HANİ İBADET OLACAKTI İFTAR HAZIRLIĞIMIZ?

Ramazan denilince ilk akla gelenlerden biri de iftar davetleridir. Bu aslında güzel bir heyecandır.  Ramazan’ı bir ibadet olarak düşününce, içindeki ona has olan her şeyin de ibadet olduğu anlayışı ile yapmak gerekir.  Fakat teravihi, mukabelesi, orucu bu mantıkla yaparken sanki iftarı, sahuru daha başka bir duyguyla yapıyoruz.

İnsanın yemek ile arasında ciddi bir bağ var. Biz, bir de bu bağa his ve heveslerimizi ekleyince nefsin hoşuna gidecek şeyleri ön plâna çıkarmış oluyoruz. Yeme içmeyi seven nefsin oruçla gündüz terk ettiği yemeği iftar sofrasına taşıyoruz şaşaalı bir şekilde.   Ne kadar şaşaalı da hazırlansa Rabbimin “Buyur” emri gelmeden elimizi uzatamıyoruz. Bundan anlıyorum ki, O’nun emrini yerine getirme alışkanlığını, Ramazan ayı bize kazandırmakta. “Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” (A’raf Suresi: 31.) Çünkü Allah israf edenleri sevmez. Bu ayeti iftar sofralarıyla birlikte düşündüm. Çünkü ertesi günü oruçluyuz. Akşam yeni bir iftar hazırlığı. Peki iftar hazırlıklarındaki aşırılık nasıl israf olmasın… Bir de israfın sadece malzeme ile sınırlı kalmayıp, zaman ve duygular da işin içine girince, birazcık da nefsimiz bizi esir alıyor sanki…

Aslında iftarın bize kazandıracağı ibadeti nefsin his ve hevesi girince kazanmak şöyle dursun, belki de sorumlu oluyoruz.  Aslında ayette “yiyin, için” diyor. Sadece israf edilmemesini uyarıyor.  Ne niyetle yaptığımız önemli. Duygularımızla da israfa gitmemeliyiz. Bizler ise, “misafir gelecek ama…” ile “fakat…” ile başlıyoruz kendimizi haklı çıkarmaya… Bu sefer biraz abartınca hazırlıkları, maddî manevî yorgunluklar oluyor. Ayetteki “fakat” veya “ama” bizimki ile aynı manaya gelmiyor.  Hani ibadet olacaktı iftar hazırlığımız. Gelin hep birlikte bir mutfak yolculuğuna çıkalım.  Evvela, misafir ve davet bu ayın bir farkı. Ve bir hurma ile veya süt ile veya bir zeytin ile iftar ettirilse de aynı sevaba ulaşılacağını bilmek bilinciyle girelim mutfağa. Sonra da iftar sofraları ile orucumuzun sevabını taçlandırmak şuuru ile. O zaman “ne derler” diyerek abartı yok. “Rabbim ne diyor?” var. Mutfakta en önemli olan, samimi ve ihlas ile bugün Rabbim ne kısmet ettiyse, elimizin altındaki malzemelerle bir bağ oluşturmak.

Tefekkürle bu sağlanınca nasıl bir lezzet çıkacağı da ilham ile sizin kalbinize geliyor.  Severek ve ibadet düşüncesi hem berekete, hem de lezzete katkı sağlıyor.  Ve sofranızdan herkes memnun kalkıyor.  İşte bu memnuniyet lüks sofranın değil samimi ihlasın tezahürü oluyor. Aynı zamanda hem ibadet, hem de israftan kaçınmış oluyoruz.  Bizim şu hakikati unutmadan iftar sofraları hazırlamamız gerek:  “Bir hurma ile de olsa iftar ediniz” diyen Peygamberimizin (asm) sünnetini yaşamak…

İftar hazırlıklarımız elbet olacak. Plânlama yapabiliriz. Fakat derdine düşmeden…

Yazan: Ayşenur YAŞAR

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir