Biyolojik saat ve kadın

Varlık aleminde her şey zıt enerjileriyle birbiriyle uyumlu hareket eder. Aynen gece-gündüz, siyah-beyaz, yaz-kış gibi kadınla erkek de birbirini tamamlar. “Gece ile gündüz, siyahla beyaz, yazla kış aynıdır yada biri diğerinden daha iyidir üstündür.” Diyebilir miyiz? Kadın erkek eşitliği meselesi günümüzün değişmeyen gündemlerinden biridir. Son araştırmalar da net olarak ortaya çıkarmıştır ki, kadınla erkeğin yaradılıştan gelen özellikleri beyin yapıları, fizikî donanımları farklıdır. Bu tablo karşısında ancak tamamlayıcılıktan bahsedilebilir. Erkek ailenin himayesi ve geçimini sağlamaya yönelik duygu ve fizik-sel donanımlarla, kadın ailenin iç organizasyonunu sağlamaya yönelik cihazatlarla donatılmıştır. Aile ortamında olduğu gibi çalışma hayatında da kadın ve erkeğin yaradılış özelliklerine uygun şekilde kendinden bekleneni yapması önemlidir.

Hayatî dönemeçler

Toplumda sevgi eksikliği o kadar yoğun ki kadınlar “çalışacaklarsa” sevgi, şefkat gerektiren işlerde (eğitim, sağlık, gıda…) çalışmalıdır. Fiziksel dayanıklılığın gerektiği sektörlerdeyse erkeklerin daha aktif rol üstlenmesi yaradılıştan gelen donanımlarıyla uyumludur. Sözgelimi kadın maden mühendisi, şantiye şefi olacağım diye ısrar etmemeli. Yapar, ama biyolojik ayarlarını zorlayıp bozar. Faturası ağır olur. Uzmanlar kadınların çoğunun kariyer sahibi ama bedenen ve ruhen çok dayanıksız olduğunu söylüyorlar. Özellikle de büyük şehirlerde çalışan kadının sağlık faturası yüksek. Üstelik, kadınların iş hayatı dışında yaşadığı başka hayatî dönemeçler de vardır: Hamilelik, lohusalık, emzirme gibi… Kadınların eskiye göre ileri yaşlarda evlenmesi, yaşadıkları kariyer stresi, çalışma hayatının getirdiği zorluklar, hazır yemeklere olan rağbet kısaca “erkeksi bir hayat tarzı” sağlıklarını etkiliyor. Hor-mon bozuklukları, depresyon, özellikle de jinekolojik kanser türleri artıyor. Bu konuda yapılan dünya çapındaki araştırmalar dünyada ve ülkemizde her geçen gün kanserli hasta sayısının özellikle de yumurtalık kanserinin çoğaldığını gösteriyor. Uzmanlara göre, bu oranı azaltmak doğum sayısı ile mümkün…

Aile yapımız değişiyor

Kariyer uğruna evlenmeyen kadınların yeni ter­cihleri arasında yumurtalıklarını dondurmak da var. Böylelikle yaşı ilerlemiş bile olsa dondurucuda bu­lunan yumurtasını kullanarak tıbbî müdahale ile anne olabiliyor. Potansiyel bebekler dondurucuda, doğduğunda bakıcıda, büyüdüğünde kreşte. Ailenin ihtiyarları huzurevinde. Boşanmaların artması, tek ebeveynli çocukların problemleriyse ayrı bir konu. Bediüzzaman Hazretlerinin tabiriyle “Terbiye-i medeniye” nin sunduğu aile modeli böyle. Ya çeki­len manevî sıkıntılar? Artan antidepresan ve ağrı kesici tüketiminin bu dertlere çare olabilmesi mümkün mü?

Hülâsa

Kadının fıtratından uzaklaşması, biyolojik saa­tinin ayarlarını bozması nispetinde ödediği maddî manevî fatura da ağır oluyor!

Çare, “fabrika ayarı” hükmünde olan biyolojik saate riayette. Yani fıtrata dönüşte!

Eşler birbirini tamamlar

“Kadının—aile hayatında müdir-i dahilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evlâdına ve her şeyine muhafaza memuru olduğundan—en esaslı hasleti sa­dakattir, emniyettir… Fakat kocasının va­zifesi, ona hazinedarlık ve sadakat değil, belki himâyet ve merhamet ve hürmet­tir. “

(Bediüzzaman Said Nursi, Ha­nımlar Rehberi)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir