O gece kalbimize bir güneş doğdu!

 

Yıllardan milâdî 571. Aylardan Rebîülevvel ayı­nın on ikisi. Günlerden Pazartesi. Evlerden Mek­ke’nin en şerefli, en mütevazı, en sâkin, en huzur­lu evi. Vakitlerden, vakitlerin sultanı, zamanların en şereflisi seher vakti.

Kâinât ve kâinâtın her bir zerresi görülmemiş bir sevince gark oldu.

Karanlıklar bir anda nûrla yırtıldı, doğudan ba­tıya her yer nurla doldu. Putlar devrildi. Bin yıldan beri yanan Mecûsî ateşi söndü. Kutsanan Save Gölü bir anda kurudu. İran’da Kisrâ’nın sarayının on dört sütunu çatır çatır yıkıldı. Gökten bir yıldız doğdu ve yıldızlar salkım saçak yere doğru eğildi­ler. 1

Çünkü o an, kâinâta şân ve şeref veren Kâinâtın Efendisi ve dünyanın ve âhiretin Güneşi Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm dünyaya teşrif buyurdu.

Kutlu anne Hazret-i Âmine vâlidemiz anlatı­yor:

“Hamileliğimin altıncı ayında bir gece rüyamda karşıma bir zât çıkıp dedi ki: ‘Yâ Âmine, bil ki sen, âlemlerin hayrına hamilesin. Doğduğunda ismini Muhammed koy. Halini hiç kimseye bildirme.’

“Doğum zamanı gelmişti. Kayın pederim Ab­dulmuttalip Kâbe’yi tavafa gitmişti. Evdeydim. Birden kulağıma müthiş bir ses geldi. Korkudan eriyecek gibi oldum. Bir de ne göreyim: Bir beyaz kuş peydahlanıp yanıma geldi. Ve kanadıyla arka­mı sıvazladı. O andan itibaren bende ne korku, ne kaygı hiçbir şey kalmadı.

“Yanıma bir göz attım: Bana bir ak kâse içinde şerbet sunuyorlar. Kâseyi dikip içer içmez beni bir nur denizi sardı. Ve Muhammed dünyaya geldi.

“Gördüm ki doğuda bir bayrak, batıda bir bay­rak, Kâbe’nin üstünde bir bayrak. Doğum tamam­lanmıştı. Yavruya baktım: Secdede! Parmağını göğe kaldırmış. Hemen bir ak bulut inip yavruyu kundakladı, kucakladı ve kapladı. Bir ses işittim: ‘Doğuları ve batıları dolaştırın! Deryaları denizleri gezdirin. Tâ ki mahlûklar Muhammed’i ismiyle, sıfatıyla, sûretiyle tanısınlar.’ Biraz sonra bulut gözden kaybolup gitti.”

Kâinâtın övünç kaynağı dünyaya geldikleri sı­rada, aziz annesinin yanında Abdurrahman bin Avf’ın annesi Şifâ Hâtûn ile Osman bin Ebû’l-Âs’ın annesi Fâtıma Hâtun da vardı. Şifâ Hâtûn o an gördüklerini şöyle anlatır:

“Allah’ın Resûlü (asm) doğdukları zaman ben oradaydım. Hemen yetiştim. Kulağıma bir ses gel­di: ‘Allah’ın rahmeti O’nun (asm) üzerine olsun!’”

“Doğu ile batı arası nûrla doldu. Hattâ Rûm diyârının bazı saraylarını gördüm. Sonra Allah Resûlünü kucağıma alıp emzirmeye başladım. Üzerime öyle bir hal geldi ki, vücudum titremeye başladı. Ve gözlerim karardı. Yavrucağı gözden kaybettim. Yine bir ses: ‘Nereye gitti?’ diye sordu. ‘Doğuya götürdüler!’ diye cevap verildi.

“Bu sözler zihnimden hiç çıkmadı. O zamana kadar ki, Allah Resûlü peygamberliğini îlân eder etmez hemen koştum ve ilk Müslümanlarla birlik­te îman ettim.” 2

O sıralarda, Mekke’de bir Yahûdî oturuyordu. Resûlullah’ın (asm) doğdukları gecenin sabahı Kureyşlilerin karşısına çıktı ve sordu:

“Bu gece kabilenizden bir oğlan çocuğu doğdu mu?”

Kureyşliler:

“Bilmiyoruz!” dediler. Yahûdî sözlerine devam etti:

“Varın, gidin, araştırın, soruşturun. Bu üm­metin Peygamberi bu gece doğdu! Sırtında alâ­meti var!”

Kureyşliler araştırdılar, soruşturdular ve gelip Yahûdî’ye haber verdiler: “Bu gece Abdulmutta­lip oğlu Abdullah’ın bir oğlu dünyaya geldi. Sır­tında bir alâmet var.” dediler.

Yahûdî gitti, Resûlullah’ın (asm) mübârek sır­tındaki peygamberlik alâmetini gördü. Gördü ama aklı başından gitti. Kendini yırtarcasına haykırdı:

“Peygamberlik artık İsrâil oğullarından gitti! Bundan sonra artık başka peygamber gelmeye­cek! Kureyşlilere öyle bir devlet gelecek ki, haberi doğudan batıya kadar ulaşacaktır” dedi. 3

Bin dört yüz kırk bir yıldan beri ufkumuz ay­dınlık bizim elhamdülillah.

Karanlık mecâzî oldu, aydınlık hakîkat artık. O gün bu gündür karanlık geçici, aydınlık ebedî; karanlık yüzeysel, aydınlık özgün; karanlık hayâlî, aydınlık gerçek.

Hakîkat güneşi bütün kâinâtın semâsında bugün.

Hazret-i Peygamber’in (asm) ismi ve getirdiği nur doğudan batıya her yere ulaştı, her yeri zapt etti bugün. Devir onun (asm) devri, zaman onun (asm) zamanı. Çağa hâkim olan o (asm). Dünya­yı elinde tutan o (asm). İnsanlığı ayakta tutan o (asm).

Kasım ayının son Çarşambası onun (asm) do­ğum gecesi. Evet; Mevlid-i Nebeviyi kâinat alkış­lıyor! Onun (asm) aramıza, kalbimize, dünyamıza gelişini bir kez daha tebrik ediyoruz. O’na (asm) ve onun âl ve ashabına kâinâtın zerreleri sayısın­ca salât ve selâm olsun.

Mevlid Kandiliniz mübârek olsun.

Dipnotlar:

1- Bediüzzaman, Mektubat, 176.

2- S. Suruç, Peygamberimizin Hayatı, s. 57.

3- A. Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiyâ, 1/43.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir