İlham

Şükre açılan kapı

Son zamanlarda dişlerinden son derece ra­hatsızdı. Epey ihmal edip doktoruna gitmemişti. Doktora gittiğindeyse epey geç kalmış olduğunu öğrendi. Birçok dişi iltihaplıydı ve antibiyotik de kâr etmemişti. Çekmekten başka çare kalmadığını öğrenince çok üzüldü ama yapacak bir şey yoktu. Hayatî tehlike doğurabileceği riski ile çekildi dişler. Artık yeni protezin takılmasını beklemekten başka yapacak bir şey yoktu. Bu arada diş etleri tedavisi araya girdiği için dişlerin takılması da gecikti.

Ağzında büyük bir boşluk oluşmuştu. Ama sanki ağzında değil, bütün dünyasında hatta kâinatında büyük bir boşluk açılmıştı. Öyle bir boşluk ki, için­de küçüldüğünü kaybolduğunu hissediyordu. Giden dişlerin yeri sanki sahibini kaybetmiş gibi için için ağlıyordu. Bu kadar mı mühimdi bu dişler? Onların varlığının farkına varmamıştı uzun zamandır. Şimdi kaybedince nimetin büyüklüğü ortaya çıkmıştı.

Çiğneyemiyordu hiçbir şeyi. Çoğu gıdalar bütün bütün gidiyordu midesine. Hele fındık, fıstık, leblebi gibi şeyleri öyle özlemişti ki. Şöyle, çıtırdatarak un gibi ezerek yiyebilecek miydi acaba?

Bütün nimetler gözünde eskiden olduğundan daha çok ehemmiyete bürünmüştü. Hepsini iç çe­kerek gözden geçiriyor, birçoğunun farkında olama­dığını hissediyordu.

Sonra vücudundaki azaları gözden geçirdi bir bir. Öylesine değerli, mükemmel yapılmışlardı ki, kay­bında yerine konulması mümkün değildi. Kolları, bacakları olmayanları, göremeyenleri, böbrek, kara­ciğer, kalp arayışında olanları, felç geçirip hiç yerin­den kıpırdayamayanları düşündü. ‘’Ne kadar zengi­nim. Görebiliyor, işitebiliyor, yürüyüp, istediğim yere gidebiliyorum da bu nimetlerin ne kadar farkında olup, ne kadar şükredebildim?’’ diye sordu kendine.

İnsan, fazla detaylı düşünmeden, yarı görmezden gelerek, uykuda gibi yaşıyor işte. Hâlbuki farkındalık, nimetlerin tadını ve mutluluğu şükrün ve kadir bilirliğin nispetinde öylesine arttırıyor ki, aziz ve kıymetli bir misafir olduğunuzu her an hissederek, bir şükür denizi içine gark oluyorsunuz.

Bunu hissettiğinde, dişlerinin kısa bir zaman için olmadığına üzülmedi. Nasıl olsa bir çaresi bulunacak, yine yiyebilecekti. Elbette ki Rabbinin verdiği dişlerin yerini bir protezin tutmasına imkân yoktu, Şu anda tek düşündüğü kendisine verilen diğer nimetlerin farkında olarak, her an şükretmeye çalışmaktı. Sanki bütün iç organları, bütün dış azaları vücudundan ayrılmış, sıraya dizilmiş, önünde resmigeçit yapıyorlardı. Adeta ‘’Bu fırsatı kaçırır mıyız hiç, sen hakiki bir şükre bu kadar yaklaşmışken, kendimizi sana hissettirmezsek, tekrar gaflete düşüp bizi unutabilirsin. Bizi unutma! Rabbinin seni ne kadar mükemmel yarattığını daima hatırla ve şükrü hiç bırakma!’’diyorlardı.

Kendinden gözünü ve aklını çektiğinde ise etrafında dizilmiş diğer nimetleri ve onların veriliş tarzlarını düşünmeye başlıyordu. Sadece sofrasındaki ekmeği, domatesi, portakalı, elmayı, eti, pırasayı, ıspanağı değil, buğday tarlalarını, elma portakal ağaçlarını, meralarda otlayan hayvancağızları, diğer bütün nimetlerin topraktan harika bir tarzda halk edilişlerini düşünüyordu. Bir çekirdekte, bir tohumda koskoca ebed dolusu tarlalar vardı. Sadece yaşadığı ana hitap etmiyor, ebede uzanan bir çizgiyi gösteriyordu.

Dünyası genişlemişti. Bu küçücük dünyada ona verilen hadsiz ehemmiyetin farkına vardığında Rabbine secde etmesindeki ulvi derinliği daha da anlıyordu. Eğer O’nun verdiği nimetlerin tam olarak farkına varılsa, insan Rabbisine secde etmeye nazlanabilir miydi? O’na koşarak giderdi. Çünkü O’nun verdiği nimetler, ancak secde ile karşılık verilecek cinstendi. O derece, aklı, ruhu, kalbi ve bütün duyguları dolduruyordu. Sözlerin ve hislerin yetersiz kaldığı yerde, secde imdada yetişiyordu ki, insan için Rabbine karşı kendini bundan daha fazla ifade eden başka hiçbir şey olamazdı.

Muhabbet deryasına öylesine dalmıştı ki, yediği, yiyemediği, gördüğü göremediği her şeyi unuttu. Şu anda kalbinde sadece hadsiz bir şükürden doğan eşsiz bir muhabbet vardı. Rabbini daha bir derinden tanıdığı için şükürleri öylesine bir arttı ki, bu halin kendisinden gitmemesi için dualarını arttırdı. Böyle bir muhabbete ve şükre sebep olduğu için de, artık çekilen dişleri için üzülmüyordu.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*