Eğitim

Okul yolu düz gider, çocuklar bayram(!) eder…

 

Eylül ayı geldi çattı. Bu ay itibariyle 66 ayını dolduran çocuklar okul yollarına düşecekler. Böyle bir çocuğun olduğu evlerde okula hazırlık telaşı çoktan başlamıştır bile. Gerekli araştırmalar yapılmış, en uygun okul ve öğretmene karar verilmiştir. Alışverişler tamamlanmış ve yeni okula başlayacak olanın heyecanı bütün evi sarmıştır. Kültürel olarak böyle olduğu gibi psiko-sosyal açıdan da okula gitmek insanın hayatındaki dönüm noktalarından biridir. Yeni arkadaşlar edinmek, diğer insanlarla beraber ve bir ilişki içerisinde uzun süre vakit geçirmek, ailede başlamış olan sosyal gelişimi artıran önemli faktörlerdir. Bununla beraber, elbette bu dönemde hem çocuğun gelişimine, hem de ebeveynin tavır ve tutumuna bağlı bazı kaygı ve problemler ortaya çıkabilir. Bu muhtemel sıkıntılara karşı hazırlıklı olmakta fayda var.

Öncelikle şunu iyi bilmelisiniz ki, çocuğunuzun hissedebileceği kaygıları anlamaya çalışmak en birinci yapılması gereken. Özellikle küçük yaştaki çocuklar için, o zamana kadar ebeveyninden uzun süre ayrı kalmamış olmakla beraber, çocuklar, anne-babasının onu terk ettiği kaygısını taşıyabilir. Çocuğu ilk gün okula götüren kişi kim ise, onu terk etmediğine ve birkaç saat sonra evlerine döneceklerine dair ona güven vermelidir. Unutmamak gerekir ki kaygı, çocuğun ebeveynden öğrendiği bir duygudur. Çocuğunuz sizin onu terk edeceğinizi düşünüyor olabilir, ama siz onu terk etmediğinizi biliyorsunuz. Neden kaygılanasınız ki? Yani, okulun ilk günü kaygılanıp ağlayan bir çocuğun karşısındaki veli ne kadar kendinden emin ve sakin olursa, çocuk da o ölçüde rahatlayacaktır. Ayrılık süresini yavaş yavaş uzatmak da çocuğu alıştırmak için faydalı olabilir. Önce saat başı görünüp, “Ben buradayım. Seni bekliyorum. Dersin bitince evimize gideceğiz”diyerek minik yavruyu rahatlatabilirsiniz. Giderek bu süreyi uzatırsınız. Ama her seferinde o kaygılanmadan geri geldiğiniz için güven duygusu zedelenmemiş olur. İlk gün yeterli olmadıysa, birkaç gün daha aynı şekilde çocuğun alışması için gidilebilir; ancak çocuğu tamamen bıraktıktan sonra ortaya çıkan bir uyum probleminde tekrar okulda beklemeye başlamak sağlıklı değildir. Sizin varlığınız onun alışmasını daha da zorlaştırır. Bu durumda kararlı ve net tutumunuz, çocuğunuza kısa, öz, onun anlayabileceği şekilde yaptığınız açıklamalar zamanla sonuç verecektir.

