Alîm

 

Allah (cc), Âlîm’dir, Alîm’dir, A’lem’dir, Allâm’dır. Kur’ân, Cenab-ı Hakkın her şeyi hakkıyla bildiğini

ve sonsuz ilim sahibi olduğunu aynı ismin dört ayrı şekliyle bildirmiştir. Âlîm ve bunun mübalağa şekli olan Alîm isimlerini zikrederek Cenab-ı Hakkın sonsuz ilim sahibi olduğunu, ilminin her şeyi ve bütün kâinâtı kuşattığını,1 hiçbir şeyin hiçbir zaman O’nun ilminin dışında kalmadığını bildiren Kur’ân, A’lem ismini zikrederek de her şeyi en iyi bilenin, zerrelerden kürelere, küçükten büyüğe, dünyadan âhirete; her varlığı, her nesneyi, her şeyi her haliyle, her biçimiyle en iyi bilenin Allah Teâlâ olduğunu vurgulamıştır.

İlim kökünden türeyen A’lem ismi, en iyi bilen, en çok bilen, daha iyi bilen ve pek iyi bilen demektir. Kur’ân, Cenab-ı Allah’ın “Çok bilen,” “Görünmeyeni ve bilinmeyeni de bilen” olduğunu ve “Kendisine hiçbir şeyin gizli kalmadığını” yine ilim kökünden gelen ve kuvvetli mübalağa bildiren “Allâm” ismiyle de beyan buyurmuştur. Allâm ismiyle anlaşılmıştır ki, Cenab-ı Hakkın ilmi sonsuz ve eksiksizdir. Alâm ismi, Allah’ın ilminin görünen görünmeyen bütün âlemleri, bilinen bilinmeyen bütün kâinatı, tüm geçmişi ve tüm geleceği kapsadığını bildirir.

İlgili âyetlerden bazıları şunlardır:

“Gaybın anahtarları O’nun katındadır. Onları ancak Allah bilir. Karada ve denizde ne varsa Allah bilir. Düşen hiçbir yaprak yoktur ki, Allah onu bilmesin. Yerin karanlıklarında hiçbir dâne yoktur ki, Allah onu bilmesin. Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki—apaçık bir kitapta bulunur—Allah onu bilmesin.”2

“O Allah, kendisinden başka ilâh olmayan, gayb hakkında da, şahâdet hakkında da Âlim olan, Rahmân ve Rahîm olandır.”3

“Muhakkak Allah göklerin ve yerin gaybı hakkında Alim’dir; kalplerde olan üzerinde de Alîm’dir.”4

Said Nursî Hazretleri, Cenab-ı Hakkın Zât-ı Akdes’ine mahsus Alîm isminin Kur’ân’da yüz yirmi altı defa geçtiğini belirtir.5

İnsanın mâhiyetinde, hemcinsleriyle tıpatıp örtüşen ve hemcinslerine aykırı olan iki ayrı yön bulunduğunu beyan eden Bediüzzaman, insanın diğer insanlara aykırı olan kendine özgü yanıyla Sânîin irâdesini gösterdiğini; hemcinsleriyle bire bir örtüşen yanlarının ise Allah’ın bir tek olduğunu bildirdiğini; her iki yön itibâriyle de insanın mâhiyetinin Alîm ve Mürîd olan Cenab-ı Hakkın sonsuz ilmine ve irâdesine işâret ettiğini kaydeder.6

Dipnotlar:

  1. Bediüzzaman Said Nursi/ Mektûbât
  2. Haşr Sûresi: 22.
  3. Fâtır Sûresi: 38.
  4. Bediüzzaman Said Nursi/ Mektûbât
  5. Bediüzzaman Said Nursi/ Mesnevî-i Nûriye

Kaynak: Yeni Asya Neşriyat/ Risale-i Nur’da Esma-i Hüsna

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir