Nur Sabahı

Karanlık… Ne uzakların uzak, ne yakınların yakın olduğu bilinmez, gaibtir her şey. Bilinmezlikler içinde her yer. Sağ, sol, ön, arka… Hepsi meçhûl…

İnsan ne yapar karanlıkta? Öylece durur. Bakınır, ama göremez. Ses vermek ister çevresine ki, bir ses alsın… Ve merak eder insan, ne zaman geçer bu karanlık? Ne zaman gelir aydınlık? Oturup beklemeli mi? Yoksa adım mı atmalı, ışık bulmak gayesiyle… Ancak ya attığı adım onu bir uçurumdan aşağı yuvarlanmaya sebepse…

Zordur karanlıkta kalan insanın hâli. Acziyetini hisseder tüm zerrelerince. Ve duâya durur insan. Acziyetini vesile kılarak yönelir Rahman’ın dergâhına. Hüzün ve ümit yan yanadır kalbinde. Hâlinin zorluğu onu hüzne çağırırken, dilindeki duâ, ümit filizlerini yeşertir. Tıpkı topraktaki çekirdek gibi… Karanlıkta, soğukta, sert toprakta, yalnızdır çekirdek. Ancak öyle bir hâli vardır ki duâdan yana, rahmetin celbine vesile olur. Ve aydınlığa çıkar, sümbüllenip, çiçeklenerek. İnsanın ne farkı vardır ki bu çekirdekten? Aynı hâlleri yaşamaz mı şu dünya hanında…

Duâ hâline bürünerek bekleyen insanın, ümitlerini yeşertmekten öte, filizlendiren ışıklar gelmeye başlar… Yavaşça süzülerek gelir bu ışıklar, şefkatle okşarcasına bürümeye başlar her yeri. Yakıcı değildir, aydınlatıcıdır. Tüm yer, gök ve kalpleri… Bir Nur sabah doğar, aydınlığa kavuşur insan. Yavaşça doğrulup, kalkar. Şöyle bir bakar nurla aydınlanmış kâinata… Yüzüne tebessümler dolar, diline hamdler. Ve yürümeye başlar insan, karanlıkta kalmış tüm insanlara bu Nurlu aydınlığı anlatmak gayesiyle.

“Aziz Üstadım! Anlıyorum ki, kaybolmuş ümitlerimin, hayatımın semasında sönen yıldızlarımın ufûlüne teessüf edip fecr-i sabah ararken, bir nur sîma, bir nur sabah karşımda parladılar. Allah sizden razı olsun ki, kıymetli eserleriniz sayesinde hayatın kıymet ve ehemmiyetini anladım. Bu suretle kalbime bir istinadgâh-ı manevî buldum diye müstağrak-ı sürur oluyorum. Hemen; Rabbim, Üstadımızı iki cihanda aziz ve gayelerine vâsıl eylesin, âmin.  Zekâi”[1]

Zulmet ve karanlıklardan âzâde eyleyip,

Nur sabahında dâim eylesin bizleri Rabbimiz…

 

Dipnot:

1) Barla Lahikası, Said Nursi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2009, syf: 127

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir