Baba olmak üzerine…

İnsan hayatının belli dönüm noktaları vardır. Bu dönemler, var olan, oluşmuş ve alışkanlık haline gelmiş sistemi yeniden kur­gulamayı, onarmayı ve değiştirmeyi gerekli kılar. Baba olmak, işte bu dönemlerden biridir. Yeniden kendinle yüzleşmen, babanla hikayeni tekrar gözden geçirmen, ilk gördüğün baba ro­lünden senin üzerine neler sindiğini fark etmen için iyi bir fırsattır.

Baba olmak, çift taraflı bir büyüme serüvenin başı olur çoğu zaman. Hayatına şahitlik ve ema­netçilik edeceğin bir çocuğun büyümesi, diğeri ise, kendini yeniden büyüteceğin bir süreç. Bu hakikatler belki her çağda, her baba olanın so­rumluluğunda olan duygulardı. Hissedildi, hisse­dilmedi, fark edildi ya da edilmedi… Farklı yanla­rı yaşansa da baba olmaya dair hikaye hep vardı. Değişti, revize edildi, yeni roller eklendi, modern çağla birlikte eski baba rolü de birçok şey gibi de­ğişime uğradı.

Eskiye oranla babanın aile içindeki yeri ve otoritesinde ciddi farklılaşmalar oldu. Eskiden babalar evin ağırlıklı otoritesiydi. Son sözü söy­leyen, çok fazla yüz göz olmayan bir yapısı vardı. İstenecekler önce anneye söylenir, babaya iletil­mesi gerekirse ya da izin alınması gerekiyorsa anne tarafından babaya aktarılırdı. Babanın oto­ritesini koruyan bir bakıma anneydi.

Baba doğrudan muhatap olmadığı du­rumları annenin sunumuyla öğrenirdi. Ba­badan korkulması, sözünün dinlenmesi ve gösterilmesi gereken saygı, anne tarafın­dan çocuklara öğretilirdi. Baba bazı şeyleri bilse de bildiğini ve farkında olduğunu belli etmezdi. Anne üzerinden talimatlarını gön­derir, hoşlanmadığı durumları ise, ani tepki­lerle bastırmaya çalışırdı.

O dönemin babaları çocukla oynamak ya da konuşmak konusunda çok fazla tec­rübeye sahip değildi. Onların çocukluğu da öyle geçmişti. Okula gitmek yanında tar­lada ya da bahçede çalışmak, hayvanlara bakmak gibi sorumlulukları vardı. Babayla oynamak, oturup sohbet etmek gibi alış­kanlıkları yoktu. Belki böyle bir ihtiyacın farkında bile değillerdi.

Baba evde bir köşesi olan, kapıdan girişi öksürmesi ile anlaşılan, bu sesle toparlanı­lan, korkuyla karışık saygı duyulan, hiddet­lenmesinden endişe edilen, aynı zamanda olmaması düşünülmeyen biriydi. Babası olmamak gariplik sayılırdı. Yakın olunmasa da var oluşu güven verirdi. İstisnalar olsa da o zamanlara ait baba figürü genel itibariyle böyleydi.

Aileler büyüktü. Evde başka ağabeyler, çok yakında oturan amcalar, dayılar ve de­deler vardı. Baba mesafeli olsa da örnek alı­nacak, birlikte oturup kalkılacak çok sayıda erkek model vardı. Çocuklar kendi cinsiyet­leriyle özdeşim kurmakta model yoksunlu­ğu çekmezdi. Arkadaş aramak, yalnız kal­mak ve içe kapanmak zordu.

Her dönemin kendine özgü eksiklikleri ve sorunları vardır. Geleneksel her sistem, içinde kendi hatalarını da barındırır. Sevgi­sini ifade edemeyen, çocuklarını gizli seven babalar, bunun yanlış olduğunu belki de hiç fark edemediler. O zamanki babalar tüm uzaklıklarına rağmen varlıklarıyla çocuk için önemli bir yeri doldururdu. Şimdiki ilgilen­me kriterlerine göre çok zayıf kalsa da, bir baba ve erkek olarak evin merkezinde varlı­ğını sürdürürdü.

Öğrenmişliği kırmak kolay değildir. İnsanın anne babasından gördüğü davranış modellerini kendi hayatında değiştirmesi sanıldığı kadar basit değildir. Önce fark etmek gerekir, değiştirmek için de belki yüzlerce kez denemek. Hem de tekrar tek­rar denemek, her defasında yeniden çabalamak. İnsanın kendini değiştirmesi kolay olmamakla bir­likte imkânsız da değildir. O dönemki babalar ken­di babalarından gördüklerini belki daha esnettiler ama benzerlikleri de vardı. Görmedikleri bir tavrı ve davranışı sunmakta zorlandılar. Sevildiklerini sözle duymadılar belki ama davranış okumayı öğ­rendiler.

O dönemki babalar zaman ayırmak, sevdiği­ni söylemek, daha yakın olmak ve sohbet etmek konusunda zorlandılar. Ama evdeki varlıklarını korudular. Günümüzde babasız büyüyen çok faz­la çocuk var. Boşanmalar sebebiyle tek ebeveynle yaşayan çocukların sayısı eskiye oranla çok daha fazla. Tek ebeveynle büyüyen çocuk, diğer ebe­veyni daha az görüyor. Hatta bazen tamamen kopmalar bile yaşanabiliyor.

Kapitalist sistem, babayı ve onun emeğini eve yabancılaştırdı. Çocuklar babalarını hem yeterince göremiyor, hem de ne iş yaptığına dair ayrıntı­lı fikirleri yok. Eskiden babanın emeği ve iş gücü çocuğun gözü önündeydi. Çocuk babasının ne iş yaptığını bilir, işin içeriğine tanıklık ederdi. Baba­nın atölyesi, tarla, bahçe, dükkân emeğin gözle görülür mekanlarıydı. Özellikle erkek çocuk babası çalışırken yanında durur, onu izlerdi. Baba daha bilinen, daha tanıdık biriydi. Nerede çalıştığı, ne iş yaptığı bilinirdi.

Babanın emeğinin yabancılaşmasıyla baba da yabancılaştı evlerimize… Evde geçirdiği vakit azaldı. Sınırsız varsayılan ihtiyaçları karşılamak için daha uzun çalışması gerekiyordu. Daha önce adını bile bilmediğimiz belki hiç aklımıza gelme­yen şeyler, ihtiyaç listesinde baş sıraları almaya başladı. Şehir hayatı ve tüketime endeksli günlük yaşam, babayı eve yabancı bir adam haline ge­tirdi. Eğer anne de çalışıyorsa ikisi birden dışarı­da mesai harcarken, çocuklar kreşlere, bakıcılara, etütlü okullara kaldı.

Çocuklar babayı sabahları genellikle ya uyur­ken gördüler ya da çoktan kalkıp işine gitmiş oldu­ğunu fark ettiler. Akşamları uyumadan önce biraz olsun oynayabilirlerse kendilerini şanslı saydılar. Çoğu zaman baba eve yorgun argın, tahammülü azalmış olarak geldi. Çünkü bu sistem kendini hiç de ucuza satmıyordu. Çalışmak için zaman bile yetersiz kalıyordu bazen.

Çocuklar böyle bir sürecin içinde babayı ancak annenin gözlerinden tanıyabildiler. Annenin göz­lerinden, feminen çerçeveli bir gözlükten babayı anlamaya ve tanımaya çalıştılar. Baba çocukla­rıyla geçireceği kısıtlı zamanda onlara ulaşmayı başaramadıysa ya da onları kendinden uzaklaştı­rarak sorumluluk almak istemediyse, çocuklar için babayı tanımak daha da zor oldu.

Tüm bunların yanında günümüz babaları için­de çocuklarıyla birlikte oldukları süre içinde olduk­ça iyi vakit geçiren, hatta oyun oynayan babalar da var. Çocuklarla ilgili otorite ve kural koyma görevlerini anneye devreden babalar, çocuklarıy­la sınır ve kurallar olmadan ilgilenmek istiyorlar. Annelerin birçoğu günlük düzenin sağlanması ve okul hayatıyla ilgili bir çok kural ve sınırın kendile­rine kalmasından şikayetçi. Bu durum onları hırçın ve söylenen bir ebeveyne dönüştürüyor. Babanın eskiye oranla çocuklarıyla daha çok oyun oyna­ması olumlu bir gelişme. Fakat çocukların ihtiyacı olan sağlıklı otorite imgesi için, babaya ve onun incitmeyen, zedelemeyen fakat kararlı duran oto­ritesine de ihtiyaçları var.

Babayla ilişki insanın içsel ihtiyaçlarıyla, dış dünyanın gerçekleri arasında denge kurmasını temsil eder. Baba dış dünyaya açılan ilk gerçeklik imgesidir. Kabul edilmek, beğenilmek ve onay­lanmak için çaba sarf ettiğin ilk ilişkidir. Baba dış dünyayı, ayakta kalabilmeyi, bağımsızlığı ve gücü temsil eder. Çocuk anneyle kurduğu bağımlı ilişki­den özerkleşerek babanın onay ve kabulü için ona yaklaşır. İlk gerçek kabul edilme sınavını burada verir.

Baba önemlidir, çocuğun kimlik algısı, cinsel kimlik oluşumu, özgüven gelişimi, okul başarısı, otoriteyle kurulan ilişki, kader algısı ve Rabbiyle ilişkisinde babanın rolü ve katkısı büyüktür. Son elli yılda çocuk eğitimini sadece anne üzerinden kurgulayan zihniyetin aksine, babanın çocuğun hayatına katkısı oldukça büyüktür. Babası olma­yan, onunla hayatını zorunlu sebeplerden dolayı birlikte geçiremeyen çocuklar için ise, hayatında yer alan sağlıklı bir kişilik olarak başka bir erkek (dede, amca, dayı, erkek öğretmen v.s.) rol model onun hayatındaki bu boşluğu doldurmaya yardım­cı olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir