“Sağlıklı bir ilişki için kişisel alanlar korunmalı.”

Uzm. Psk. Danışman Pınar Koç Yıldırım ile evlilikte uyum-denge ve genç çiftlerin düştüğü hatalar gibi birçok konuya değindiğimiz röportajı, istifadenize sunuyoruz. Keyifli okumalar… 

Evliliklerde haklılık savaşına girmeden, nasıl uyum-denge yakalayabiliriz?

Günümüzde çiftler; biraz daha sözünün geçmesi ya da haklı olduğunun eşi tarafından kabul edilmesi odaklı bir güç savaşına giriyor. Burada iki türlü bir güç mücadelesi oluyor. Bazen çok aleni bir biçimde “ben haklıyım” diyor. Bazen de daha örtülü, dolaylı yöntemlerle güçlü olduğunu ispatlamaya çalışıyor ya da alttan alarak ilişkiyi yönetebiliyor. Biz gücü dışarıdan bakıldığında görünen yüzüyle değil de, ilişkiyi kimin idare ettiğiyle ilintili olarak değerlendiriyoruz. Çiftlerin aklından çıkarmaması gereken en önemli şey şu; ilişkiler bu tarz hiyerarşik bir tartışmayı kaldırmıyor. “Ben güçlüyüm, sen güçlüsün ya da benim sözüm geçmeli” yaklaşımları ilişkideki dengeyi bozar. Bunun yerine, çiftlerin, kendi sorumluluk alanlarını, kimin hangi konuda söz sahibi olacağı ya da neye, ne kadar müdahale edip, hangi konularda sorumluluk paylaşacakları noktasında, bir anlaşma yolu bulması gerekiyor. Bunu bulabildikleri ölçüde ilişki dengede kalır. Aksi takdirde bu tartışmalar, tüm evlilik boyunca devam eder ve tarafları yıpratır.

Vazife ve sorumluluk dağılımı yapmak gerekiyor o halde.

Elbette. Evlendikten sonra iki kişi başlıyorsunuz hayata. Ama zaman içerisinde çocuk sahibi olunuyor. Çocukların bakımı, onların büyütülmesi, evdeki paranın yönetilmesi, ev içinde sorumlulukların nasıl paylaşılacağı gibi konular önemli. Bir faturanın yatırılmasından tutun, da çocuğun okula götürülmesine kadar her türlü detayı kapsıyor bu sorumluluklar. Şehir hayatı problemleri biraz daha karmaşık hale getiriyor. Burada yaşayan insanlar, özellikle de çiftler çalışıyorsa, sorumlulukların paylaşılması konusu çok daha önemli bir hal alıyor. Çiftlerin bu konuları, kendi aralarında konuşup, anlaşıp, ortak bir paydada buluşması gerekiyor. Eğer bu konuşmalar yüzeysel yapılırsa, bir süre sonra tartışmaları beraberinde getirebiliyor. Dolayısıyla, detaylı konuşmak, anlaşmak, anlamak ve yardımcı olmak ve “bu senin işin, bu işin benimle alakası yok” gibi bir kolaycılığa girilmemesi gerekir.

Evliliklerde bu noktada göz ardı edilen çok önemli bir detayı var; çiftler birbirlerine yardım edebildikleri, hayatlarını kolaylaştırabildikleri ölçüde, hem evlilikten, hem de hayattan daha fazla keyif alır hale gelirler. Ama yaptığınız her şeyi, sanki bir başkasına iyilik veya fedakarlıkta bulunuyormuşsunuz gibi yaparsanız, ileride yük gibi gelmeye başlar. Karşı tarafı göz önünde bulundurarak, onun ihtiyaçlarını fark ederek yapılan her şey, evliliğimize bir artı olarak döner. Evdeki muhabbeti, paylaşımı arttırır.

Bu noktada çiftlerin üzerinde dış faktörlerin de etkisi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bizim toplumumuzda geleneklerin çok belirleyici bir rolü var. Evliliklerde gelenek ya da aile etkisi, iyileştirici de olabiliyor zorlaştırıcı da. Çiftler kendilerini “Bizim geleneğimize göre bu böyle olmalı, şöyle yapılmalı, bu şekilde davranılmalı” gibi bir düşüncenin içerisinde bulabiliyorlar. Aslında gelenekler insanların işini kolaylaştırmak için vardır.  Bocaladığımız durumlarda nerede, nasıl davranmamız gerektiğini belirler. Ama bizim toplumumuzda tam ters bir duruma dönüşüyor. Özellikle farklı toplumdan gelen iki genç evlenmeye kalktığında, karşılarında gelenekleri bulabiliyorlar ve bu bir çeşit savaşa dönüyor. Burada çiftler kadar ailelere de sorumluluk düşüyor. Kolaylaştırıcı olmak, anlamaya çalışmak, yapıcı olmak ve “Nasıl uzlaşabiliriz, çözümü nasıl yakalayabiliriz?” kısmında biraz kalmak lazım.

İlişkilerde yapıcı tartışmalar olabilir

Tartışma olmadan bir ilişkiyi yürütmek mümkün değil. Öncelikle onun altını çizmekte fayda var. Tartışmak, farklılıkların çözüme ulaştırılması için gerekli bir şey. Hiç konuşmayan, tartışmayan çiftler de problem yaşayabiliyorlar. Çünkü o suskunluğun, sessizliğin altında eziliyorlar ve kendilerini yeterince ifade edemediklerini, ilişki içinde yok sayılabildiklerini düşünebiliyorlar. Biz tarafların birbirini yıpratmadığı, üzmediği, hakaret etmediği yapıcı bir tartışma istiyoruz. Tartışma anında sarf edilen kötü sözler, gerçekten karşı tarafı kırıyor, incitiyor ve bir kenara da kaydediliyor. İnsanlar bu sözleri çok kolay unutmuyorlar. Bu kötü sözler, anılarda yerini alıyor ve taraflar bunları ömür boyunca taşıyor. Böyle bir durumda biraz kendimizi de tanımak gerekiyor. Öfkeyle, haddi aşan şeyler söyleyeceksiniz, evet susmak, uzaklaşmak veya başka bir ortama geçmek “bunu daha sonra, sakinleşince konuşalım” demek gerekir. Hakarete varmadan, aşağılamadan, kırmadan, incitmeden tartışabilmek çok önemli. Aksi takdirde bu tartışmalar çiftin ilişkisini, zaman içerisinde çok yıpratıyor.

Saygı anahtar kelime

Hep sevginin altı çiziliyor. Evet bir ilişkiyi aradaki sevgi, sıcaklık başlatıyor. Ama devam ettiren, arttıran saygıdır. Saygı olmadan bir ilişkinin yürütülmesi mümkün değil. Hayatın her alanında olduğu gibi, evlilikte de en önemli unsurlardan biri olduğunu düşünüyorum. Belki de birbirini sevmediğini düşünen, zoraki bir arada olan çiftin bile hürmet özelliğini gözettiğinde, bir süre sonra birbirini sevip, çok daha farklı gözle bakabileceklerine inanıyorum.

Çiftlerde en çok gördüğünüz problem nedir?

Maalesef bize problemler biraz daha büyüdükten sonra geliyor ve çok daha karmaşık bir tabloyla karşımızda oluyorlar. Daha köklü tespitler, müdahaleler gereken bir aşamada başvuruyorlar. Artık böyle danışmanlık almaktan biraz daha ileri gitmemiz gerekiyor. Son dönemde gördüğüm bir iki problemin altını çizmek istiyorum.

Birincisi; genç çiftler birbirlerinin sınırlarını çok fazla ihlal ediyorlar. Yani birbirlerinin hayatı çok fazla kısıtlıyorlar, baskı kuruyorlar. Her şeyi birlikte yaparsak, sürekli birlikte hareket edersek birbirimizi daha çok seveceğiz ya da dışarıdan bakıldığında öyle görüneceğiz gibi algılıyorlar. Ama bu aslında bir süre sonra birbirini bunaltmaya gidiyor. Çiftler bir araya geldikleri ilk dönemde, devamlı bir arada olmak çok cazip gelebiliyor. Çünkü o dönem, böyle hafif gözün dışarıya doğru kapandığı, her an birlikte olunmak istenen bir dönemdir. Biraz hayatla bağlar kopar. Çiftlerin bazılarında bu bir, bir buçuk yıl kadar da sürebilir. Her an birlikte olalım, gezelim sohbet edelim, telefonlaşalım bunu isterler. Ama bir süre sonra, yavaş yavaş dışarıyla bağlantı kurma ihtiyacı artmaya başlar. Kendi arkadaşlarıyla bir araya gelmek, bir yakınıyla görüşmek vs. Bu ihtiyacın göz ardı edilmemesi, iki tarafın da evlilik dışında, kişisel alanlarının, ilişkilerinin olması lazım. İşte bunu sağlayamadıklarında, bir süre sonra birbirlerini yıpratmaya başlayabiliyorlar. Evlilik dışında da bir hayat var, ilişkiler var ve her şey evlilikle sınırlı değil. Bunu göz ardı ediyorlar. Sağlıklı kalmanın bir şartı da aslında tüm ilişkileri aynı anda idare edebilmektir. Konuşacak bir şeylerinin olması için, farklı deneyimler yaşamaları lazım ki, bir araya geldiklerinde, paylaşacak ortak noktalar bulabilsinler. Bunların sağlanabilmesi için de, o kişisel sınırların konulması gerekiyor.

Boşanmak kolayca zikredilmemeli

İkincisi ise; boşanma sözcüğünü çok kolay dile getirilmesi. Bunu düşünmeden fazlaca dillendirdiğinizde, bir süre sonra karşı taraf söylediğinizi ciddi almamaya, önemsememeye başlıyor. Bu da, boşanmayı dillendiren kişiye kendini kötü hissettiriyor. İşin kötüsü bu çok fazla tekrarlandığında, çiftler bir süre sonra kendilerini bunu ciddi anlamda konuşurken bulabiliyorlar. Boşanmak istemek, öfkeyle söylenebilecek, çok basit bir cümle değil. Üzerinde iyice düşünülmesi ve kolayca zikredilmemesi lazım. Çünkü eşin bunu düşüncesizce dillendirmesi, karşı tarafı çok kırıyor, yıpratıyor. Bu konularda da hassas olmakta fayda var.

Evli çiftler için son olarak neler söylemek istersiniz?

Tartışma sonrasında, eşlerin yatak ayırması da önemli bir konudur. Çiftler bunu göz ardı edebiliyor. Süre uzadığında, eş ilişkisi de zarar görmeye başlıyor. Sonra geriye dönemeyenleri çok görüyoruz. Eş ilişkisiyle, arkadaş ilişkisini birbirinden ayıran en temel şeylerden biri cinselliktir. Bu tarz küslüklerin, yatak ayırmaların probleme eşlik etmemesi gerekiyor.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir