Fıkıh Günlüğü

Kürtaj hak değil; hak gasbıdır!

Soru: “Kürtaj caiz değil midir? Günümüz tek­nolojisinde çocuğun durumu bilinebiliyor. Çocu­ğun down sendromlu olduğunu kesin biliyorsak aldırmak caiz olmaz mı?”

Öncelikle şunu ifade edelim ki: Kürtaj bir hak de­ğil; bir cinayettir, bir hak gaspıdır. Her ne kadar ço­cuk henüz ana rahmindeyse de, artık hayatı vardır, ruhu vardır, duyguları vardır; netice itibariyle hakkı vardır, hukuku vardır. Onu aldırmak, onu öldürmek­tir; dünyaya gelmiş bir adamı öldürmek gibidir.

Sorunuzu birkaç maddede cevaplayacağız:

1- Teknoloji her şey demek değildir. Var olanı tes­pit eder. Fakat ne yakın geleceği, ne uzak geleceği bilemez, göremez ve keşfedemez. Ana rahmindeki ceninde bu gün tespit ettiği bir problemin, cenin daha ana rahminden çıkmadan şifâ ile sonuçlanıp sonuçlanmayacağına genellikle hükmedemez. Bu gün görülen bir sendromun, yarın bir iç denge ile kaybolup gitmeyeceğini veya bu gün görülmeyen bir problemin yarın ortaya çıkmayacağını kestire­mez. Ön tedbirleri aldıktan sonra, Allah’a teslim olmaktan başka çare var mıdır? Nitekim özürlü de olsa, her çocuk ve her insan Allah’ın birinci derecede kuludur.

2- İnsanın yaratılışı tamamen beşer kudretinin dışında; tamamen Hâlık-ı Kerîm’in hilkatiyle ve Fâtır-ı Kadîr’in kudretiyle ve takdiriyle ilgili bir alan­dır. Cenâb-ı Hakkın takdir buyurduğu çocuk, takdir ettiği şekil ve biçimde ana rahmine bir çekirdek ola­rak düşer. Burada beslenir, gelişir, âzâsı teşekkül eder, kendisine ruh verilir; yani burada halk edilir. Bütün bu süreçlere bizim beşer olarak hiçbir mü­dâhalemiz yoktur. Her süreçte tamamen Allah’ın dilemesi esastır ve Allah’ın emri hâkimdir. Kur’ân bu hakîkati, “Annelerinizin rahimlerinde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur.” 1 âyetiyle bildirir.

3- Çocukların doğuştan getirebilecekleri özür­lerin temelinde yatan sebeplerle ilgili önceden bir dizi tedbir almak ve anne babaya bir dizi uyarılar yapmakta sakınca yoktur. Meselâ, yakın akraba evlilikleri yapılmaması, kötü alışkanlıkların sür’atle terk edilmesi, bilhassa annenin hâmilelik dönemin­de bebeğine olumsuz etki yapacak her türlü madde alımını kesmesi, hayırlı bir evlât vermesi için Allah’a duâsını eksik etmemesi, anne ve baba arasındaki kan uyuşmazlıklarının ve varsa sâir olumsuz bul­guların önceden tetkik edilerek gerekli tedbirlerin zamanında alınması… Bunların birkaçı ve başlıca­ları. Bunlar fıtrî emirlerdir; muhakkak uyulmalıdır. Çünkü fıtrî emirlere uymak bilhassa çocuk sağlığını olumlu etkileyecektir. Anne ve baba, titizliğini bu nokta üzerinde yoğunlaştırmalıdır. Bu, meşrûdur ve câizdir.

4- Bununla berâber; sebepleri çok fazla abar­tıp, Allah’ın kudretinden, emrinden, irâdesinden ve rahmetinden umudunu kesmek doğru bir davranış değildir; tevhid inancıyla bağdaşmaz. Bilhassa dün­yaya gelmek üzere olan çocuk hakkında teknoloji ne derse desin; Allah’ın rahmetinden umudumuzu yitirmeyelim. Gelen çocuk için hayırlısını isteyelim ve hayırlı bir tarzda gelmesi için duâ edelim. Allah hayırlı evlâtlar versin.

5- Ana rahminde yumurta aşılandıktan sonra konumuzla ilgili olarak iki ana evre vardır:

  1. a) Ruh verilmeden ve kolu-bacağı, kafası ve sâir vücut âzâları belirmeden önceki ilk evre. Bu evre ge­nellikle en fazla ilk yüz yirmi güne kadar sürer. Bu evrede cenin her geçen gün hızla gelişmekte, her geçen gün yeni teşekküllere kavuşmaktadır.

Hayatî ve zorunlu mazeretin olması halinde, bu ilk evrede aşılanmış yumurtanın alınmasını âlim­ler mümkün ve caiz görmektedirler. Meselâ; kadın hasta ve hamilelik durumu hastalığını arttıracak ise; veya hamileliğin kesin bir ölümle sonuçlanaca­ğı biliniyorsa, ya da anne emzikli olup hamilelikten dolayı sütünü elindeki çocuğundan kesmek zo­runda kaldığında babanın çocuğuna bakamayacak ölçüde fakir olması halinde; yahut çevre aşırı dere­cede bozuk olup, doğacak çocuğun fitne ve fesat ortamında büyümesinden korkuluyorsa ilk kırk gün içinde ceninin alınmasını caiz görenler vardır.

  1. b) Ruh verildikten ve vücut azala­rı teşekkül ettikten sonraki evre. Bu evre yaklaşık yüz yirmi günden sonra­ki evredir. (Buradaki “yüz yirmi gün” rakamı, genel ve yaklaşık bir rakam­dır. Kimi ceninler daha önce de vücut azaları tanınacak derecede teşekkül safhasına girebilmektedirler.) Ana rahmine düşmüş ve kolu-bacağı-kafası şekillenmiş bir bebeğin, ultrasonla, çok daha net gösteren başka cihazlarla veya testlerle ne kadar özürlü, sakat ya da kalıtsal hastalıklı olduğu tespit edilmiş olursa olsun; aldırmak cinayet olur; caiz değildir.

6- Demek, ruhu bulunan ve canlı olan en az yüz yirmi günlük bir cenin için ar­tık hangi sebep ve sonuç ortaya çıkmış olursa olsun; aldırma ve imha etme yolu dinen bulunmamaktadır. Çünkü o artık bir beşerdir, bir insandır, bir ferttir, Allah’ın kuludur. O’na hayat veren de, rızk veren de, ölüm takdir edecek olan da Cenâb-ı Allah’tır. Üstad Bedîüzzaman Said Nursî’nin ifadesiyle, yaratılacak çocukta binde dokuz yüz doksan dokuz hisse sahibi Hâlık-ı Rahîm’dir.2

7- Çocuğun gelişim bozukluğu içinde olduğu varsayımını güçlendirebilecek bulguların, cenini almak için yeterli ve zorunlu bir sebep olduğu yo­lunda evhamları tahrik etmeye kanaatimizce gerek yoktur. Bizim tavsiyemiz: Anne ve babaların gerekli bütün sıhhî, tıbbî ve sosyal tedbirleri önceden al­maları ve hamilelik döneminde bebekte olumsuz iz ve etki bırakacak davranışlardan uzak bulunmala­rıdır. Çocukta down sendromu, mongol veya başka bir kalıtsal rahatsızlığın bulunmadığı yolunda az da olsa bir ihtimal varken, Allah’ın takdirine güvenme­yip cenini telef etmek sorumluluktan uzak değildir.

Kaynak: www.fikih.info

Dipnotlar:

1- Âl-i İmrân Sûresi, 3/6.

2- Bedîüzzaman, Mektûbât, S. 80.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*