BAHAR VE KORONAVİRÜS

“Amellerin cezası kendi cinsindendir” diye bir kaide var. “Men dakka dukka”. Yani eden bulur. Ne ekersen onu biçersin hesabı. Mesela anne babana hürmetsizlik edersin, evladın da sana hürmetsiz olur. Hepimizce malum bir hakikattır.

Daha hesap gününe varmadan dünyada da “acil ceza” dediğimiz  işlediğimiz günahların bedelini öderiz. Bu aslında bir nevi mükafattır. Çobanın koyunları uçurumdan düşmesin diye taş atması misali gibi. Ahirete gitmeden bu fani dünyada temizlenmek de nasip meselesi ve rahmetin bir göstergesidir.

Bahar ayında niye evlere kapandık. Bu bir tesadüf olamaz değil mi? Dünyama öyle yansıyor ki biz baharı olması gerektiği gibi sevmedik. Yaratılma maksadını anlayamadık. Çok sevdik bu doğru. Ama muhabbetimizi  baharın Sahibini sevmeye vesile eylemedik.

Yaratılmışların yüzde doksan dokuz gayesi “Yaratanı” tanıtmaktır. Yalnızca yüzde biri bizim dünyamıza, menfaatlerimize bakar.

Ömrümüzden kaç bahar gelip geçti. Kıymet bildik mi? Okuyabildik mi manidar mektupları…

Kıştan sonra dirilişi nasıl tefekkür ettik.

Güneşin yeniden kendini hissettirmesi Rabbimize yakınlığımızı arttırdı mı?

Odun gibi ağaçların içinden çiçekler fışkırması şoka uğrattı mı bizi?

Cıvıldamaya başlayan kuşların zikrini duyabildik mi?

Peki ya leylakları koklarken kalbimiz çarptı mı?

Hem baharı; Cenab-ı Hakkın nurani esmalarının en latif, güzel nakışlarının sayfası ve Sâni’-i Hakîm’in antika san’atının en müzeyyen ve şaşaalı bir meşher-i san’atı olduğu cihetiyle mütefekkirane sevmek, Cenab-ı Hakkın esmasını sevmektir. (1)

 

Yazının devamı Bizim Aile dergisi Haziran sayısında.

Sitemizden abone olabilirsiniz…

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir