Kelimat Çiçekleri

Enis…

Dost, arkadaş, hemdem, ünsiyet edilmiş olan…

İnsanın en çok ihtiyaçlarından biridir alıştığı kişilerle hemhâl olmak, görüşmek, muhabbet etmek.

Ruha, akla, kalbe yakın hissettiği dostlarıyla yan yana olmak ne kadar kıymattârdır.

Kişi gurbet diyarında olsa yahut memleketinde gurbet hisleriyle dolsa da o “enîs” dostlar sılayı hissettirir. Sıcacık olur yüreği kişinin… Yalnızlık duygusu erir, gider.

Bediüzzaman da öyle der Nura müştak talebelerine…

“Aziz, ciddî, sıddık kardeşlerim, hizmet-i Kur’aniyede samimî ve kuvvetli arkadaşlarım Sabri, Hüsrev, Ali, Re’fet, Bekir, Lütfü, Rüşdü!

   Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, sizleri hududsuz bir sahra-yı hakikatta bana enîs arkadaş ve yoldaş vermiş.”

 “Ey bu dâr-ı fânide medar-ı tesellilerim, bu diyar-ı gurbette enîslerim ve esrar-ı Kur’aniyede beni iştiyaklarıyla konuşturan zeki, ferasetli muhatablarım!”

Ve onlardan Asım Ağabey de bu güzel sıfat için dua hâline bürünür.

“Bâri-i Teâlâ ve Takaddes Hazretlerinden dilerim ve niyaz eylerim ki, âhir ömrüme kadar bu yolda hatve-endaz olayım ve buyurulduğu gibi “sıddık, fedakâr, hakikî âhiret kardeşiniz ve hizmet-i Kur’aniyede kuvvetli arkadaşınız ve tarîk-ı Hakta ve ebed yolunda enîs yoldaşınız” olmaya bihakkın kesb-i istihkak ve liyakat edeyim. Ve minallahittevfik.”

Öyle zamanlar olur ki Bediüzzaman’a gurbet içinde gurbet yaşatılır. Onu talebelerinden, talebelerini Üstadlarından uzak diyarlara götürürler. O zaman ünsiyet hâli hayale girer. Uzaktaki enîs dostlar, talebeler hayalen yakın olur.

“Ben hayalen, çok defa eski zamana ve Kastamonu’daki ve Barla’daki malûm yerlerime ve mesiregâhlarıma şevkle gidiyorum. Oralarda oturup ağlıyorum. O enîslerimi hayalen görüyorum.”

Ancak bazıları için dağlar, tepeler aşılsa da, uzak diyarlara ulaşılsa da kavuşulamaz. Zira onlar zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana davet almış ve rahmet-i Rahman’a kavuşmuş, ahirete irtihal etmişlerdir.

Peki, onlara o kabir mekanında kim mi enîs olur? İşte Denizli kahraman şehidi Hafız Ali ağabeyin ardından Üstadının ona yazdıkları…

“Aziz, sıddık kardeşlerim!..

Ben hem kendimi, hem sizi, hem Risale-i Nur’u ta’ziye ve merhum Hâfız Ali’yi ve Denizli Mezaristanını tebrik ediyorum. Meyve Risalesi’nin hakikatını ilmelyakîn ile bilen bu kahraman kardeşimiz, aynelyakîn ve hakkalyakîn makamına çıkmak için, kabre cesedini bırakıp melekler gibi yıldızlarda, âlem-i ervahta seyahata gitti ve tam vazifesini yapıp terhisle istirahata çekildi. Cenab-ı Erhamürrâhimîn, Risale-i Nur’un bütün yazılan ve okunan harfleri adedince defter-i a’maline hasenat yazdırsın. Âmîn! Ve onların sayısınca onun ruhuna rahmetler yağdırsın, âmîn! Ve kabrinde Kur’ânı, Risale-i Nur’u ona şirin ve enîs arkadaş eylesin. Âmîn!…”

Kabirde, Kur’ân ve Risale-i Nur’un kişiye şirin ve enîs arkadaş olması, ne hoş, ne latif…

Bunun için de dünyada iken kimlerle ve nelerle ünsiyet ettiğimize dikkat etmemiz elzem.

Hayatımız içinde Kur’ân ve Risaleye ünsiyet edenleri kendimize enîs görmeli; dünya ahvalimiz kabrimize yansıyor ise var gücümüzle sarılmalı Kur’âna ve Risaleye…

O zaman dünyada da olsak kabirde de yan yana oluruz daim tüm enîslerimizle…

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*