Çocuk Eğitimi

Çocuk Psikolojisinde Din Eğitiminin Yeri

Her ne kadar psikoloji ilmi doğrudan din ile ilişki içinde olmasa da insan gözlemi barındırması nedeniyle insanların taşıdığı dini kimlikleri de bu anlamda içinde barındırır. Psikoloji uzmanları danışanları söz konusu olduğundan dinleri hakkında değerlendirme yapmaz ve danışanlarına bu alanda eğitim vermez fakat elbette bireyin psikolojik yapısına değinen her konuda olduğu gibi bireydeki dini olguları da göz önünde bulundurur. Analitik psikoloji alanında öncü olan Carl Gustav Jung da Psikoloji ve Din kitabında dini öğelerin analizini çokça ele almaktadır.

Söz konusu çocuk olduğunda, terapi süreçlerinde her ne kadar çocuğun dini kimliği doğrudan ele alınmasa bile, çocuğun dini kimliği mevcutta var olan sorunsala katkıda bulunuyorsa bu hususlar uzman tarafından ele alınır. Örnekle açıklamak gerekirse; çocuğa ailesi tarafından verilmek istenen dini eğitimin aşırı ve baskı yoluyla olması sonucunda çocukta ortaya çıkan olumsuz semptomlar var ise, uzman, aileyi bu anlamda bilgilendirir ve çocuk psikolojisine uygun olarak dini eğitimin nasıl verilebileceği konusunda aileye danışmanlık verir ve çocukla bireysel çalışması gerekiyorsa çalışır.

Durumu uzman açısından ele alacak olursak, yine benzer bir durumda uzman bu süreci uygular veya süreç için yeterli danışmanlık verme konusunda kendisinin uygun olmadığını düşünüyorsa danışanı başka bir uzmana yönlendirebilir. Psikoloji bilimi uzmanının sahip olduğu dini kimliği terapi sürecinde açığa çıkarmaması esas olandır. Etik çerçevede çalışan bir uzman danışanını dini konularda yönlendirmez ve din alanında eğitim vermez. Tam tersi olarak, din konusunda danışana olumsuz bakış açısı ve şahsi görüşler yansıtmak da bir o kadar etik olmayan bir davranıştır. Gerçek bir uzman, dini inancı olmasa dahi bunu danışana vurgulamaz.

Çocuğunun dini eğitim almasını isteyen birçok aile çocuğu için çıktığı anaokulu arayışında, değerler eğitimi adı altında verilen derslerin varlığını ve içeriğini sorgulamaktadır. Hatta bazı aileler sadece değerler eğitimi için çocuğunu anaokuluna göndermekte ve akademik alanları önemsemediklerini ifade etmektedir. Bazı ailelerin ise yıl içerisindeki müfredatta verilen değerler eğitiminden rahatsız olabilmekte ve çocuklarının bu derslere girmemesini isteyebilmektedir. Bu iki durumda çocuğun duygusal gelişimini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Zira, dini eğitimi önemseyen bir aile için dini eğitim kadar akademik eğitim de önemli olmalıdır. Bu bakış açısı çocukta din eğitimi açısından baskı oluşturabilmektedir ve çocuğun bu dönemde ihtiyaç duyduğu akademik gelişimi konusunda geride bırakabilmektedir. Çocukların değerler eğitimi dersinde sınıfın dışına çıkarılması da hiçbir şeyden haberi olmayan çocuğun kendini dışlanmış hissetmesine sebep olabilmekte ve çocuk, içinde bulunduğu durumu anlamlandıramamaktadır. Değerler eğitimi, her yaşa uygun bir şekilde tasarlanmalı ve aşırıya kaçılmamalıdır. Değerler eğitimi dersi genel itibariyle yalnızca din içerikli değildir. Genel ahlaki kurallar, toplumsal kurallar, iyilik, sevgi, hoşgörü gibi insani kazanımları barındırmalıdır. Yani bu şekliyle değerler eğitimi dersleri dini içeriklerden bağımsız olarak her eğitim kurumunda işlenmelidir. Elbette dini içerikler de kurumun yapısına göre belirli eğitim kurumlarında işin içine dahil edilmektedir.

Dini eğitim konusunda ebeveynlerin desteği okuldan daha çok önem taşır. Çocuk bu alanda iyi bir eğitim alsa bile sürdürülebilirliği ailesine bağlıdır. Çünkü beyin sürekliliği olmayan bilgileri arka plana atar. Yani bu eğitimi salt okuldan beklemek gerçekçi bir beklenti değildir.

Bazı çocukların dini eğitimin yanlış, baskıcı ve zoraki verilmesi gibi nedenler sonucunda kaygı, korku, tik sahibi olduğunu görebiliyoruz. Çocuklarda soyut kavramların algılanması 8 yaş civarıyla başlar ve bu yaştan önceki dini olguları anlamakta zorlanabilir. Örneğin; “Bak Allah görüyor yaptığını, sakın bir daha böyle yapma.” cümlesi çocukta kaygı ve korkuya sebep olabilir çünkü kendisi yaratıcıyı görmezken, sürekli yaratıcı tarafından görülme hissini yaşamakta zorlanır. Ve bu cümlenin içinde barındırdığı tehditkâr his nedeniyle yaratıcıdan olumsuz anlamda korkar ve onu hayatında istemeyebilir. Çocuğun yaptığı olumsuzlukları doğru bir şekilde eğitmek yerine sürekli ayıp, günah gibi sözlerle geçiştirmeye çalışmak da yine çocuğun anlamlandıramadığı durumlardandır. Bu sözleri çok sık sarf eden yetişkinlere önce kendilerinin ayıp ve günah kavramlarının ne demek olduğunu düşünmelerini tavsiye ediyorum.

Her şeyde olduğu gibi dini eğitimde de denge önemlidir. Bu eğitimi çocuğuna vermek isteyen ebeveynlerin aşırıya kaçması ilerleyen zamanlarda aksi durumları doğurabilir. Yetişkinliğinde inancı olmayan birçok bireyin çocukluk öyküsünde ebeveynleri tarafından verilen aşırı dini eğitimin var olduğu görülmektedir. Bireyler ailelerinden bağımsız olma vakitleri geldiğinde yıllarca gördüğü baskıdan kurtulmak maksadıyla tam tersi eğilime düşebilmekte bu da inançsızlık durumuyla kendini gösterebilmektedir. Dini seçimi ne olursa olsun bir aile çocuğunun sahip oldukları dini öğrenmesini istiyor ise bunu zamanında, çocuğun yaşına uygun ve dozunda yapmalıdır.

Bu konuda önemli bir tüyo verecek olursam, çocukları ahlaki ve toplumsal konularda yaşamın içerisinde destekleyerek ve onlara iyi bir rol model olarak dini eğitimin temellerini sağlam bir şekilde atabilirsiniz. Çocuğunuza inancınız doğrultusunda yaratıcının varlığını ve yarattıklarını anlatırken bir yandan başka insanların hakkına girdiğiniz davranışlar sergilemeniz, çocuğunuzun dini kazanımları arzu edilen şekilde öğrenmesini engeller. Çocuğa anlatılanlar ve gösterilenler birbiriyle çelişmemelidir. Aile sürekli inandıkları dine dair demeçler verirken bir yandan toplumsal kurallara aykırı bir davranışlar sergiliyorsa (trafikte kırmızı ışıktan geçmek, banka sırasında öne geçmeye çalışmak, yere çöp atmak, yerde bulunan parayı almak vs.) burada elbette bir yanlışlık söz konusudur.

Ebeveynlerin çocuğuna verdiği din eğitimi de birçok konuda olduğu gibi ebeveynin kendi ailesinden aldığı eğitim şeklinin devamı niteliğinde olmaktadır. Ebeveynin kendi ailesi de olumsuz şekillerde eğitim vermeye çalıştıysa bu kişi de ebeveyn olduğunda başka bir yol bilmediğinden bu yolları seçme eğilimindedir. Bu nedenle ebeveynin bilinçli bir çaba göstererek doğru yolun ne olduğunu araştırıp öğrenmesi ve doğru yolu çocuğuna aktarması gelecek nesiller adına büyük önem arz eder.

Dini eğitimi sevgi ile değil korku yoluyla inşa etmek temeli bozuk atılmış bir binaya benzer. Elbet bir gün yıkılmaya mahkumdur. Malzemeleri doğru bir şekilde ve doğru yerinde ve doğru alanda kullanmak binayı sağlam ve güçlü kılar.

 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*