Ayın İçinden

Santral Sabri Efendi (Sabri Arseven/ 1893–1954)  

 

1893 yılında Barla’ya bağlı Bedre köyünde dün­yaya gelen Sabri Efendi, âlim bir zat olup uzun süre bu köyde imamlık yapmıştır. Bediüzzaman Said Nur­sî’ye talebe olup, onun mukaddes dâvâsına hizmet­kâr olan bahtiyar insanlardandır. 1943 senesinde Be­diüzzaman’la birlikte Denizli’de dokuz ay hapis ya­tan Sabri Efendi için lâhika mektuplarında çeşitli iltifatlar ve takdirkâr cümleler bulunmaktadır. Risale-i Nur’ların okuyucuyla buluşmasında uzun yolculuklar yaparak bir nevi santrallik vazifesi gördüğü için Ri­sale-i Nur’da “Santral Sabri”, “Hulusi-i sâni Sabri”, “Nur iskele memuru Sabri”, “Risâle-i Nur’un kaptanı Sabri”, “Nur iskelesi nazırı Sabri”, “Hoca Sabri” ve “Sıddık Sabri” gibi unvanlarla anılır. Ölünceye kadar da bu görevini devam ettirmiştir.

 Ulaşımsız bir zamanda ulaştıran olmak

O tarihlerde Nur Talebelerinin her şeyleri yakın takipte olduğu için devletin posta hizmetlerinden yararlanmak çok zordu. Baskınlar devam ediyordu. Sabri Efendi karşılaştığı sayısız engellere rağmen Üstad’dan gelen tashih edilmiş ilk nüshaları İslâm­köy’de bulunan Hafız Ali’ye ve Eğirdir’de görev ya­pan Yüzbaşı Hulusi Bey’e en kısa zamanda ulaştırır­dı. Onlar da çoğaltarak “Nur postaları” adını verdik­leri habercilerle diğer yerlere gönderirlerdi. Bu, onun santrallik vazifesiydi.

Kara ulaşımı da henüz yetersiz olduğundan Eğir­dir Gölü sahillerinde her köyün, nahiye ve kazalarının iskeleleri vardı. Aradaki ulaşım göl üzerinden sağla­nırdı. Bedre, İlama ve Barla iskeleleri birbirini takip ederek sahil boyunca uzanırdı. Sabri Efendi, bulun­duğu Bedre Köyünde “Nur iskele memuru” olarak da vazifesini yapıyordu. Risâle-i Nur’u Bedre iskelesin­den diğer köylere tevzî ederdi. Sadakat ve bağlılığı­nın bir nişanesi olarak Bediüzzaman kendisine “Sıd­dık Sabri” unvanını vermişti.

Sabri Efendi, Bediüzzaman Kastamonu’ya sür­gün edildikten sonra da santrallik görevini eski hı­zıyla sürdürmeye devam etmiştir. Şöyle ki: Kasta­monu’dan Isparta’ya gönderilen mektup ve risâleler önce Eğirdir yoluyla ona gelir, o da kar-kış demeden, bunların bir nüshasını İslâmköy’ünde bulunan Hafız Ali’ye ulaştırırdı.

 Bediüzzamanla olan yakınlığı

Bediüzzaman Sabri Efendi’nin kendisiyle akraba­lık derecesinde bir yakınlığı olduğunu da hissetmiş ve bunu şu şekilde ifade etmiştir: “…fıtraten bende mevcut has bir nişan var; bütün gezdiğim yerde kim­sede görmedim. Sabri’de aynı nişan-ı fıtrî var. Bütün talebelerim içinde, karabet-i nesliyeden daha ziyade bir karabet kendinde hissetmiş. Ve şu havâlide en az ümid ettiğim ve o da geç uyandığı halde en ileri gitti­ği bir işarettir ki, o da bir Hulûsi-i Sânîdir, müntehap­tır. Cenâb-ı Hak tarafından bana talebe ve hizmet-i Kur’ân’da arkadaş tayin edilmiştir.”1 Fıtraten mevcut olan nişan da bir başka mektupta şöyle açıklanır:

“Senin cisminde (ayağında) kardeşliğimin sikke­sini gördüğüm zaman bir hiss-i kablelvukuyla kalbi­me geldi: Bu zat mühim bir vakitte bana çok ehem­miyetli bir kardeşlik edecek. Ve muvaffak oldun, yaptın. Allah senden ebeden razı olsun.”2

“Saff-ı evvel” ve “Barla Sıddıkları” denilen Nurun Kahramanlarından olan Sabri Efendi sadece Bed­re’de kalmamış, fırsat buldukça yakın köylere de gitmiştir. 20 Şubat 1954 tarihinde Eğirdir’in Pazar köyünden kendi köyüne dönerken, bindiği kamyo­nun devrilmesiyle beyin kanaması geçirmiş ve Hak­kın rahmetine kavuşmuştur. Bediüzzaman, Sabri Efendinin cenazesine bizzat iştirak etmiştir. Bedre köyünün mezarlığında medfun Sabri Efendi’nin mezar taşında şunlar yazılıdır:

 “Gel nazar kıl mezarımın taşına

Âkil isen aklını al başına.

Ben de bir dem sürdüm sefa cihanda

Akıbet bak, taş diktiler başıma.”

Nur Talebeleri bir fabrikanın çarkları gibi birbirle­riyle uyumlu çalışmışlar ve risâlelerin bizlere kadar ulaşmalarına—Allah’ın yardımı ile—vesile olmuşlar­dır. Sabri Efendi gibi mübarek zatların en zor şartlar altındaki hizmetleri sayesinde, bugün Risale-i Nur’lar iman ve irfan ufkumuzu güneşler gibi aydınlatmak­tadır. Onlar Nurları kendilerine rehber yapmışlar ve istikametten ayrılmamışlardır. Bugün dünya Risâle-i Nur’ları okuyorsa, o mübarek insanların hizmetteki katkılarını göz ardı edemeyiz.

Kaynak:

http://www.yeniasya.com.tr/enstitu

 Dipnotlar:

1. Barla Lahikası

2. Kastamonu Lahikası

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*