Sizden ayrılmaya alıştıktan sonra, okula uyum sağlamayı güçleştiren bir başka duygu olarak devreye giren şudur ki: şimdiye kadar ailenin gözbebeğiydi, bir numaraydı. Etrafında çok fazla çocuk yoktu. Ama bugünden itibaren kalabalık sınıflarda, sabahtan akşama kadar yoğun öğrenme faaliyetleri içerisinde, yeni kahramanı öğretmeninin gözüne girmek ve onun sevgisini kazanmak için çaba harcıyor olacak. Ve onlarca rakibi var. Bu durum sosyal gelişimin getirdiği kısa süreli doğal bir krizdir. Biz bunun böyle olmadığını bilsek de, çocuğun o hissini bir anda ortadan kaldıramayız. Hatta bazen bu duygu çocuğun bilincinde dahi olmayabilir. Sadece bunun yaşanabilecek doğal bir duygu olduğunu iyi bilmek ve bu durum geçene kadar sabırla, çocuğun hislerine saygılı bir şekilde, ama doğru tutum ve davranışlarla onu doğruya yönlendirmek gerekiyor. Çocuğu mümkün oldukça, başka çocuklarla karşılaştırmayın. Her çocuk ayrı hususiyetlere sahip ve çok özel olarak yaratılır. Onun bu değerli hazinesini keşfetmek dururken başkalarının hazineleriyle uğraşmak akıl kârı da değildir açıkçası. Hele ki böyle bir durumda karşılaştırma yapmak çocuğunuzda oluşan bu hissiyatı derinleştirmekten ve yaraya dönüştürmekten başka bir işe yaramaz. Bunun yerine onu kendi varlığıyla kabul edin, yeteneklerini, öğrenme şekillerini keşfetmeye çalışın. Bir öğretmenin tek başına bütün öğrenciler için bunu yapması imkân dâhilinde değil; o yüzden çocuğunuzun okula başladıktan sonra dahi ilk öğretmeni olarak kalacağınızı unutmayın.

Bütün bu dikkatlere rağmen yine de çocuğunuzda uyum problemi gözlemleyebilirsiniz. Uyum problemi olan çocuk bunun işaretlerini verir. Okula gitmek istemez, ağlar, okulda kimseyle ilişki içine girmez, bir köşede sessizce oturur ve sürekli ne zaman gideceğini sorar. Öğretmenle uyumlu ve işbirliği içinde olmak çocuğun yaşayabileceği bu problemleri atlatmakta fayda sağlar. Öncelikle çocuğunuzun duygularını ve bu duyguların arkasındaki gerekçeleri anlamaya çalışmalısınız. Bunun en sağlıklı yolu da, çocuğa sormaktır. Çocuğunuzla açıkça konuşun. Onu kaygılandıran şeyler neler? Ve çocuğunuzun endişelerine endişesiz, sakin, çözüm bulan ve güven veren bir tutumla yaklaşın. Bazı çocuklarda bu uyum problemi fiziksel hastalıklara da sebep olabilir. Bu gibi psikosomatik belirtiler ortaya çıkarsa, ilk olarak fiziksel sebepleri araştırma yoluna gidilmelidir. Çocuğunuzla ilgilenin, gerçekten fiziksel bir sebebe dayanıp dayanmadığını araştırın. “Okula gitmek istemediğin için hasta gibi davranıyorsun” gibi bir ithamda bulunmayın; çünkü psikosomatik hastalıklar bilinç dışı bir şekilde ortaya çıkar. Bu süreçte, eğer hastalığın uyum probleminden kaynaklandığını tespit ederseniz, okula alıştırmak için daha fazla gayret sarf edersiniz. Veya okulun psikologundan destek isteyebilirsiniz.

Bonus: Çocuklarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) genellikle çocuk okula başladığı zaman tespit edilir. Çünkü bu hastalık, fiziksel bazı problemlere bağlı olarak, kendini kontrol edememe ve otoriteye itaat etmeme tavrını ortaya çıkarır. O zamana kadar uzun süre bir yerde oturma, sessizliği muhafaza etme gibi kurallara itaat etmek mecburiyetinde olmayan çocuk için birdenbire bu durum büyük problem oluşturur. Çoğu çocuk buna hemen uyum sağlayamaz. Kimileri için bu durum bir alışma sürecini gerektirirken, kimileri için DEHB’in habercisi olabilir. Eğer çocuğunuzda böyle bir durum gözlemlerseniz, “hiperaktif” etiketi yapıştırmakta acele etmemenizi ve doğru bir teşhis için bir uzmana başvurmanızı tavsiye ederim.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*