Doğal bir nasih

Şefkat dolu, rahmet dolu, bereket dolu bir kucakta huzur buldu. Minicik çocuk kalbinden tut, ta bugüne dek. Topraktandı. Kendi cinsinden, kendine bir cild-i basit dokudu eşsiz yaratan. Yağmur tanelerinin üzerine yağmasıyla etrafa yayılan onun mis kokusunu içine çekmekle bambaşka âlemlerden nefes alırcasına dinlendi ruhu. Yeni yeni adım atmaya uğraşırken yalın ayak arşınladı onu. Düşecek olsa da yumuşaktı henüz ufacık, tazecik avuçlarına. İncitmezdi. Oyun arkadaşı oldu, oyuncağı oldu, onda ilkbaharını buldu.

Yılları ellerinde tutmaya çabalamak nafile. Her bir yaşanmışın sırf gölgesi kalmışken yüreğinde. Hoyratça gidişlerine karşılık, geride kalan anılarıyla dostluğa yetinmeye, ünsiyet ettiği kelimelere sığınırken dili mahcuptu, suskundu. “Şimdi Rabbinizin ni’metlerinden hangisini yalanlarsınız?”1 hitabındaki soru işaretine muhatapken, yerden göğe uzanan cevapları sıralamaya cüretkâr küstah bir nefisle. A’lây-ı illiyyînden mi, yoksa esfel-i sâfilînden mi çizilmişti hayatının sayısız kareleri, o kesif topraktan tuvale? Dünya hanına ilk gönderildiği andan itibaren son nefesine kadar asıl hüner toprak gibi kalabilmekte miydi?

Ana olmak toprak gibi, sarıp yavrusunu şefkat dolu sinesine. Bağrında yetiştirip büyütmek evladını maddi-manevi her tehlikeden sakınarak.

Baba olmak toprak gibi, elinin emeğini, alın terini cömertçe sunmak evlad ü ıyaline.

İnsan olmak toprak gibi, sımsıkı kenetlenmek belki de. Kusurlarını örtmek, ayıplarını görmemek kendi cinsinden olanın.

Vakar, zarafet, hiç olmak yine onda… Kulluk yine toprakta. Tevazu ve mahviyeti bürünebilmek, eğilebilmek sadece Rabbinin önünde.

Toprak olabilmek, aynıyla kalabilmek… Toprak olmak var olmak.

Üstündeyken karnımızı, altına girince de gözümüzü doyuran. Her baharda nöbetle saksılık ettiği nebata kısmen aynen, kısmen mislen bir avuç toprak şahitlik eder de, bu mucizeye, madde gözlüğünü takanlar yüreklerine sığıştıramadıkları imansızlıklarına/ inançsızlıklarına nihayet bir anlam arama çabasında bulurlar kendilerini…

Sabrı, sükûtu, ahlâkı, etvârı nasıl öğüt alır insan anacığından… Sözleri, tavırları yerleşir çekirdek misali ruhuna çocukluktan itibaren. Öyle de aynı nasihati toprak verir bize. İlk ve son nasihati insanın güya… Gelişiyle topraktan, dönüşü ise yine toprağa… İnsanoğlu ne kadar uzaklaşsa da mevhum, firavun misal ruhuyla topraktan, fıtratından, yaratılışından… Aslını inkâr edip, yine aslına inkılap edecek olması manidar. Bağrına basmışsa da nicelerini, gizli sırlar yeşillenmek üzere haşirin sabahını bekler toprak, sabırla…

“Evet, bir şeyi her şey ve her şeyi bir şey yapmak; her şeyin Hâlıkına has ve Kadîr-i Küll-i Şey’e mahsus bir nişandır, bir âyettir.”2

Dipnotlar:

1. Rahman Suresi.

2. Bediüzzaman Said Nursî, Sözler.

 

1 comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir