Okumayı, okumak…

Merak duygumuzun bir neticesi olan “okumak” fiilini ben biraz okumak istiyorum. Yani okumayı okumak… Bu biraz iddialı bir cümle olabilir ya da bazılarımıza saçma da gelmiş olabilir ama herkesin mutlaka yapması gerektiğini düşündüğüm bir fiildir bu. Çünkü okumak kavramını çok fazla sınırlandır­dığımızı düşünüyorum.

“Okumak” fiilinin, yalnızca kitaplara, dergilere ya da cümlelere, harflere münhasır olmaması ge­rektiği kanaatindeyim. Çünkü insan yaratılış itiba­riyle, algısı sadece yazılan bir şeyi anlamakla kı­sıtlanmamıştır. Yani özelliklerimiz bizim daha çok şeyle iletişime geçmemize imkân tanır. Nasıl mı?

Mesela “sevgiden” bahsedelim. İnsanın içine yerleştirilmiş bu hasleti, duyguyu ya da özelliği in­celeyecek olursak, aslında sonsuz bir kabiliyet ol­duğunun farkına varabiliriz. Örneğin, bir insan bir çiçeği sever değil mi? Aynen öyle de kendi bahçe­sindeki bütün çiçekleri de sever, aynen öyle de tüm dünyada var olan ve eskiden var olmuş ve hatta bundan sonra da var olacak bütün çiçekleri sever. İşte tek bir özellik olan sevgi kabiliyetimizin, tek bir cins olan çiçekle münasebeti, nasıl da zaman ve mekandan münezzeh bir şekilde, ezeliyete ve ebe­diyete uzanıyor..

Yani insan, pek çok kabiliyetinde, bu muazzam potansiyele sahip. İşte her şey ile alakadar olan bir insan fıtratını, belki her şeyi okumaya müsait bir kabiliyeti sadece kelimelere sıkıştırmak bu potan­siyele karşı bir israftır hatta cinayettir. Kıymetini bilememektir. Bu sebepten bu potansiyelimizin evvela farkında olmamız gerekmektedir. Sonra bu kıymetli kabiliyeti, potansiyeli nasıl kullanmamız gerektiğini öğrenmemiz gerekir.

Mesela ağaç bir kelime olduğu gibi, ağacın kendisi de bir kelimedir. Okunmak ister. Bizim potansiyelimiz de onu okumak ister. Biraz daha somutlaştıracak olursak; Karıncalar.. Karıncalar bize cumhuriyeti anlatamaz mı? Biraz saçma mı geldi? Oysa ki karınca milletinin hayatlarının biraz okuyabilsek, bugün en medeni ülkelerin bile tam uygulayamadığı cumhuriyeti canları pahasına da olsa yaşadıklarını görebiliriz.

Veya bugünlerde insanoğlundan göremediğimiz şefkat ve sevgi kelimelerini incir ağacında okuyamaz mıyım? Ağaçtır deyip basite aldığımız o incir ağacının, kendisi çamur yerken yavrusu olan meyvesine halis sütü vermesi başka türlü nasıl açıklanabilir? İşte bu örneklerden yola çıkarsak, karşımızda okunmayı bekleyen kocaman bir kitap vardır. Kainat kitabı… Gerek dokunarak, gerek dinleyerek, belki severek, hissederek okumak… Önyargılardan temiz kötü niyetlerden müberra bir şekilde… Biraz da çocuk gibi. Mesela bir örnek vereyim, 5 yaşında bir çocuğun – ilk defa- televizyonda gömülen birine verdiği tepki şöyle; çok şaşkın bir şekilde “Aaa amcayı ektiler”. Bize saçma ya da komik geliyor belki. Ancak neden bir insanda tohum gibi toprağın altında çürüyünce başka bir alemde neşv-ü nema bulmasın? Belki de tüm tohumlar bize bunu anlatıyordur? Belki de bizden beklenen okuma böyle bir şeydir.

Şimdi biraz da, bu muazzam okuma potansiyelinin en verimli dönemi olan gençlik zamanından bahsetmek istiyorum. İnsanın latifelerinin ve kabiliyetlerinin gelişime en açık olduğu zamandır gençlik. –Kelime manası da hazine define anlamına gelir.– Hakikaten bir hazine gibi.. Eğer bir cıvıltıyı okuyacaksam, onu en iyi gençken duyabilirim. Bir rengi okuyacaksam onu en iyi gençken görürüm. Bu şeyin tadını en iyi gençken alırım. Okumanın da öyledir. O yüzden gençlik geçmeden gelin gençliği de okuyalım.

İşte bir genç olarak benim okuma serüvenimde dört yıl önce başladı ve yavaş yavaş dünyam değişiyordu. Çünkü artık okuyabiliyordum az da olsa… Güneşin orada sadece beni ısıtmak için asılmadığını, onu okudukça kendini açtığını ve bana her zaman daha fazla şey anlatmak istediğini fark ettim. Yıldızlardan yerdeki böceğe kadar yaratılmış her şeyin bana yazılmış, içinde müjdeler taşıyan mektuplar olduğunu fark ettim. Onları açıp okudukça aldığım manevi lezzet ve huzurun tadına vardım. Ve asıl amacımın, hatta buraya gönderiliş sebebimin bunları okumaktan geçtiğini, her şeyimle okumak için yaratıldığımı anladım. Ve herkesin de bir gün bunu anlamasını dilerim..

İşte okuyan gençler olarak bu manaların peşindeyiz. İnsanı, kâinatı ve kâinat kitabını tefsir eden Kur’ân-ı Kerim’i okumakla ömür geçirmiş, bir büyük yazarın yani Said Nursi’nin talebesi olmak niyetindeyiz. Ve tüm derdi insanı ve kâinatı okutmak olan bu neşriyatların içinde, kalemimizin mürekkebini bu amaç ve bu dava için akıtmaktan gurur duyuyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir