Kapak

Günümüz ekonomik problemleri ve çözüm önerileri

Doç. Dr. Hakan Murat Arslan

Kur’an’da; şükrün nimeti ziyadeleştirdiği buyrulmuştur. Ancak şükrün ölçüsü kanaat, iktisat ve rıza göstermektir. Bu durumu Bediüzzaman; “Şükrün mikyası; kanaâttir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı; hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram helâl demeyip rastgeleni yemektir. Evet, hırs; şükürsüzlük olduğu gibi, hem sebeb-i mahrumiyettir, hem vasıta-i zillettir” (Mektubat, 508) özetlemiştir.

İslam tarihi derinlemesine tahlil edildiğinde şu temel hakikat ortaya çıkmıştır; Müslümanlar ne vakit İslam’dan ellerini gevşetip Allah’ın (c.c.) ipine sımsıkı sarılmaktan gafil oldular, o vakit mahvolmuşlardır.

Aslında yukarıda temel nedenleri sıralanan temel ekonomik yani iktisadi problemlerin günümüz yansımaları sıralanırsa; israf, kanaâtsizlik, ticaret ahlâkının zayıflığı, risk ortamı sorunu, işsizlik sorunu ve yüksek faiz problemidir.

Bu temel problemlerin çözüm önerilerini İslâmi literatür çerçevesinde sırası ile ifade edelim. Birincisi ve en büyüğü “israf ve kanaâtsizlik”tir. İsrafın ve kanaatkâr olmayışın insanın hangi boyutlarına zarar verdiğini Bediüzzaman: “İsraf, kanaâtsizliği intâc eder. Kanaâtsizlik ise, çalışmanın şevkini kırar, tembelliğe atar, hayatından şekva kapısını açar, mütemadiyen şekva ettirir. Hem ihlâsı kırar, riya kapısını açar. Hem izzetini kırar, dilencilik yolunu gösterir. İktisad ise, kanaati intâc eder. “Kanaat eden aziz olur; tamahkâr (açgözlü olan) aşağılanır.” Hadisin sırrıyla, kanaat, izzeti intâc eder. Hem sa’ye ve çalışmaya teşcî’ eder. Şevkini ziyadeleştirir, çalıştırır. Hem iktisattan gelen kanaat, şükür kapısını açar, şekva kapısını kapatır. Hayatında daima şâkir olur.” (Lem’alar, 258) şeklinde açıkça beyan etmiştir.

İkincisi “ticaret ahlâkının zayıflığı” problemidir. Yüce Allah, Peygamberlerine ve dolayısı ile tüm insanlığa öncelikle hayatın her alanında sözde ve özde doğruluğu emretmiştir. İnsan için çok kârlı, üstün ve hayırlı bir kazanç kapısı olan ticareti teşvik eden Peygamberimiz (asm) ticaretin esasını doğruluk, dürüstlük ve topluma hizmet anlayışı üzerinde durduğunu buyurmuştur. Ticaret, dürüst tüccarlar için hem dünya kazancı, hem de ahirette Peygamberler ve Sıddıklar beraber olma müjdesidir. Hz. Peygamber (asm) ticaret hayatında doğruluğu ilke edinmiştir. Dürüst tüccarların daima kazançlı, karaborsacı ve yalancı tüccarın ise mel’un olduğunu söylemiştir.

Üçüncüsü “risk ortamı sorunu” yani iktisadî yaşamda güven ortamının oluşmayışı meselesidir. Bu meselenin çözümünde öncelikle cumhurbaşkanından tutun tüm idarecilere görevler düşmektedir. Çünkü “Balık baştan kokar” atasözü gereği yöneticilerimiz; tutumlu, adil, fikir hürriyetine değer veren, kayırmacılık yapmayan, tutarlı ve işlerini kanunlar dairesinde gerçekleştirirlerse halkta onları örnek alır ve hep birlikte iktisadî yaşamda güven ortamını oluştururuz. Ayrıca devlet ve millet olarak ekonomik kalkınma hamlesi yapmak istiyorsak; komşu ülkelerle sorunlarımızı derhal çözmeliyiz, demokrasiyi özümsemeliyiz, her koşulda hukukun üstünlüğünü tanımalıyız, tarım ekonomisini desteklemeliyiz, her yönü ile üretim desteklenirken tüketim denetim altına alınmalıdır.

Dördüncüsü “işsizlik” sorunudur. Bu problemin en temel nedeni üretimden yani san’at, ticaret ve ziraattan uzaklaşmadır. Ayrıca iktisat etmeyip hakkına razı olmayanların müstehlik yani tüketici durumuna geçtiğini üreten olma şerefinden mahrum kaldığını Bediüzzaman; “İktisatsızlık yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır. Herkes gözünü hükûmet kapısına diker. O vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan san’at, ticaret, ziraat tenakus eder. O millet de tedenni edip sukut eder, fakir düşer.” (Lem’alar, 247) şeklinde ifade etmiştir. Açıkça beyan edildiği üzere günümüzde tüketim ekonomisi çıldırmış durumdadır.  Fakat karşılığında üretim çok kısıtlıdır.Bu durum cari açık meselesini gündeme getirmektedir.  Millet olarak düçar olduğumuz; üşengeçlik, bıkkınlık, uyuşukluk ve atalet gibi sârihastalıkları bir an önce Kur’ani reçeteler ile tedavi etmeliyiz. Aslında yapılacak çok iş kolu ve ticaret hamlesi var, yeter ki gayretli ve istekli olalım.

Beşincisi “Faiz” belasıdır. Toplumları huzursuz eden sınıflarlar arası çatışma ancak faizin kaldırılması, zekâtın işler hâle getirilmesi ve kaynakların adil paylaşımı ile mümkündür. Risale-i Nur’da faiz ile zekât iki mânidar cümle ile zihinlere perçinleniyor: “Birisi:Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse, bana ne.” İkincisi: “Sen çalış, ben yiyeyim.”Bediüzzaman’a göre bu iki hâl bütün fitne ve fesadın, ihtilallerin ve sosyal yaraların başında gelir. Kur’an’da Allah teala bu iki tutuma karşı zekâtı ve sadakayı emrederek insanlığa kardeşliği, merhameti, yardımlaşmayı ve diğergâmlığı buyurmuştur.

Sonuç olarak; müreffeh ülkelerin demokratikleşme seviyelerinin yüksek olması gösteriyor ki, sosyal refah için ekonomik tedbirlerin yanında adalet ve hürriyet konularında da evrensel hukuka ve ilkelere göre hareket edilmelidir. Ayrıca İslam ekonomisinin diğer dünyevi ekonomilerden en büyük farkının ahirete bakan yüzünün olduğudur. Aslında İslam ülkelerindeki tüm ekonomik sorunların temel nedeni iman ve Kur’an hakikatlerinden uzaklaşma neticesinde hâsıl olduğu gerçeği hiç aklımızdan çıkmamalıdır.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*