Tefekkür Dünyası

Ey namaz…

“Ey namaz!” dedim. “Rabbimin bana hediyesi, tüm dünyayı arkama aldığım, nefes aldığım, insan olduğumu hissettiğim, Rabbimle aramda tek perde kalacak kadar yakın olduğum…”
İnsanız ya, deriz ya hani; “Bitmedi her gün her gün beş vakit, bitmiyor.” Sabah sıcacık yatağından kalkar, öğleyin işinin en yoğun olduğu saatte namaza gidersin…
Bitse… Hani, “Şu kadar yıl kıl, yeter.” denilse belki bitmesine gün sayacağız…
Oysa bilmiyor muyuz ki, O en yüce bizi huzuruna çağırıyor, yaptığımız hatalara, işlediğimiz günahlara rağmen “Gel kulum!” diyor, “Gel, ruhun daraldığında, kalbin sıkıştığında, bir mutlulukta, bir hüzünde, her ânında Ben buradayım.” diyor. Yeter ki sen gel, yeter ki senden vazgeçmeyen seni unutmayan Rabbini sen de unutma…
O ki; o kadar güzel, o kadar merhametli ki en güzel sıfatların, en güzel isimlerin O’nda toplandığı en yüce Zât…
Bir kul olarak kendi nefsime diyorum ki “Seni huzuruna çağıran, kendi huzurunda sana huzur bahşeden O yüce Zâtın huzuruna nasıl çıkmazsın ya da çıkmaya bu kadar üşenirsin, bu kadar isteksizsin?”
Her şeyi, bütün o debdebeli, günahla sarılmış hayatını geride bırakıp “Rabbim! Ben geldim…” demektir namaz…
Namaz ne, biliyor musun nefsim? “Namaz; insan olduğunun, kul olduğunun delili… Rabbinin katında her ayette yükseldiğindir.”
Ruhumun kurtulduğu, günahlar içerisinde kıvranan kalbimin huzura kavuştuğu ân, Rabbimin huzurunda olduğum ân namaz…
Bir sesleniş; Hayyalel felah… Hayyalel felah… Haydi kurtuluşa, haydi kurtuluşa…

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*