Hz. Ömer (ra) (582-644)

Ömer Bin Hattab. İslâm’ın en sancılı dönemle­rinde Resulullah’ın ( asm): “Ya Rabbi! İslâmiyet’i Ömer bin Hattab veya Amr bin Hişam (Ebu Cehil) ile şereflendir”1 dua ettiği mübarek zat. Bu duada yer alan Ebu Cehil, Resullah’ı öldürene 100 deve vaat eden, Ömer Bin Hattab ise bu yüz deveye sa­hip olmak için Resulullah’ı (asm) öldürmek üzere yola çıkan kişi. Öldürme niyetini alarak hızlıca Re­sulullah’ı (asm) bulmaya giderken yolda hasbel­kader karşılaştığı yeni Müslüman olmuş sahabe­lerden biri ona, önce kardeşine bakması gerektiği­ni zira kardeşi ve eniştesinin Müslümanların safı­na katıldığını haber verir. Ömer bin Hattab istika­metini derhal değiştirerek, süratli bir şekilde ken­dini kardeşinin evinde bulur. Okunan ayeti keri­melerin tesiri altında, Allah kalbini yumuşatmış ve İslâm’a ısındırmıştır. Ömer artık eski Ömer de­ğildir. Derhal Resulullah’ın (asm) yanına gider şa­hadet getirir ve İslâm’ın safına iltihak eder. Onun İslâm’a girmesi ile Kabe’ye gidilerek ilk defa açık­tan İslâm ilan edilir ve namaz kılınır. Allah, Resu­lünün duasına icabet etmiş ve İslâm onunla kuv­vetlenmiştir. O Müslüman olunca Cebrail (as) pey­gamberimize gelip meleklerin mele-i alada bu se­vinçli haberi birbirlerine söylediklerini iletmiştir.

Öyle bir Ömer (ra) ki, Resulullah (asm) onun i­çin “Benden sonra bir peygamber gelseydi bu Ö­mer olurdu” buyurmuşlardır. Resulullah’ın (asm) zor zamanlarında yanında olmuş, malını ve canı­nı ona feda etmiştir. Aynı zamanda Resulullah’ın (asm) önemli işleri kendisiyle istişare ettiği biri­dir. Hatta onun görüşlerini teyit edercesine inen ayetlere “Muvâfakât-ı Ömer” denilmektedir. “Al­lah gerçeği Ömer’in lisanı ve kalbi üzerine yarat­tı”2 buyuran Resulullah (asm) aynı zamanda Hz. Ömer’in (ra) ilhama mazhar olduğunu bizlere bil­dirmektedir. Hz. Aişe (r.anha) ise “Ömer anılınca adalet anılmış olur, adalet anılınca Allah anılmış olur, Allah anılınca rahmet iner” dediği rivâyet e­dilmektedir.

Uzun boylu, gür sesli, heybetli bir yapıya sa­hip olan Hz. Ömer (ra) okuma yazma bilen az kişi arasında bulunup, vahiy katipliği yapmıştır. Aynı zamanda cennetle müjdelenen on sahabeden biri olarak Resulullah’ın (asm) yakınları arasında bu­lunmaktadır. Aynı zamanda kızı Hafsa (r.anha) ile evliliği bulunmasından dolayı, Resulullah’ın kayın pederi konumundadır.

Hz. Ömer’in (ra) en önemli özelliklerinden birisi adalet vasfı ve istişareye önem vermesidir. Hafta­nın belli bir günü mescidin bir bölümünde halkın sorularını cevaplayıp, toplum önderliği vazifesini ifa etmiştir. Allah’ın emir ve yasaklarına uyma ko­nusunda ilk kendi nefsinden başlayıp, aile efradı­na söylemesi önemli vasıflarındandır. Hatta yan­lışa düştüğü durumlarda Hz. Ali’nin (ra) kendisini uyarmasından son derece memnun olduğunu şu ifadeleri ile dile getirir: “Ali olmasaydı, Ömer he­lak olmuştu.”

Hz. Ömer’in (ra) en dikkat çeken hususların­dan bir tanesi, görev yerine girmeden önce vali­lerin mal varlıklarını kaydettirmesi, mal varlığında aşırı bir artış olanların durumlarını araştırması ve bu duruma müdahale etmesidir.

Şehirlere gönderdiği valileri, bizzat gidip hal­ka memnuniyet derecesini sormakla teftiş ettiği kaynaklarda belirtilmektedir. Buna örnek ise Hz. Ömer’in (ra), Şam’a gittiği sırada şehrin kuzey ta­rafında bulunan Humus’a uğradığında, güzide va­lisi Said bin Mir’in idareciliği hakkında halkın da fikrini almak istemesidir. Halifenin şehre geldi­ğini duyan halk toplanmıştır. Hz. Ömer (ra) ile­ri gelenlere, “Ey Humuslular, valinizi nasıl buldu­nuz? Memnun musunuz? Hakkında bir şikâyeti­niz var mı?” diye sorar. Halk, umumi olarak mem­nun olduklarını söyledikten sonra, hikmetini an­lamadıkları bazı hâllerden dolayı da şikâyetlerini dile getirdiler. Hz. Ömer’in (ra) ısrarı üzerine, “Sa­bahleyin vazifesine erken değil de kuşluk vakti geliyor!” derler. Hz. Ömer (ra), halkın şikâyet et­tiği daha büyük bir kusur arıyordur: “Bundan daha büyük bir suçu var mı?” der. “Gece olunca bizden hiç kimseyi kabul etmiyor. Ayda bir gün eve ka­panıyor, halkın içine çıkmıyor. Bazı zamanlar bay­gın düşüyor, ölüm tehlikesi geçiriyor!” Hz. Ömer (ra), Humusluları dinledikten sonra, vali Sâid bin Mir’i çağırtır. İsnat edilen bu kusurların sebebini sormak ister.

Biraz sonra vali gelir. Hz. Ömer (ra), halkın hu­zurunda, şikâyetleri teker teker sorar. Bu arada, “Allah’ım, Sâid bin Mir hakkındaki hüsn-ü zan­nımda beni hataya düşürme!” diye de dua ediyor­dur. Şikâyetler sıralanırken Hz. Sâid gayet sakin­di. Hz. Ömer’in (ra) sözü bittikten sonra, şikâyet mevzuu olan meselelerin hikmetini şöyle açıklar:

“Yâ Ömer, aslında ben bunları söylemeyi is­temiyorum, ama şikâyete sebep olduğu için ifa­de edeceğim: Mesaiye biraz geç gidişimin sebebi, evde hizmetçim yoktur. Ev işlerinin çoğunu ken­dim görüyorum. Sabahleyin erkenden hamur yo­ğuruyor, ekmeği yapıyorum, çocukların kahvaltısı­nı yaptırdıktan sonra abdest alıp çıkıyorum. (Ba­zı kaynaklarda hanımının hasta olduğu kayde­dilmektedir.) Geceleri kimseyi kabul etmiyorum; çünkü gündüzleri halkın işi ve derdi için, geceyi de Hak için ayırıyorum. Ayda bir gün halkın içine çıkmayışıma gelince; hizmetçim olmadığı için el­bisemi kendim yıkıyorum. Başka değişik bir elbi­sem de yoktur. Yıkadıktan sonra onun kuruması­nı bekliyorum. Kuruduktan sonra giyiyor, halkın i­çine ondan sonra çıkıyorum. Bazı günler baygınlık geçirmem ise… Mekkeliler Hubeyb’i astıkları gün ben de oradaydım. Müşrikler onu bir ağaca bağla­dılar, sonra da şu teklifte bulundular: ‘Senin yeri­ne Muhammed’i asmamızı ister misin?’ O hâlin­deyken Hubeyb, ‘Ben çoluk çocuğumun içinde ra­hatça oturayım da Muhammed’in (asm) ayağı­na bir diken batsın ha; vallahi buna dahi razı ol­mam!’ dedikten sonra ‘Yâ Muhammed!’ diye ba­ğırdı. Sonra da şehit ettiler. Hubeyb’in bu fedakâr­lığını hatırladığım zaman, ona yardım edemeyi­şim de aklıma geliyor. Çünkü onu asmalarına mâ­ni olabilirdim. Ne yazık ki, ben o zaman müşrik­tim! Bu günahımdan dolayı Allah’ın ebediyen be­ni affetmeyeceğini sanıyorum. İşte o zaman üze­rime baygınlık geliyor, kendimden geçiyorum…”

Takva ve zühdün zirvesinde bulunan valisini dikkatle dinleyen Hz. Ömer (ra), ellerini açar, “Al­lah’ım, iyi niyetimde beni yanıltmadın, Sana şü­kürler olsun!” der.3 Hz. Ömer’in (ra) bu hassasiye­ti sadece valiler hakkında değildir. Bizzat geceleri Medine sokaklarını gezer ve şehirdeki ihtiyaç sa­hiplerinin ihtiyaçlarını temine çalışır. İslâm’ın re­faha kavuştuğu günlerde bile devlet hazinesin­den ihtiyacından fazlasını kendisi için kullanmaz.

10 sene gibi bir müddette halifelik vazifesini en hassas ve başarılı bir şekilde ifa ettikten sonra Ebu Lü’lü’nün hain bir hançer darbesiyle, bir müd­det hasta yatar. Vefat edeceğini anlayan Hz. Ö­mer (ra), kendisinden sonra bir komisyon kurulup o komisyonun halife seçmesini ister. Kendi aile­sinden de halife seçilmesine karşı çıkar. Hayatın­da istişareye önem veren bir zatın, vefat etme­den, böyle ehemmiyetli bir meseleyi istişare he­yetine bırakması da çok anlamlıdır. Hz. Aişe’den (r.anha) Resulullah’ın (asm) ayak ucuna gömül­mek için izin ister ve 644 yılında şehit olup En Sevgilisine kavuşur. Allah şefaatine mazhar eyle­sin. Amin.

Dipnotlar:
1. Müsned, 1, 456)
2. Tirmizi, Menakıb’, 18
3. Hilye, 1: 245-246.



Yazar: Nesibe Ersoylu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir