Yaz tatilini Kur’ân’la taçlandıralım

Milyarları aydınlatan “okunan kitap” Kur’ân, Allah kelâmıdır. Hazret-i Cebrâil’in (as) bin dört yüz yıl önce, Peygamber Efendimiz’in (asm) pâk kalbine âyet âyet ilka’ buyurduğu son ve tek İlâhî Kitaptır. Kur’ân’ı lisân ile okumak, göz ile takip etmek, üzerinde düşünmek, mânâsını tefek­kür etmek, ezberlemek, namazda kıraat etmek ibâdettir. Kur’ân’ı doğru yorumlamak ibâdettir. Kur’ân’ı anlamak ibâdettir. Kur’ân’ı yaşamak ibâ­dettir. Kur’ân’ın hükümlerini öğrenmek ibâdettir. Kur’ân’ın doğru yorumları olan tefsirleri mütalâa etmek ibâdettir.

Kur’ân’ı hatim niyetiyle baştan sona okumak, bitirip yeniden başlamak, okudukça tefekkürü arttırmak, okudukça feyiz almak, okudukça kullu­ğun sırrına ermek, ibâdetin inceliğine vâkıf olmak ibâdettir. Kur’ân ile A’dan Z’ye meşgul olmak ibâ­dettir. Nihâyet, Kur’ân’ı öğrenmek ibadettir.

Çünkü Kur’ân, yerin ve göğün sahibi olan Al­lah’ın tenezzül buyurup bizimle konuşmasıdır. Çünkü Kur’ân Arş-ı Azam’dan, İsm-i Azam’dan, her ismin mertebe-i azamından gelmiş; bütün âlemlerin Rabb’i unvanıyla Allah’ın kelâmıdır; bü­tün mevcûdatın İlâhı sıfatıyla Allah’ın fermanıdır; bütün semâvât ve arzın Hâlık’ı nâmına insanlara müteveccihen söylenmiş bir hitaptır, bir mükâle­medir, bir ezelî hutbedir, Rabb-i Rahîm’in bir iltifât defteridir.1

Bundandır ki, namaz Kur’ân’la mümkündür, niyâz Kur’ân’la mümkündür, her türlü yakarış Kur’ân’la mümkündür, duâ Kur’ân’la mümkündür, her türlü ibâdet Kur’ân’la mümkündür.

Bundandır ki, namazda Kur’ân okumak farzdır. Kur’ân’sız namaz sahih değildir.

Hazret-i Âişe (ra) validemiz anlatır: Resûlul­lah Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Kur’ân’ı mâhir olarak (mahrecini, tecvidini, sesini, kıraatini bilerek) okuyan, şerefli, itaatkâr elçiler olan me­leklerle berâberdir. Kur’ân’ı kendisine zor geldiği halde kekeleyerek okuyan kimseye ise iki kat se­vap vardır.”2

İbn-i Mes’ud (ra) anlatıyor: Peygamber Efendi­miz (asm):

“Bana Kur’ân oku!” buyurdu. Ben de:

“Yâ Resûlallah, Kur’ân sana indirildiği halde; ben mi sana Kur’ân okuyacağım?” dedim.

Resûl-i Ekrem (asm):

“Ben, Kur’ân’ı kendimden başka birinden din­lemeyi severim.” buyurdu.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem’e (asm) Nisâ Sûresini okumaya başladım. Nihâyet, “Her üm­metten birer şâhit; onların üzerine de Habîbim, seni bir şâhit olarak getirdiğimiz zaman onların hâli nice olur?” meâlindeki 41. âyete geldiğimde Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm):

“Yeter; kâfi!” buyurdu.

Dönüp baktığımda ne göreyim; iki gözünden yaşlar akıyordu!”3

Berâ b. Âzib (ra) diyor ki: Üseyd b. Hudayr (ra) iki uzun iple atını bağlamış, evinde Kehf Sûresi­ni okuyordu. Okuyup dururken, üzerinde bir bulut peydah oldu, bulut yaklaştıkça yaklaştı. Nihâyet atı ürktü, deprenmeye başladı! Üseyd: “Yâ Rab, âfetten emîn kıl!” diye duâ etmeye başladı. Sabah olduğunda Peygamber Efendimiz’e (asm) geldi ve bu hâli anlattı. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm): “Oku ey adam! Durma oku! Bu tecellî sekînedir (Allah’ın sekînet, vakar ve rahmet yüklü bir mah­lûku). Kur’ân’ı dinlemek için, Kur’ân’a hürmeten inmiştir.” buyurdu.4

Kur’ân’la meşguliyet, Allah katında makbûl ibâdetlerin başında geliyor

Şimdi yaz geldi; Kur’ân öğrenimi dönemi baş­ladı. Çocuklarımıza Allah kelâmını öğretebileceği­miz, öğrenmelerine kapı açabileceğimiz altın gün­lerin içinde bulunuyoruz.

Bu günlerde dönemin yorgunluğunu da attılar üzerlerinden. Mutlaka değerlendirelim. Çocukları­mız, kendi Yaratıcılarının öz kelâmıyla bire bir mu­hatap olsunlar; okusunlar, öğrensinler.

Camilerimiz, Kur’ân kurslarımız hizmete hazır. Birbirinden değerli din görevlilerimiz çocuklarımızı altın kalpleriyle kucaklayacaklar. Yeter ki biz gön­derelim, ihmal etmeyelim, ilgimizi kesmeyelim.

Yarın mahşerde, “Annem veya babam bana dinimi öğretmedi, Kur’ân’ı öğretmedi. Allah’ım, senin kelâmını öğretmedi.” şikâyeti bizi mahcup eder. O günün mahcubiyeti, -Allah muhafaza- bizi perişan eder.

Spor kursuna, resim kursuna, müzik kursuna, tiyatro kursuna, balo kursuna zaman ayırıp para, fırsat ve imkân bulurken; Kur’ân kursunu ihmal etmek îzah edilir cinsten değildir. Yalnız mahşerde değil; dünyada bile bizi mahkûm etmeye yeter.

Öyleyse, buyurun; Kur’ân öğrenmeyi bir sefer­berlik haline getirelim.

Dipnotlar:

1- Bediüzzaman Said Nursî, İşârât’ül-İ’câz, s. 15.

2- Buhârî ve Müslim.

3- Buhârî ve Müslim.

4- Buhârî, c. 9, s. 306.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir