Kalpler kör olmasın

İki kardeş, iki yoldaş, iki Kur’an aşığı ve fedakâr annelerinden bahsedeceğim…

Nurselin’den sonra dünyaya gelen Melise, şimdi 12 yaşında. Yüzde 90 görme engeli var. Doktorlar anne karnındayken teşhisi koymuşlar ama sebebini bilememişler, bulamamışlar. Farklı farklı nedenler söyleyebilmişler.

Annesi: “İlk kızım sağlıklıydı daha sonra Melise için doktorlar böyle söyleyince,

önce kabullenmekte çok zorlandım, kendimi suçladım vicdan azabı hissettim, benden kaynaklı bir hata olabilir mi dedim yıllarca. Ama daha sonra Allah’ın bana hediyesi olarak düşündüm, tüm ilgimle, sevgimle büyütmeye çalıştım onu. 3 yıl sonra bir kızım daha olacağını öğrenince daha dikkatli olmaya çalıştım. Elimden geleni yapayım, takdir Allah’tan diyerek dualarla geçirdim hamileliğimi” dedi.

Ve Selime dünyaya sağlıcakla teşrif etmiş. Rabbimin ilmi, rahmeti, bilemediğimiz, göremediğimiz,idrak edemediğimiz nice hayra, hikmete binaen 2,5 yaşından sonra yine doktorların da anlayamadığı bir sebepten, o da görme yetisini yüzde 90 kaybetmiş.

Kardeşler aynı imtihanla hayat sürmeye başlamışlar yani. Artık birbirlerine tam yoldaş olmuşlar. “Zekaları çok iyi yavrularımın. Kendi işlerini kendileri yapabiliyorlar. Hiç üzmüyorlar beni. Ben çok şükrediyorum,isyan etmiyorum, Allah’ın takdiri böyleymiş diyorum ve bizden daha zor durumda olan insanlara bakıyorum. İçten, kalbi dua ediyorum onlara, yaşadığım zorluklar gözüme bile görünmüyor ” diyor annemiz.

“Sen, kendinden yukarı mertebelerdeki sıhhatli olanlara bakıp şekva edemezsin. Belki sen, kendinden sıhhat noktasında aşağı derecelerde bulunan bîçare hastalara bakıp şükretmek ile mükellefsin.”

Hakikatini yaşamaya çalışmış fedakâr annemiz. “Çabamız gayretimiz, anne ve babası olarak biz ahirete göç etmeden onların kendilerini idare edecek seviyede olabilmeleri. Onun için her şeyi öğretmeye çalışıyoruz. Hem din, hem dünya noktasında kendilerini yetiştirmelerini istiyoruz, gayret ediyoruz, ölene kadar da hep destek olacağız inşallah. Başka çocukları da görüyorum ve tefekkür ederek, benim çocuklarım görmüyor ama birçok çocuğa göre çok merhametli, yardımlaşma içinde,yürekleri sevgi dolu yavrularımın,çok temizler,titizler,isyanları,kötü sözleri yok” diyor annemiz. “İnşallah hep böyle kalırlar” diye de ekliyor duasına.

“Elbette kimin kalbinde körlük yoksa görür.” (Lem’alar)

Belki daha hassas, daha kırılgan olan çocuklarının kalplerine bakarak,

annelere düşen bir görev de bence şu diyor: Çocuklarımıza küçüklükten itibaren öğretmemiz gereken şey ‘engelli olanların gerçekte engelli olmadığı, bu dünyanın imtihan yeri olduğu ve onların Allah’ın sevgili kulları olduğu, bu hallerinde onlara destek vermemiz gerektiği ve onlarla paylaşım içinde olmanın bizi mutlu edeceği.”

Çocuklarımıza şefkat ve merhamet değerlerini kazandırmak çok önemli demek ki.

Düşünelim…

Hepimiz aslında bir engelli adayı değil miyiz bu imtihan dünyasında?

Bu iki yavruya doktorlar bir umut gözleri açılabilir demiş. Olmazsa diye ne tam seviniyorlar ne de bütün bütün ümitsizler. Ama görünen güzellik o ki, hallerinden şikayetçi değiller. Aşkla şevkle Kur’an okuyorlar. O ellerini, parmaklarını nurlandırıyorlar.

Derslerde okuduğumuz Risale-i Nur’dan bölümler onlara tam şifa oluyor, mutlulukla dinliyorlar. Her hafta anlatmam için istekte bulunuyorlar.

Rabbim gönül gözlerimizi her daim açık etsin inşallah.

“Hem ehl-i imanın göz hastalığı perdesi altında -yani kör olmasında- pek mühim bir nur ve manevî büyük bir göz olup, birkaç sene dünyanın hazînane fâni bir güzelliğini fâni bir surette seyredecek fâni bir göze bedel, kırk göz kuvvetinde ebedî gözler ile ebedî bir surette cennette cennet levhalarını seyretmesi daha evlâ olacağını beyan eder.” (Lem’alar)

“Ey gözüne perde gelen hasta!

Eğer ehl-i imanın gözüne gelen perdenin altında nasıl bir nur ve manevî bir göz olduğunu bilsen “Yüz bin şükür Rabb-i Rahîm’ime!” dersin.

Bu merhemi izah için bir hâdise söyleyeceğim.

Şöyle ki: Bana sekiz sene kemal-i sadakatle hiç gücendirmeden hizmet eden Barlalı Süleyman’ın halasının, bir vakit gözü kapandı.

O saliha kadın, bana karşı haddimden yüz derece fazla hüsn-ü zan ederek “Gözümün açılması için dua et” diyerek, cami kapısında beni yakaladı.

Ben de o mübarek ve meczube kadının salahatini duama şefaatçi yapıp “Yâ Rabbi, onun salahati hürmetine onun gözünü aç” diye yalvardım.

İkinci gün Burdurlu bir göz hekimi geldi, gözünü açtı. Kırk gün sonra yine gözü kapandı. Ben çok müteessir oldum, çok dua ettim.

İnşâallah o dua, âhireti için kabul olmuştur. Yoksa benim o duam, onun hakkında gayet yanlış bir beddua olurdu. Çünkü eceli kırk gün kalmıştı. Kırk gün sonra -Allah rahmet etsin- vefat eyledi. İşte o merhume, kırk gün Barla’nın hazînane bağlarına rikkatli ihtiyarlık gözüyle bakmasına bedel; kabrinde, cennet bağlarını kırk bin günlerde seyredeceğini kazandı. Çünkü imanı kuvvetli, salahati şiddetli idi.

Evet bir mü’min, gözüne perde çekilse ve gözü kapalı kabre girse, derecesine göre, ehl-i kuburdan çok ziyade o âlem-i nuru temaşa edebilir.

Bu dünyada nasıl çok şeyleri biz görüyoruz, kör olan mü’minler görmüyorlar.

Kabirde o körler, iman ile gitmiş ise o derece ehl-i kuburdan ziyade görür.

En uzak gösteren dürbünlerle bakar nevinde, kabrinde derecesine göre cennet bağlarını sinema gibi görüp temaşa ederler.

İşte böyle gayet nurlu ve toprak altında iken göklerin üstündeki cenneti görecek ve seyredecek bir gözü, bu gözündeki perde altında şükür ile sabır ile bulabilirsin.

İşte o perdeyi senin gözünden kaldıracak, o gözle seni baktıracak göz hekimi, Kur’an-ı Hakîm’dir.” (Lemalar)

 

Şadiye Şeyma Erkoç 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir