Şefkat kahramanlarının annesi: “Nuriye Ana”

Çocuklarını Kur’ân ve sünnet üzere terbiye eden; sımsıcacık kalbiyle, evlatlarını hayırla yetiştirmek için çırpınan, ilk muallim vasfını taşıyan bir anne… Asrın müceddine, garibüzzamana, çağın ve modern zamanın âlimi olan Bediüzzaman Said Nursî’ye annelik yapan ve bu kudsî vazifeyle şereflenen bir anne; Nuriye Hanım. Yine ümmî olan, ama çocuklarına ilim öğretme arzusuyla yanıp tutuşan bir baba… İlim uğruna varını yoğunu harcamaya hazır, zamana ve alışkanlıklara kafa tutma cesareti sergilemekten geri durmayan bir kahraman baba; Sofi Mirza. Her ikisi de; namazında niyazında, nizam ve intizam sahibi, helal-haram hassasiyetiyle yaşayan, kutlu bir soyun mensupları…

Liderlerin, ilim adamlarının yani tarihe iz bırakmış büyük isimlerin yaptıklarını, yaşadıklarını araştırırken çocukluklarına bakmak epey yol gösteriyor. Ömrünü zindanlarda, sürgünlerde geçiren Bediüzzaman’ın hayatına dair yazılmış kitapları okumak elbette katkıda bulunacaktır. Ancak onun çocukluğuna yani anne ve babasının onu nasıl yetiştirdiğine bakmak ve bu ayrıntılarda farklı özellikler keşfetmek ise çok daha özel bir duygu. Bu bağlamda bizler de Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin annesini “Nuriye Ana”yı Hülya Yakut Üstündağ ile konuştuk…

 

Gönlünüze nasıl düştü Nuriye Ana?

Kitap güzel değil, kitabın kahramanları güzel, ondan güzelleşmiş. Bu kitabı yazmamın bir kaç tane sebebi var aslında. Ama beni en çok tetikleyen sebeplerden bir tanesi şudur. Bir gün, bir hanım ortamında muhabbet ediyorduk. Her görüşten hanımın bulunduğu bir çay toplantısıydı. Orada bir hanım Bediüzzaman’ı çok sevdiğini fakat ailesi tarafından çok düşkün olunmadığı, kendisinin de ailesine düşkün olmadığı meâlinde bir şeyler söyleyince çok gücüme gitti. Sonra dedim ki üstadı iyi tanımıyor olmasının tezahürü bu cümleler. İlk yazma niyetim o gün şekillendi. Zaten uzun zamandır Risale-i Nur ile hemhalız, okuyoruz. O aralar da Tarihçe-i Hayat’a başlamıştım. Hususî sohbetlerimiz de ise İhtiyarlar Risalesi’ni, okuyordum. Bediüzzaman Hazretlerinin Barla’da kendisini iki ayrı gurbet içersinde hissettiğine dair, cümleleri vardı. Bu iki ayrı gurbetten bir tanesi için diyordu ki “İslâm’ın başına gelen felaketlerin gafleti,” diğeri de bizzat kendisinin “bütün yakınlarından ve dostlarından, ailesinden uzak kaldığı gurbet” olarak tanımlayınca o anda bir ışık yandı. Bu cümleler bana bu kitabın ana kaynağı oldu ve o gün niyetlendim.

 

Nuriye Ana’nın alt yapısı nasıl oluştu?

Bilmeden sadece okuyarak, Bediüzzaman’ı anlatmak mümkündür, ama eksik kalır. Bu eser nerdeyse 40 yıllık bir birikimin neticesi diyebiliriz. Babamın ve eşimin işi dolayısıyla ben o bölgeyi çok gezdim. Zaman zaman da hususî ziyaretler gerçekleştirdik. Oralarda yaşadığım için insanlarını birebir tanıdım. Her Anadolu kadınında Nuriye Hanım’dan kesitler buldum. Sofi Mirza’dan simalar tanıdım. Hayâl dünyamı işlettirirken bunları da bir araya getirdim. Gezdiğim yerleri hayâl dünyamda kurguladım ve buradaki insanlar benim kurgulamamda çok faydalı oldu. Bu arada tabiî ki ağabeylerin hayatlarını anlatan eserleri çok inceledim. Didik didik taradım. Hatıraları tekrar tekrar okudum. Tarihçe-i Hayat’ı bu niyetle, bu gözle acaba ne çıkarabilirim nazarıyla tekrar okudum. Böylece bu eser ortaya çıktı.

 

Peki, kitabı yazarken neler yaşadınız?

Bu konuyu çok açık konuşmak istemiyorum. Tabiî ki üstadımın manevî himmetinin olduğunu itiraf edebilirim. Ben böyle bir niyete girince sanırım Üstadım annesinin yazılmasını arzu etti ve ben de onun himmetine mazhar oldum diye düşünüyorum. Bu konuda çok detaya girmek istemiyorum. O bende saklı kalsın, ama böyle bir lütuf yaşadığımı da itiraf edeyim.

Malumunuz Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin anne ve babasına dair çok fazla bilgi ve belge elimizde yok. Herkesin olduğu gibi üstadın da en tesirli muallimi, şefkat ve merhamet timsali bir annesi vardı. Risale-i Nur’un esaslarından da biri olan şefkati işledim biraz da. Bediüzzaman’ın annesi Nuriye Hanım’ın nasıl bir anne olduğunu, Bediüzzaman’ın şefkat kahramanı diye hanımlara böyle bir ünvan vermesinin altında neyin yattığını araştırdım. Annesinin onun için yapmış olduğu fedakârlığın, şefkatin altını çizmeye çalıştım. Şefkatin ön plâna olduğunu okuyanlar da fark edecektir.

 

Üstadın kullanmış olduğu ilginç bir tabir var intizam, nizam dersini babamdan, merhamet ve acımayı annemden öğrendim diyor. Bunun için neler söyleyeceksiniz?

Evet, Sofi Mirza otoriter, disiplinli, vakur… Şefkatli, ama bu şefkati alâniyete dökmeyen bir baba. İşte onun için intizam, nizam dersini babamdan aldım diyor Üstad Hazretleri. O kadar etkili ki bu izzet azamet dersi bundan dolayı küçük yaşlardan itibaren okul eğitiminden tutun da daha sonraki yıllarda savaş ortamlarına kadar hiç kimseye, hiç bir haksızlığa boyun eğmemiş, darağaçlarının arasında da pervasızca yürümüş. İzzet ve azamet dersini biz Üstad Hazretlerinin babasından nasıl aldığını bu yaşadıklarıyla da görebiliyoruz. Babası “oğlum yine bir kahramanlık göstermiştir herkes ondan bahsediyor” derken, annesi acaba başına ne iş geldi diye üzülüyor, dövünüyor. Zaman zaman babayı sıkıştırıyor git gör ne haldedir diye. Anne ve baba arasındaki fark orada da ortaya çıkıyor.

 

Bu bağlamda günümüz annelerine tavsiyeleriniz nelerdir?

Her evladın fıtratı ayrı ayrıdır. Ben üç çocuk annesiyim. Üçünün de fıtratı çok farklı. Fakat her annenin çocuğunu yetiştirirken olmazsa olmazları olmalı. Mesela Nuriye anneye baktığımızda çocuklarını abdestsiz emzirmediğini görüyoruz. Namazlarına çok büyük önem gösterdiğini görüyoruz. Çocuklarını dualarla, ilahilerle uyuttuğunu görüyoruz. Bediüzzaman’ın ilk konuşmaya başladığında ağzından çıkan kelimenin Allah olduğunu okuyoruz. Demek istediğim şu bir anne, dolayısıyla bir baba da ne kadar çok imân, İslâm esasları üzerine yaşarsa evladı da aynı olacaktır. Bu çok önemli bir ölçü. Bunu bir kenara koyalım. Bunun dışında şefkatimiz asla onları şımartmaya, onların bazı vecibeleri yerine getirmesine engel olmamalı. Nuriye Hanım inanılmaz şefkatli bir anne, ama çocuğunu 8–9 yaşlarında uzaklara göndermeyi göz alabilen bir anne. Ne için? İmân ve Kur’ân esaslarını iyice öğrenmesi için. Ben ümmiyim bir şey bilmiyorum, ama çocuklarım öğrensin mantığında olan bir anne. Anneler olarak bizim de böyle çıkarımlar yapmamız mümkün. Bir anne bir çocuğun hayatında çok önemli bir yer tutuyor bunun için şefkatimiz asla çocuklarımızın lehine dönüşmemeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir