuriye Sağdıç

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*