Diğer

Ölüm karşısında herkes eşit

Ne olduğunu bile tam kavrayamadığımız karanlık bir boşluğun içinde dönüp duran minnacık bir gezegenin üstünde hiçbir toplum diğerinden daha değerli değildir. Hangi ırktan, hangi dinden, hangi milletten olursak olalım hepimizin ortalama ömrü belli. Birbirimize “ben senden daha değerliyim” diye bağırıp sonra ölüyoruz. Ölüm zaten herkesin “eşit” olduğunu tartışmasız biçimde gösteriyor. Daha “değerli” bir millet varsa ölmesin de onun diğerlerinden daha üstün olduğunu görelim.

Yazar Ahmet Altan

 

Ayıp buluyorum

Hayatımda hiç açık giymedim. Öyle omuzlarımı göstermek falan. ‘Sol muhafazakâr’ diyorlar ya hani, işte ben tam oyum. Sevmiyorum açık giyinmeyi, ayıp geliyor. Hatta bazı politikacıların eşlerini görüyorum, şok oluyorum. Benim tarzımın esprili bir anlatımı vardır. ‘Devrimci bacı’ kıyafeti derler. Ben böyle iyi ve rahat hissediyorum. Günlük hayatımda da zaten çok sade giyinirim. Sahnede sadece bir tık daha özenliyim.  (T24, 26 Aralık 2020)

Muhabirin “Sizi sahnede abartılı kostümlerle ya da dekolte kıyafetlerle göremiyoruz. Görselliğin bu kadar önemli olduğu bir çağda hiç mi gerek duymuyorsunuz?” sorusuna şarkıcı Selda Bağcan bu cevabı veriyor.

 

İmparatorluk mutfağı

Belki felsefe okumaktan dolayı, araştırmaya çok meraklıyım. Türkiye’ye yerleşince eşimin annesi, teyzesi ve dayısının yaptıkları nefis yemeklere hayran kaldım. Öğrenmeye çalıştım ve İngilizler bunları tanısınlar diye bir yemek kitabı yazmaya heveslendim. O yıllarda yaptığım çevirilerden Türkiye’nin tarihini öğrenmeye başlayınca mutfak tarihine merakım uyandı. 1980’lerde ona sor, buna sor derken mutfak tarihiyle ilgili kaynaklara ulaştım. Okudukça yemek tarihinin en güzel yönüyle de tanışıyorsunuz, geçmişte insanların yaşantıları, duygularınızı canlandırıyor. Nasıl misafir kabul ediyorlardı? Kış geceleri dostlarla nasıl eğleniyorlardı? Askerler ne yiyorlardı? Gıdalar deve üzerinde ve gemilerle nasıl uzun yollardan taşınıyordu? Baklava ilk ne zaman çıktı ve nasıl anlamlı bir tatlı haline geldi? Bunlar gibi binlerce sorunun cevaplarını arayarak 40 yıla yakın zaman geçti, konuya karşı duyduğum merak ve heyecanım hiç azalmadı, günden güne arttı. Her gün yeni ve ilginç bir şey öğreniyorum.

Araştırma amacıyla bazen eski tariflerden yemekler deniyorum. Mesela, 15’inci yüzyıla ait tariften güllaç yaprakları yaptım, onlarla da güllaç hazırladım; enderun yumurtasını arkadaşlarımla beraber yaptık şahane oldu. İlk 20 sene bu denemeler dışında sadece akademik olarak, yani yazılı kaynaklarla ilgilendim, fakat 20 yıl kadar önce Urfa’ya gidip orada sıcak peynirli baklava ikram edilince, Anadolu’nun Osmanlı mutfağı araştırmaları açısından büyük önemini anladım. İstanbul’da kaybolmuş horoz şekeri, kavata, kuzu dolması, demir tatlısı, kuru kaymak gibi eski lezzetler hâlâ Anadolu’da yaşıyor. Vakit buldukça Anadolu’da gezerek yöresel mutfakları ve mutfak kültürünü de araştırıyorum, Anadolu’yu iyi bilenlerin kitaplarını da okuyorum.

Priscilla Mary Işın “Bereketli İmparatorluk: Osmanlı Mutfağı Tarihi” isimli kitabını hazırlarken yaşadıklarını  böyle anlatıyor.

 

Ünlülerin ölüm korkusu

  • Diktatörler öldürülme korkusuyla hep dublör kullanmışlar. Stalin bir yere gidecek olsa, benzer birkaç araba aynı anda yola çıkarmış. Saddam Hüseyin’in de 10’u aşkın dublörü varmış.
  • Kamus-ı Türki’nin yazarı Şemsettin Sami, ayda bir kere sokağa çıkarmış. Beş yıl hiç sokağa çıkmadığı olmuş. Sakalı uzadıkça makasla kendi kesermiş.
  • Michael Jackson’ın mikrop kapıp ölmekten korktuğu için ağzında maskeyle dolaştığı biliniyordu.

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*