Bir cevher

Ağaç neydi benim için? Peki ya sizin için? Meyveye vesile, oksijen kaynağı, hayvanlara yuva… Kur’ân felsefe gibi nadirattan olan şeyleri değil hep yanımızda, yakınımızda olup bitenleri nazarımıza sunar. Her yer ağaç ve sıklıkla yaratılmışlar. Kur’ân’ın ağaçla bana anlatmak istedikleri mi var? Rabbimiz bunca eşcarı ne maksatla yaratmış?

Ağaçların dünyamıza bakan faydaları saymakla, yazmakla bitmez. Varlıkların yaratılmasının bir gayesi dünyaya bakıyorsa, doksan dokuz gayesi Yaratıcımızı tanıttırmak içindir. Kök, gövde, dal, yaprak, çiçek, meyve insanoğluna ne demek istiyor, Halıkımızı nasıl tanıttırıyor, hangi ayetleri tefsir ediyordu?

Sınırlı aklıma, günahlarla tıkanmış kalbime engin ufuklarıyla Allah’ın veli kulları yardımcı olabilirdi. Ağaçlarda nelere şahit olmuşlardı, Rabbimizin hangi isimlerini okudular? Ben bu ağaçta Allah’ı görüyorum dedirten sırrı merak ediyordum.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri ağaçla yaşamış, ağacı okumuş, ağaç yazmış. Evi dururken neden çınar ağacını mescit eylemiş, bir dalını binlerce altına feda etmem demiş. Niçin çam, katran ağacının zirvesinde yazmış eserlerini? Bu menzilleri saraylara değişmem dedirten hangi muhteşemlikti?

Risale-i Nur külliyatını incelediğimizde hemen her meselede ağaç ya da ağaçla ilgili bir unsur görmek mümkün. Ağaçla ilgili anlatımlara, ağaçların ‘Bismillah’ demesiyle başlarız. Haşir gibi dahilerin dahi akılla yol bulamadığı meselelere ağaçla kesin deliller bulur, mutmain oluruz. Geçmiş peygamberleri ağacı kuvvetlendiren kökle anlamaya çalışırken Hz. Muhammed (asm) ağacın neticesi, en güzel meyvesi diye vasıflandırılır. Kâinatı ağaç benzetmesi ile algılamaya çalışırız. Hikmeti, kudreti, vahdaniyeti, esma-i hüsnayı ve sıfatı kudsiyeyi ağaçla aklımıza yakınlaştırırız.

Her bir yağmur tanesini meleklerin indirdiğini biliyoruz da her bir dalda zikreden melekleri duyabiliyor muyuz? Her bir varlığa nezaret eden müekkel melekler olur da ağaçlarda olmaz mı? Ağaçları ceset olarak giymişler, adeta her bir dalda çok neyler takılmış, bütün yapraklar dahi diller olmuş, her biri, binler dilleri ile havanın dokunmasıyla “Hu Hu” zikrini tekrar ediyorlar. Hayatlarının tahiyyatıyla Sâni’inin Hayy-u Kayyum olduğunu ilan ediyorlar.

Evet her bir nebat, her bir ağaç, pek çok lisan ile Sânilerini öyle gösteriyorlar ki; ehl-i dikkati hayretlerde bırakır ve bakanlara “Sübhanallah! Ne kadar güzel şehadet ediyor!” dedirtirler.1

Gel şimdi bir ağaca dikkatle bak! İşte bahar mevsiminde yaprakların muntazaman çıkması, çiçeklerin mevzunen açılması, meyvelerin hikmetle, rahmetle büyümesi ve dalların ellerinde, masum çocuklar gibi, nesimin esmesiyle oynaması içindeki latif ağzını gör. Nasıl bir dest-i kerem ile yeşillenen yaprakların dili ile ve bir neş’e-i lütuf ile tebessüm eden çiçeklerin lisanıyla ve bir cilve-i rahmet ile gülen meyvelerin kelimatı ile ifade edilen hikmetli nizam içindeki adilli mizan; ve adli gösteren mizan içinde bulunan dikkatli san’atlar, nakışlar ve meharetli nakışlar ve zînetler içinde rahmet ve ihsanı gösteren ayrı ayrı tatlı tatmaklar ve ayrı ayrı güzel kokular ve hoş tatmaklar içinde birer mu’cize-i kudret olan tohumlar ve çekirdekler, gayet zahir bir surette bir Sâni’-i Hakîm, Kerim, Rahîm, Muhsin, Mün’im, Mücemmil, Mufaddıl’ın vücub-u vücudunu ve vahdetini ve cemal-i rahmetini ve kemal-i rububiyetini gösterir.

İşte eğer bütün rûy-i zemindeki ağaçların lisan-ı hallerini birden dinleyebilsen, “Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ı tesbih eder” hazinesinde ne kadar güzel cevherler bulunduğunu göreceksin, anlayacaksın.2

Dipnotlar: 1.-2. Bediüzzaman Said Nursî / Sözler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir