Dindar erkekler nasıl kadınları beğenir?-2

Giriş yerine

Önceki yazımda da belirttiğim gibi yazdıklarım sadece tefekkürlerimi paylaşmak nev’inden olup, en fazla farkındalık meydana getirmek amacı ta­şır. Düşüncelerim fıkhî veya ilmî olarak herhangi bir iddia içermemesiyle birlikte, ilmihal ve bu alanda ilim sahibi insanların yazılarından istifade edilerek oluşturulmuş, her zaman da tartışmaya açıktır. Hatta bu yazı dizisi okuyuculardan gelecek soru, yorum ve eklentilerle zenginleştirilmeye müsait, interaktif bir çalışmadır.

Evli ve dindar bir erkek karısını nasıl beğenir?

Bekâr, dindar bir erkeğin beğeni kriterlerini ön­ceki yazımızda tartışmıştık. Peki ya evli ve dindar bir erkek, karısını nasıl beğenir? Aslında “Bir kadın, dindar kocasına kendini nasıl beğendirsin?” soru­sunun cevabı, televizyon ve internette takip etti­ğimiz platformlarda karşımıza çokça çıkıyor. Hatta herkes işi gücü bırakmış, bu sorunun cevabına kafa yormuş, desek yeridir. Evlilik uzmanlarından tutun da hocalara, ilahiyat profesörlerine kadar herkes kadınlara birtakım tavsiyeler veriyor. Ne diyorlar?1 “Çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır. Temiz ve bakımlı olun, kocanız için süslenin. Alımlı, iş­veli, cilveli olun. Cinsel olarak arzulu olun ve arzu uyandırın. Kocanızı reddetmeyin ve onu tatmin edin. Böyle olursanız sizi beğenir.” Peki, doğru mu bütün bunlar? Bu yazıyı kadın-erkek kim okuyor ise “Evet” dediğinizi duyar gibiyim. Bence de evet. Öyleyse tartışma bunun neresinde? Her yerinde. Müsaadenle izah edeyim sevgili okuyucu.

Madem hem dini bilen insanlar, hem modern ilim insanları bunları aşağı yukarı aynı şekilde söy­lüyor, bir hakikat elbette vardır. Buna itiraz eden, ancak radikal feminist akımlar olsa gerek. Bu itiraz da kadının, erkekler veya başka herhangi bir şey için değil, sadece kendi için bir şeyler yapmasını gerekli görmesindendir. Bence de kadın, erkek için bu şeyleri yapmamalıdır. Eğer kadın dindar değilse, zaten yapmamalıdır; zira bu tutum ve düşünceler, vahşî sonuçları2 apaçık ortada olan erkek egosunu ve ataerkil görüşü beslemekte. Kadın dindar ise, hatta kocası da dindar ise bile yine yapmamalı. Ama konumuz “dindar olan kocaya kendini beğen­dirme” üzerine değil miydi? Nasıl kocası için yap­mayacak bunları? Ya da kocası için yapmayacak da kimin için yapacak? Allah rızası için yapacak tabiî ki. Çünkü aslında konumuz kadını ve erkeği yara­tan, onların fıtratlarını da herkesten daha iyi bilen Cenab-ı Hakkın tavsiyelerinin ne olduğu. Şöyle ki, Allah kadınlar için razı olduğu, yakıştırdığı hali tarif etmiş. Modern tabirle, güzel olmanın formülünü sunmuş. Buna kanaat etmek, daha doğrusu bunun altındaki güzelliği keşfetmek, bize dayatılan bütün güzellik kriterlerinden yüz çevirip Yaratıcının vedi­ası olan varlığımızdan gelen sesleri dinleyerek ola­cak. Kadınlar için tarif edilen güzellik, karşı cins için de bir beğeni kriteri sunmuş oluyor aslında. Yani “Ey kadın, senin asıl güzelliğin şunda saklıdır.” de­mek, diğer taraftan “Ey erkek, böyle bir kadın senin için güzel, beğenilecek kadındır.” demek değil mi? Elbette bir erkeğin buna kanaat etmesi için önce iman ve itaat etmiş olması gerekir ki tam da bu nokta bizim yazımızın neden dindar erkekler hak­kında olduğunu açıklıyor. Zira algısı Allah’ın rızası dışında şeylerle şekillenmiş birinin beğeni kriterle­rini tartışmak, ne böyle bir derginin ne de siz oku­yucuların bir faydasına olacaktır.

Şimdi bu tavsiyeleri inceleyeceğiz biz. Ondan önce üzerinde durmak istediğim bir nokta daha var; bu tavsiyelerin hiçbirinin kesin sonuç verme iddiasında olmadığı. Öyle ya, yukarıda “Kocanızın sizi beğenmesi için şunları yapın.” diyen kaynakla­rın hiçbirinin “Böyle yaparsanız kocanız sizi beğenir, bir tek sizi beğenir, gözü sizden başkasını görmez, sizden başkasını güzel bulmaz.” dediğini aktarma­dım. Çünkü öyle bir anlayış yok ve sizin de karşı­laşmış olacağınızı düşünmüyorum. Zaten böyle bir şeyin fıtraten mümkün olmadığını, kadının erkeği inhisar altına alamayacağını, şeriatın erkeğe ver­diği izinden dolayı biliyoruz- her ne kadar kadınlar bunu anlamakta ve kabul etmekte zorlansa da. Diğer yandan kadın için böyle bir izin olmamasına rağmen, kadının da kesinlikle eşinden başka hiç kimseyi beğenmemesinin duyguları cihetiyle im­kânsız olduğunu bilmeliyiz.3 Bu fıtrî gerçekliği kabul ederek, ama neyi ne için yaşadığının farkına vararak helaline kanaat etmesi gerekir ki beraberlikler ebe­dî devam etsin. Ve dindarların arasında da bir veba gibi yayılan sevgisizlik, aldatma, ayrılma gibi üzücü durumlar olmasın.

1- Temizlik

Kadına verilen tavsiyelerin birincisi temiz olmak. Kadının vücudunda eşinin görebileceği yerleri temiz ve tıraşlı tutması gerekir. Dikkat ettim de dinin te­mizlik öğretilerine göre ibadet eden bir kul olarak, hem kadının, hem erkeğin temiz ve tıraşlı tutması kesin emredilen bölgelerin haricinde kadına kol, ba­cak, yüz vb diğer vücut tüylerini almak gibi bir so­rumluluk özellikle yüklenmemiş. Demek ki vücudun diğer bölgelerinde bulunan tüyler Allah tarafından temizliğe ve güzelliğe mâni olarak addedilmemiş. Hatta yüz gibi bazı bölgelerdeki tüylerin alınması, fıtrî olana müdahale ve Cenab-ı Hakkın sanatını be­ğenmeme manâsı taşıdığı için haram kılınmış. Yal­nızca kocanın özellikle istemesi ve aksi halde evlili­ğin zarar göreceği durumlarda cevaz gösterilmiş. İyi ama ne oldu da günümüzde kadınların tüyleri hem kendine, hem erkeğe bu kadar rahatsızlık verici bir hâle geldi? Bu durum, yine kadını metalaştıran an­layışın ve günümüz gelişen epilasyon sektörünün oluşturduğu güzellik algısının dindar erkek ve ka­dınlar üzerindeki bir yansıması olsa gerek. Öyle ya, bir hastalık veya ilaç gibi vücudu sonradan etkile­yen bir durumun olmaması hâlinde, Allah doğuştan ve pek çok hikmete binaen var ettiği tüylerin sürek­li alınması zahmetini kadına yükleyerek zulmeder mi? Evet, kadına ve erkeğe eşit şekilde emredilmiş bir temizlik hâli var ve bunun ölçüsü ilmihal kitap­larında tafsilatlı şekilde verilmiş.4 Her kadın ve er­keğin, hem kulluğunun sağlıklı bir şekilde devamı, hem de eşiyle olan münasebetinin fiziksel bir adımı olarak bunlara dikkat etmesi önemlidir.

2-Doğallık

Dinin temizlikten sonra kadına yakıştırdığı bir hâl olan doğallığı, fıtrî olanın muhafazası olarak dü­şünmeliyiz. Ne gariptir ki kozmetik, güzellik, estetik sektörlerinin onca çabalarına rağmen yine insan­lığın ortak kanaati, doğal olan veya doğal gibi gö­rünen güzellikten yana. Bu nedenle estetik üzerine gerçekten çalışanlar mümkün olduğu kadar yapay olduğu anlaşılmayacak şekilde doğal görünümü ya­kalamaya daha doğrusu yapayı doğala benzetmeye çalışıyorlar. Dinin yaklaşımını yorumlayacak olursak da, Allah’ın yarattığı her şey güzeldir. Yeter ki beşerî müdahalelerle o güzellik bozulmasın. Bu durumda kadın yediği, içtiği, kullandığı, gördüğü, duyduğu her şeye dikkat kesilip o fıtrî güzelliğin muhafaza­sına çalışmalı. Kendi iradesi dışında gelişen durum­lara karşı ise sabır ve teslimiyetle yaklaşmalı. Vücu­duna yaptığı müdahalelerin altında Allah’a isyan ve itiraz duygusu olmaması için nefsini ve duygularını sık sık kontrol etmelidir. Dindar erkeğin de aynı şe­kilde hem kendi fıtrî güzelliğini muhafaza etmekle sorumlu olup, hem de eşinden, fıtratına müdahale etmesine sebep olacak şeyleri istememek konu­sunda bir imtihan yaşadığını anlamamız gerekir. Zira ister istemez malumu olduğu, ideal(!) kadın vü­cuduna kıyasla eşindeki bazı eksiklikleri ve kusurları kabullenmek ve ona kanaat etmekle bu eksikliklerin doğal olmayan yollarla giderilmesini istemek ara­sında bir tercih yapmak zorundadır. Burada erkeğe yardımcı olacak, öncelikle nazarların haramdan ko­runmasıyla, elde olmayanın hayâlde de yer etmesi­nin önüne geçmektir. İkinci olarak da nefsini terbiye etmeye çalışması, Allah’ın emaneti olan karısını in­citmekten çekinip muhabbetini onun doğal güzel­liğine bina etmesi ve bunun ancak Allah’ın rızasını düşünmekle mümkün olacağını bilmesi gerekir.

Devamı gelecek…

Dipnotlar:

1. Bu konuda güvenilir ve istikametli kaynakların aktardıkları öncelikli unsurlar fiziksel güzellik ve cazibeden ziyade, önceki ya­zımızda da bahsi geçen manevî özellikler. Ama biz konumuzu dağıtmamak için onların üzerinde durmayıp sizin araştırma­nıza havale etmek durumundayız, yoksa önemsemediğimiz için değil. Bütün bu kaynaklarda ve bizim yazımızda, evlilikte fi­ziksel beğeni ve çekimin üzerinde durulması ilk bakışta maddî, süflî, nefsanî ve fanî olarak görülebilir ve rahatsızlık verebilir. Ama bu yaklaşımın kaynağının, cinselliğin konuşulmadığı için zannedildiği kadar utandırıcı bir şey değil de fıtrî bir duygu ol­ması ve evlilikte çok önemli bir unsur olmasından kaynaklandığını vurgulamak isterim. Yani başarısız bir cinsel hayat evlili­ğin bitmesi için yeterli olabilirken, cinsellik tek başına evlilik gibi bir müessesenin sağlıklı devamı için asla yeterli değildir. Bu durumda diğer basamaklar atlanılmışsa, sadece verilen güzellik ve ilişki tüyoları erkeği kadına veya kadını erkeğe bağlama­ya, aradaki muhabbeti ebedî kılmaya yeter mi? Siz düşünün.

2. Kendini ve ihtiyaçlarını her daim haklı göre erkeğin, her daim erkeği haklı ve kendini onun ihtiyaçlarına hizmetkâr olarak gö­ren kadının davranışlarının birlikte sonucu olarak kadınlara fiziksel, duygusal, ekonomik ve cinsel olarak şiddetin her türlüsü meydandadır.

3. Bu konuda Bediüzzaman’ın; “… açık saçıklık kılığına giren on kadından ancak bir tanesi bulunur ki, kocasından daha güzeli görmediğinden, kendini ecnebîye sevdirmeye çalışmaz. Dokuzu, kocasından daha iyisini görür. Ve yirmi adamdan ancak bir tanesi, karısından daha güzelini görmüyor. O vakit o samimî muhabbet ve hürmet-i mütekabile gitmekle beraber, gayet çir­kin ve gayet alçakça bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir…” (Said Nursî, Lem’alar, Yirmi Dördüncü Lem’a, Üçüncü Hikmet) sözünün meseleyi gayet güzel özetlediği kanaatindeyim.

4. https://sorularlaislamiyet.com/erkek-ve-kadinlarda-kesilmesi-cimbizla-alinmasi-caiz-olan-ve-olmayan-killar-ve-tuy­ler-nelerdir-etek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir