Nur’a dair…

‘’Annem beni yetiştirdi’’ ilahisini dinlerken zihnimden geçenleri yazıverdim. Nasıl hutur ettiyse, aynen öyle paylaşıyorum. Sürç-i lisan etmişsem affola.

Fatihler yetiştirmek potansiyeli varken, “Ahir zaman…” deyip kendimizi teselli etmekte acaba haklı mıyız? “Cennet annelerin ayakları altında” hadis-i şerifine mazhar olabiliyor muyuz?

Ahirzaman olduğu için evlatlarımızdan mesuliyetimiz daha mı az?

1970’li, 1980’li yıllardı… Isparta, Ankara Bediüzzaman mevlidlerine giderdik. Yollar uzundu, meşakkatliydi. Mevlidlere giderken şefkat kahramanı ismine layık ablalarımız sevgiyle, dualarla yaptıkları az ama bereketli ikramlıklar hazırlardı. Molalar namaz vakitlerine göre verilir, tesbihat yapılır, ders okunur, sıra marşlara gelirdi. Abilerimizin giderken imkanlarını zorlayarak hizmet için aldığı meyveleri, ablalarımızın hazırladığı azıkları ikram ederken otobüs mikrofonundan bir abi marş söyler, diğerleri de eşlik ederdi. Bazen bir vecize, bir ilahi ya da ezgi; bazen de bir marş tuttururdu. “Haydi kardeşler beraber söyleyelim” diye teşvike ihtiyaç bile olmazdı, herkes zaten coşkulu olurdu. Arada da vecizeler ve hizmet hatırlarıyla devam edilirdi.

Bunlar içinde en çok okunanlar “Tamam mı?” şiiri, “Annem beni yetiştirdi” ve “Tepelice çama çıktım” marşları olurdu. Bu marşları herkes ezbere bilirdi.

“Annem beni yetiştirdi, bu hizmete yolladı.

Teslim etti Risâleyi, Allah’a ısmarladı.

Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana,

Sütüm sana helâl etmem, çalışmazsan Kur’an’a.”

İnsanı can evinden yakalayan sözleri vardı aslında bu marşların. Hele bir de:

“Ey nurcular! Ey nurcular! Ey mübarek kardeşler! Her an sizden razı olsun Allah ile peygamber” bölümü vardı ki… Bu bölüm tekrar tekrar söylenirdi.

Ben özellikle bu kısma mest olurdum, hatta zaman zaman kendi kendime de bu bölümü söylerdim. Hâlâ da aynı heyecan, coşku, temenni ile söylerim. O yıllarda derslerden sonra ya da düğün gibi programlarda bu ve benzeri marşlar çok yaygındı. Gönlümüzdeki mücahid ve mücahideleri şahlandıracak, “Peygamberin izindeyiz”, “Hakikat dersini ilk senden aldım”, “Tamam mı?” Her biri; haksızlığa karşı bütün latifelerimizle bir haykırış, bir dua olarak dillerden dökülürdü.

Bekir Berk abinin Cidde Radyosundan dersini dinler, üstadımızın Zerre Risalesi’ndeki müjdesi diye duygulanır, dersleri, ilahileri ağlayarak coşkuyla dinlerdik. Dinlerken en güzel, en temiz duygularla yüklenirdik. Kendimizi tembel bulur, üzülürdük. Eşim evliliğimizin ikinci yılında ikinci el, kullanılmış bir teyp almıştı. Artık beklemeyecek, istediğim saatte ilahileri dinleyecek, ders kaydedecektim. Hayatım boyunca bana alınan başka hiçbir hediyeye onun kadar sevindiğimi hatırlamıyorum.

İlahilerimizin sayısı azdı, yanlış hatırlamıyorsam derslerimiz Cidde Radyosu’ndan haftada bir kez yayınlanırdı; ama dinlerken şükürler eder, bu yayınların çoğalıp kesintisiz olması için dualar ederdik. Şevk kıracak bir şey ile karşılaştık mı, “Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ İslamiyet’in olacaktır” inanarak ruhu canımızla söyler yeisten sıyrılırdık. Hizmet aşkı ile gözler yaşarır, kalpler niyazda bulunurdu. Ve biz bu marşları gönülden, art niyetsiz, katışıksız, safiyane dualarla ve hizmet hayalleri ile dinler, söylerdik. Her söylediğimizde, dinlediğimizde yanardağ gibi coşardı gönlümüz. Kardeşlerle akşam dersi sonrası muhabbetlerimizde söyler coşardık.

“Kar, bora, fırtına sükûn bulacak…

Sana siyonistler, sana ateistler selam duracak!”

Abim eve geldi mi  bunu anneme söylerdi, annem çok duygulanırdı. O günkü önceliklerimiz okumak, hizmetti. Diğerleri yetiştirebileceğimiz yere kadardı. Niyet halis olunca galiba ‘’bast-ı zaman’’ yaşıyorduk. Hepsine zaman yeterdi. Zamanla meşguliyetlerimiz arttı. Zaman daraldı. Ne hizmete, ne de diğerlerine yetişmez olduk. Bahaneler bitmiyor. Ahirzamanda zaman kısalacakmış diyoruz. Bizler Risale-i Nur hizmetini her şeyden üstün görürdük.  Zaten o zaman tatil memlekette ana baba ziyaretiydi. Önceliğimiz çocuklarımızın okuma programları olurdu. Gelin görün ki bu gün, niye evlatlarımız bu hakikatleri anlamıyor? “Ahir zaman” deyip teselli bulmaya çalışıyoruz. Gerçekten ahir zaman mı evlatlarımızı elimizden aldı? Biz imanî ölçülerimizi hayatımızda nereye koyduk? Aile içinde ya da dışında ikinci, üçüncü, dördüncü plânlara koyup ötelememiz, ertelemek olmasın. Eskiden herkes bir Zübeyir olma sevdası ile yanardı. “Teessür ve ıstırap karşısında kalpten bir parça kopsaydı, ‘Bir genç dinsiz olmuş’ haberi karşısında o kalbin atom zerratı adedince paramparça olması lâzım gelir” hakikatini okurken gözlerimiz yaşarır, kalbimiz “Vazifemizi hakkıyla yapmayı nasip eyle” diye niyaza dururdu. Dilde değil özdeydi.

Derdimiz sadece kendi evlatlarımız değildi. Daha çok kişiye bu hakikatleri nasıl ulaştırırız derdindeydik. Hizmet bizim programımıza göre işlemezdi. Bizler hizmetin gereğine göre plân yapardık. Hizmetler ‘’tatilden dönünce’’, ‘’çocuğun imtihanından sonra’‘yapılsın demezdik. ‘’Bu sene çocuk üniversite imtihanına girecek beni mazur görün’’ gibi mazeretler üretmezdik.

Üstadımız da söylemiş… “Ahir zamanda on taneden bir iki evlat hayırlı olurmuş” Evlatlarımızın bu hale gelmesinde sorumlu biziz. Hal dili, kal dilinden önemli değil miydi? Unuttuk mu? Cemaatle olmanın şükrü yerine geliyorsa, önceliğimiz hizmetse ancak; belki mesul olmayabiliriz.

O zaman saff-ı evvellerden ‘’Sebeb-i neticelerimiz siz misiniz?’’ dediklerinde, evlatlarımız “Biz sizin mahsulleriniziz” dediklerinde mesul olmamak, tembellik ve tenpenverlikten kurtulmak için silkinmek gerek. Koronayı ‘‘Nurona’’ya çevirip ihlası kazanmamıza müyessir bir ikaz edici görüp silkinelim.

İnşallah hem kendimiz, hem evlatlarımız, hem de ümmet-i Muhammed’in kurtuluşundaki hademeliğimizi anlayıp kalan ömrümüzü bu bilinçle devam ettirmeyi nasip eylesin Rabbim…

Kemiyet değil, keyfiyet önemli.

Bizim ve ümmet-i Muhammed’in üzerinden musibet-i ammenin kalkmasına, ittihat-ı İslâm’ın kurulmasına vesile olma duası ile…

 

Gül ERBİLEN

1 comment

  1. Suna Kutlay

    Allah razı olsun Gül Kardeşim, Yazınızı okurken anılarımız film şeridi gibi geçti gözümüzden, hakikaten o yıllarda bu minval üzreydi hayatımız, Rabbim Üstadımızdan bizi bu daire içersinde tutan Anne,babalarımız dan ebeden Razı olsun.
    Dualarınız,duamızdır Kabul olsun inşaallah

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir