Benim değil; Resulün (asm) gönlü hoşnut olsun

“Hakkaniyet ve adaletini göstermek isteyen perde arkasında birisi var. Elbette ve herhalde, o gaybî Zâtın yanında en sevgili mahlûku ve en doğru abdi ve onun mezkûr maksatlarına tam hizmet ede­rek, hilkat-i kâinatın tılsımını ve muammâsını hall ve keşfeden ve daima o Hâlıkının namına hare­ket eden ve Ondan istimdat eden ve muvaffakiyet isteyen ve Onun tarafından imdada ve tevfike mazhar olan ve Muhammed-i Kureyşî denilen bu zât (asm) olacak.”

Bediüzzaman Said Nursi 

Mekke’nin fethinden sonra İslâm’ı kabul edenler arasında Hz. Ebû Bekir’in (ra) babası Ebû Kuhâfe de (ra) bulunuyordu. Yaşı sekseni aşmış, âmâ bir kişi olan Ebu Kuhâfe (ra), mecliste Peygamber Efendi­mizin (asm) huzurunda gözyaşlarıyla kelime-i şa­hadet getiriyordu.

Bu sırada mecliste olan Ebu Bekir (ra), sevin­mesi gerekirken babasını izledikçe hüzünleniyor, ağlıyordu. Bu durum meclisteki herkesin hayretine sebep olmuştu. Sahabelerden biri Ebu Bekir’e (ra) yaklaşarak sordu:

“Ya Ebu Bekir, baban gözlerimiz önünde keli­me-i şahadet getiriyor, ahiretini kurtarıyor. Sen ne­den bu hale sevinecek haldeyken ağlıyorsun?”

Ebu Bekir’in cevabı büyük bir vefa örneğiydi:

“Allah’ın Resulünün en büyük arzusu amcası Ebu Talibin Müslüman olmasıydı. Fakat bu ger­çekleşmedi. Ben isterdim ki şuan şahadet getiren benim babam yerinde Ebu Talib olsun. Babamın Müslüman olduğundan dolayı benim gönlüm hoş­nut olacağına onun gönlü hoşnut olsun. İşte ben bu olmadığı için ağlıyorum.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir