İzin verirseniz özgüvenimi geliştirebilir miyim?

Bir insanın hikâyesi anne, babası tanıştığında başlar. Bizler yalnızca kendi hayat ve deneyimlerimizi değil, bizden önceki nesillerin tecrübelerini de bilinçli ve bilinçdışı olarak beraberimizde, zihnimizde taşırız. Anne babalarımız veya bize bakım veren kişilerin özgüven derecelerinin de kendi özgüven derecemizde payları olduğunu söyleyebiliriz. Zira bir birey, sahip olabildiği özgüven seviyesini referans alarak çocuğunun özgüven gelişimine katkıda bulunmaya çalışır.

Zaman zaman insanlara özgüven gelişiminin tahmini olarak ne zaman başladığını sorduğumda çeşitli cevaplar alıyorum. Kimisi kendimizi fark etmeye başladığımızda şeklinde cevaplarken, kimisi 3 yaşında, 7 yaşında gibi tahminlerde bulunuyor. Yani, bu konu hakkında toplumun büyük bir çoğunluğunun, özgüven gelişimi noktasında yeterli bilgiye sahip olmadığını söyleyebiliriz.

Bazı psikologlar özgüven gelişiminin anne karnında başladığını düşünmektedir. Fakat şu an, net olarak bildiğimiz kadarıyla, özgüven gelişiminin, doğumdan itibaren başladığını söyleyebiliriz. Öte yandan hamilelik sırasında, annenin duygu durumunun, anne karnındaki bebeği etkilediğini biliyoruz. Özgüven gelişimi anne karnında başlamıyor olsa bile, hamilelik sırasında, özgüven seviyesinde düşüklüğü yaşayan bir annenin sahip olduğu olumsuz duygu durumun, yine bebeği dolaylı yoldan etkilediği yorumunu yapabiliriz.

Bebek doğduktan sonra ilk nesnesiyle, yani annesiyle tanışır. Anneyi emme yoluyla bağlanır ve bu şekilde ilk iletişim başlar. Bu durum aynı zamanda, bebeğin yaşama dair duyduğu ilk bağlanma anıdır. Bebeğin her ağladığında annenin orada yardıma hazır bulunması, her ihtiyacını anında karşılaması, bebeğin güvenli bağlanma temellerinin atılmasında önemli rol oynar. İşte özgüven temelleri burada atılmaya başlar! Aynı zamanda annenin emzirme sırasında bebeğiyle kurduğu iletişim, bağlanma düzeyini artırır. Bebek büyümeye devam ettikçe anne ile bebeğin bakışması, annenin emzirme sırasında güler yüzünü de çocuğa sunması, kısa diyaloglarla sohbet etmesi bu süreci daha da kaliteli hale getirir. Donald Winnicott, annenin, bebeği emzirmesinden çok, nasıl emzirdiğinin önemli olduğunu vurgular. Yani bebeği, herhangi bir iletişim yoluyla ilişki kurmadan emzirme ile aktif iletişim kurarak emzirme arasında bebeğin gelişimi açısından çok büyük farkların olduğunu söyleyebiliriz.

Bebek büyüdükçe ve becerisini geliştirebileceği alanlar artmaya başladıkça, o alanda ebeveynin fırsat vermesiyle özgüven gelişimi devam eder. Örneğin; kaşık tutmaya başlayabileceği dönemde, annenin çocuğuna kaşık tutma becerisini kazanabilmesi için eline kaşık vermesiyle, çocuğuna kendini geliştirmesi yönünde fırsat vermesi gibi.

Yaş büyüdükçe yürümeyi öğrenmesi, yemek yemeyi kendi halledebiliyor olması, tuvalet eğitimini kazanması, kıyafetlerini yavaş yavaş kendi giyebiliyor olması, evde yaşına uygun görev ve sorumluluklar alması ve kendisiyle alakalı şeylerde fikrinin sorulması, ebeveynlerinden gördüğü sınırların kabul edilmesi gibi süreçlerle özgüven gelişmeye devam eder.

Yani özgüven dediğimiz şey, belli yaşta aniden sahip olabileceğimiz bir özellik değildir. Yetişkinler olarak, ilişkilerimizde ve işlerimizde yaşadığımız özgüven düşüklüğünün, doğduğumuzda annemizle olan ilişkimize ve çocukluk döneminde yaş dönemlerimize uygun becerilerin kazanılması arasında olan bağlantıyı görebiliyor musunuz?

