Eliyle kazanır diliyle kaybeder

Bir gün, adamın biri dergâhın kapısını çalmış. Kapıyı açan dervişe demiş ki; “Benim bu­radan alacağım var. Onu olmaya geldim.” Derviş de, “Ben sizi tanımıyorum. Ne alacağınız var?” diye sormuş.

Adam şöyle bir bakmış, dervişe doğru demiş ki, “Sen nerden bileceksin ki… Daha dünkü çocuksun. Buralar benim… Belki şu üstündeki aba da benim. Şeyhinin oturduğu post da benim, mutfaktaki kazan da benim” diye saymaya başlamış.

Derviş “Bakın, ben sizi tanımıyorum. Buyurun, şeyhimle konuşun” deyip içeri davet et­miş.

Adam bir solukta kendini şeyhin yanında bulmuş. Derviş bakmış, destursuz giren bu adamın sözleri de destursuz olur diye “Şeyhim bu zat bir şeyler söyledi. Fakat ben anlama­dım” deyince, adam etrafa bakmış “İşte bunların hepsi benim…” demiş.

Şeyh anlamış durumu. “Tamam evladım, biz konuşuruz. Sen işine bakabilirsin” diyerek adama dönüp sormuş. “Nedir alacağınız şey?” Adam, “Şeyhim buradaki her şey benim pa­ramla alındı. Hepsi benim” deyince, şeyh de “Neden şimdi alıyorsun peki” demiş.

Adam “Çünkü artık ben bu dergâha gelmiyorum. Başka yere gidiyorum” demiş.

Gülmüş şeyh…

“Sen ‘benim’ dediğin şeyleri dergâh için almamışsın o zaman” demiş. Ve devam etmiş,

“Biz de seni hayır yaptı sanmıştık. Mert olan yaptığı iyiliğini unutur, nâmert olan ise di­line vurur. Senin de diline vurmuş. İyiliklerin en güzeli gizli yapılanı ve başa kalkılmayanıdır.

‘Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan ve gönül kırmayanlar için Allah katında mükâfatlar vardır.’1

Bir iyilikten daha iyi olan şey, yaptığın iyiliği unutmak ve asla onu başa kakmamaktır.

Birinden iyilik gören kimse, bu iyiliği hiç unutmamalıdır. Birisine iyilik yapan ise, yaptığı iyiliği hiç hatırlamamalıdır. Sen yaptığın her iyiliği anlatırsan ballandıra ballandıra, o iyilik ol­maktan çıkar gider. Zarar verir hayır sahibine. Üç kuruş verip, üç gün geçmeden başa kakılan iyilikten fayda gelmez zaten. Sen dergâha gelmiyorum diye yaptığın şeyleri geri istemekle hayrın zaten hayır olmaktan çıkmıştır. Bize iyilik edenlerdense, kendilerine iyiliğimiz doku­nan kimseleri görmek daha çok hoşumuza gider. Dervişe her yer dergâhtır.” der postunu gösterir.

“Her şey sizin madem, buyurun… Sizin için hüsn- ü zân ederdim. Fakat siz buna lâyık de­ğilmişsiniz. Su-i zân makamında size hüsn-ü zân edermişim.” diyerek çıkarken şu âyeti okur.

“Ey iman edenler! Allah’a ve âhiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak, pürüzsüz bir kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiç bir şey elde edemezler.”2

Bu kıssadan da herkes hisse çıkarır elbet. Yalnız nefsine taraftar olmaya…

Yazar: Ayşenur Yaşar

Dipnotlar:

1. Bakara Sûresi: 262

2.Bakara Sûresi: 264

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir