Her gün 1 Okuma – 5 Kelime

Her çocuk yaşına özgü belli başlı değişimler geçirir. Bu değişim biyolojik, psikososyal ve bilişsel gelişim şeklinde sınıflandırdığımız alanlarda meydana gelir. Okul öncesi dönemdeki (2-7 yaş) bilişsel gelişim alanını ele alacak olursak, attan beklenen hızlı koşmasıdır. Ancak yeni doğan attan koşması nasıl beklenir? Bu dönemde çocuklarımız bilişsel açıdan bazı noktalarda, bizim düşündüğümüz düzeyde değillerdir. Ve birçoğumuz da gelişim evrelerini göz ardı ettiği ya da bu konu hakkında fikir sahibi olmadığı için, çocuğumuzla aramızda ciddi kaoslara yol açabiliyoruz. 2-7 yaş döneminin en büyük özelliği korunum yapılamamasıdır. Nesne yer ya da biçim değiştirse bile hâlâ aynı olduğunu sanır veya farklı nesnelerin aynı özelliği taşıdığını düşünür. Yani büyük bir kaba koyduğunuz 1 litre suyu, daha küçük bir kaba aldığınızda, miktarının aynı kaldığını anlayamaz.

Bu dönemde pek çok düşünme sürecinde gözlemlediğimiz ‘Odaklanma’ kavramını ele alalım. Çocuğumuz bu dönemde olayların tek bir yönüne odaklanır ve bu yüzden diğer özellik ve boyutları ele alamaz. Başka bir ifadeyle tek yönlü düşünür ve nesnelerin tek bir özelliğine kitlenip kalır. Gündelik hayatımızda, sıklıkla rastlanan bir problemden örnek verelim. Okuldan gelen çocuğuna annesinin ‘Aç mısın? Sarma yaptım, yanına yoğurt da koyayım, çorba da var. Televizyonu da açayım, yer misin?’ şeklinde ardı ardına yönelttiği sorulara çocuğun tepkisi ‘Topum nerede?’ olur. Anne sorularına devam eder ancak çocuğun tepkisi yine aynı olur. Anne ‘Sen beni dinlemiyor musun, kime diyorum?’ diyerek sinirlenmeye başlar. Çocuğun tepkisi yine değişmez. Oysa annenin yapması gereken yönelttiği soruları tek tek sorup cevap aldıktan sonra devam etmek. Yani;

Anne: Aç mısın?

Çocuk: Evet.

Anne: Sarma yer misin?

Çocuk: Yerim.

Aynı zamanda çocuğumuzun odaklandığı ‘Topumu bulamıyorum’ düşüncesini de öncelikli olarak cevaplamak çok daha etkili olacaktır. Velhasıl kelam çocuklarımız devamlı bir gelişim halindedir ve ancak içinde bulunduğu evreye göre davranış gösterebilir. Elinden gelen bu kadardır. Bu noktada çocuğun gelişim dönemleri hakkında kısa bir bilgi sahibi olmak yeni doğan attan koşmasını beklememek için önemli bir kriterdir.

Altın söz: Çocuklarınızı yaşayacakları zamana göre yetiştirin. (Hz. Ali)

Altın tavsiye: Psikososyal gelişim de yaşa göre farklılıklar gösterir. Bu gelişim alanlarının bilincinde

olmak oyunlarda da bizlere yönlendirici olacaktır. Mesela çocukların empati duygusu 4 yaşında gelişmeye başlamaktadır. Asrımızın da enaniyet asrı olduğunu düşünürsek, bu duyguyu oynadığımız oyunlarla desteklemek çok önemlidir. Gelişim konusunda ele aldığımız değişimler birbirine bağlı olarak ilerlediğinden bir sonraki empati aşmasına da zemin hazırlamış olacağız.

Her gün 1 Okuma-5 Kelime

Kur’ânî terimlere yabancılaştırıldığımız bu zamanlarda, hem çocuklarımızı, hem de kendimizi aşina etme vakti! Oyunu oynamadan önce çocuğumuzla birlikte dinî bir kaynaktan metinler okuyalım. “Her gün 1 Okuma-5 Kelime” şeklinde bir slogan oluşturabiliriz. Hatta biraz daha özel ve sırlı bir hale getirmek için 1O5K şeklinde bir kod belirleyebilir, okuma vakitleri geldiğinde toplu bir ortamdaysak, çocuğumuzla şifreli konuşarak bu işi daha çok benimsemesini ve kendine özel hissetmesini sağlayabiliriz.

Okuma yaparken çocuğumuzun anlamını bilmediği ya da bilmesini istediğimiz kelimeleri bir kağıda not edin. Her okumada en fazla 5 kelime seçmelisiniz. Seçtiğiniz kelimeleri en sık kullanılanlardan seçmelisiniz ki önümüzdeki okumalarda karşımıza çıktığında hem pekişsin, hem de çocuğumuz başarının heyecanını tatsın.

Biz kitap tercihimizi Risale-i Nur Külliyatından yana kullandık. Malumunuzdur ki Risale-i Nur’un metinlerini anlamamamızın en büyük nedenlerinden birisi de, bizim Kur’anî terimlere yabancılaştırılmamızdır. Aynı dönem eserleri ile kıyas edildiğinde Risale-i Nur’da kullanılan dilin kendine has, Kur’ânî bir terminolojisi olduğu ve bu özelliğinden dolayı da dilinin oldukça anlaşılır olduğu görülür. Yani anlamamamızın nedeni dilin ağırlığı değil, yabancılaştırılmamızdır. Bunu mutlaka ara ara vurgulayalım ki çocuğumuz büyüyüp bu metinleri kendi başına okuduğunda ümitsizliğe düşmesin ve gayretle okumaya devam etsin.

Her bir okumamızın ardından defterimize önce kelimeyi, sonra da en sık karşılaştığımız tek bir anlamını çocuğumuzun anlayabileceği şekilde ve mümkün olduğunca en az kelime kullanarak yazalım. 5 dakika tutarak kelimelere ve anlamlarına bir göz atalım. Ardından anlamlarını yazmadan, sadece kelimeleri çubukların ucuna yazalım. Çubukları toplayıp kelimeler aşağıya gelecek şekilde, şeffaf olmayan, bir bardağın içine koyalım. Herkes sırayla bir çubuk seçsin ve çıkan kelimeyi okusun. Eğer anlamını bilirse çubuk onun; bilemezse elindeki tüm çubuklar bardağın! Bilemediğinde diğerleri anlamını söyleyebilir. Bu şekilde daha hızlı pekişecektir. Ayrıca her okumadan gelen yeni kelimeleri eskilerle birleştirelim ki hem şevk, hem de hatırlatma olsun. Sıra başkasına geçtiğinde çubukları karıştırmayı unutmayın. Bu oyunlar sonunda çocuğumuza hem düzenli okuma, hem de sözlük bilgisi kazandırdık bile!

 NOT: Bu oyuna her 5 günde bir, sessiz sinemanın sesli versiyonunu ekleyebilirsiniz. Çektiği kelimeyi ve anlamını kullanmadan karşısındakine anlatabilir. Bu oyunun sonunda ise kelimeleri zihninde ne kadar eşleştirdiği, ne kadar işlevsel hale getirdiği ve konuşma dilinde kullanıp kullanamadığını kontrol edebiliriz. Rahatlıkla kullanabileceğini düşündüğünüz kelime çubuklarını ayırabilirsiniz. Öğrendiği çubuklarla istediği gibi oynayabilir, maketler yapabilir.

* Berfin Betül Karakoyun & Büşra Nur Yıldız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir