Kurşun Kalem

Ölüme nişanlıydık

“Kime kalmış bu dünya, inan ki sana da kalmaz. Para, mal, mülk, eğlence, koşuşturma nereye kadar? Dostların düşman olur, O Dost’u bulamazsan. Sonsuzluktur yolumuz öyleyse nereye kadar?” demiş şair dizelerinde. Nereye kadar uzak kalabiliriz sonsuzluk yolunda, yolcu yolunda olsa gerek. Kısaca doğarken nişanlandık ölüme aslında ve her daim dedik ki:

“Demek değmez ki alınsa; çürük maldır hep bu çarşıda

Öyleyse geç;  iyi mallar dizilmiş arkasında.”

Ölüm için Şeb-i Arus diyenlere hayran olduk. Bir yayladan bir yaylaya göç olduğunu okuduk ve zahmetler memleketinden ücret mükafat diyarına geçmek olduğunu da, tebdil-i mekan, tahvili vücut oluşunu da. Toprağa düşen daneyi gördükçe ve çıkan ağacı tekamül serencamına hayranlıkla bakarken, muhakkak girecek olduğumuz toprak tabakasının altından dirilişi tefekkür ettik, bu minval üzere yüzlerce muhteşem tarifleri okuduk okuduk okuduk…

Ve bir testle karşılaştık. (aslında bu test her daim vardı da) Genç ihtiyar ayırmayan ve çok kısa zaman diliminde seni yada sevdiklerini hem de şehadet gibi bir makamla sevkiyat pusulası olan piyango bize ya da sevdiklerimize gelecek diye ne çok kaygı ve korkular yaşadık ve yaşıyoruz.  Nişanlıya kavuşmayı kim istemez?  Doğarken nişanlıydık oysa ölüme.

Bu dünyaya gelmeyi istemedim ki yada bu hayattan bıktım artık diyenler ne oldu?  İşte fırsat; seri bir şekilde bu alemden gitme fırsatı. Demek ki söylem ve eylem aynı değil.

Aslında bütün bunlar değil de acaba daha fazla kulluk ve hazırlık yapma arzusundan mı desek. O halde hâlâ niye gaflet?.. Hele bizler Nur’un talebeleri ölüm gelse günah cihetinden ölüp sevap defteri açık kalanlar değil miydik o halde! Ya da bu da değil ebedi beka isteyen en zayıf kuvvemiz olan hayal ve uyanık vicdan ebed ebed derken, bu ebed isteğini kararsız, sergerdan, fani imtihan dünyasında olacak gibi mi gördük? Ya da anla, günle sınırlı dünyamızı bizim hayatlarımıza göre bir derece sabit gibi görünen dünyanın ömrüyle mi iltibas ettik? Oysa biliyoruz ki etten kemikten müteşekkil her an harap olmaya namzet bir yapıda iskan ediyoruz.  Bu dünyada maddi ve manevi bedenimizin rızkı bittiğinde ne bir adım ileri, ne bir adım geri. Hani savaşa gitmekte tereddüt gösteren sahabelere, Resul-i Ekrem (asm) tabiriyle ölümden korkarak evde saklanmanız birşey değiştirmez. Allah bir sebep halk eder ve kendi ayaklarınız ile öleceginiz yere gidersiniz bilmana ifade ettiği gibi. Ya da anacığımın tabiriyle “urganda da ölüm yorganda da ölüm!”

Galiba şu dünyayı sabit zannettik. O zan sebebi ile bütün bütün zayi ettik. Şu güzaran-ı hayat bir uykudur, bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgar gibi geçer. Öyleyse Azrail (as) bizi almaya geldiğinde ilim, irfan ve hizmet içerisindeyken ebed seferine götürsün diyelim. Hüsn-ü hatime ile daimilik şu dua ile tecelli etsin bizlerde: “Ya Rab bu dünyadan iman ve şahadet üzere bizleri çıkar!”

Amenna

Nurbanu ŞEN

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*