1969 yılında, Psikolog Haim Ginott’un, bir çocuk danışanının annesini helikoptere benzetmesinden yola çıkarak psikoloji literatürüne kazandırmış olduğu “Helikopter Anneler” kavramını duymuş olabilirsiniz. Çocuğunun her an yanında olan, çocuğun yapması gereken her şeyi onun yerine yapan, çocuk yiyebileceği halde tüm yemeklerini yemesini kendi sağlayan, hasta olmaması için elinden geleni yapan, parka çıkardığında riskli aletler kullandırmayan, hatta mümkünse parka bile götürmeyen, yürümeye başladığında düşer korkusuyla bir yerlere tırmanmasına müsaade etmeyen, kontrolcü ve takipçi olan, okula başlama sürecinde okuldan ayrılamayan, sürekli okulu arayarak çocuğu hakkında bilgi sahibi olmaya çalışan, mutsuz olmaması için uğraşan hatta üzülmesin diye gerçeklerle ilgili ona zaman zaman yalan söyleyen, okulda bir problem yaşadığında okulu suçlayan, üzülmemesi için her istediğini alan, ağlamasını çok büyük bir sorun olarak gören, akademik problemlerde hatayı yine okulda ve öğretmende arayan, tüm dünyası çocuğundan ibaret hale gelen, adeta çocuğun etrafını bir zar gibi çevreleyen annelerden söz ediliyor bu kavram ile. Bu paragrafı okurken neler hissettiniz? İşte çocuklar, çocuklukları ve belki de yetişkinlikleri boyunca bu hissin belki on katını yaşıyor! Bu satırlarda yazan davranışların çoğunluğuna sahip iseniz, bu konuda bir uzman desteği almanız, çocuğunuzun sağlıklı gelişimi ve çocukla aranızdaki ilişkinin iyileştirilmesi açısından oldukça faydalı olacaktır. Öte yandan bu durum anneyi kötü bir anne yapmaz. Elbette aşırı koruyucu annelerin bu tutuma sahip olmasının da nedenleri var.

Bunun yanı sıra, işin tam tersi boyutu olan, aşırı otoriter ve sert tutumların olduğu ailelerde de çocukların özgüven gelişiminde düşüklükler görmekteyiz. Aslında konu burada da “iletişim”e dayanmaktadır. Aşırı kurallar, aşırı disiplinli tutumlar ve kısıtlamalar, çocukların baskılanmasına ve sorumluluk bilincine sahip olamamalarına sebep olmaktadır.

Ek olarak, mükemmeliyetçi anne baba tutumları da yine özgüven gelişimini olumsuz yönde etkileyen nedenler arasındadır. Mutlaka bir spor dalıyla uğraşsın, bir müzik aleti çalsın, en az bir yabancı dil bilsin, her sınavdan 100 alsın gibi, çocuğun her alanda iyi olması yönünde ona ağır sorumluluklar vermek, her alanda en iyi olmasını beklemek gibi durumlar çocukların omuzlarına yükleyebileceklerinden daha fazla yük yüklemek anlamına gelir.

Bunun yanı sıra farkında olmadan sarf ettiğimiz bazı sözler de özgüven gelişimini sekteye uğratabilir. Örneğin, “Sen yapabilirsin, sana güveniyorum, sana inanıyorum, sen bunu yaparsın” gibi cümlelerle çocukları olumlu anlamda desteklediğimizi zannederken aksine kaygılı olmalarına sebep olabiliriz. Çocuk başarısız olduğunda, daha önceden ona sürekli olarak başarabileceği söylendiğinden dolayı hayal kırıklığı yaşayabilir ve olumsuz duygular pekiştirebilir. Veya başka bir çocuk başaramama korkusuyla performans göstermek istemeyebilir, çünkü ebeveyni onun yapabileceğine çok inandığını söylemiştir. “Ya yapamazsam?” diye düşündüğü için eyleme geçmeme tercihinde bulunabilir.

Çocuğa şu mesaj verilmelidir; “Bunu başarabileceğini/yapabileceğini düşünüyorum ama olmaya da bilir, önemli değil. Denedikçe öğreneceksin. Çabalıyorsun, önemli olan bu.” Bu şekilde çocuk denemekten ve kaybetmekten korkmaz, çabalamanın önemini öğrenmiş olur. Akabinde başarabilmesi yönünde aşırıya kaçmadan olumlu geri bildirim ve destekte bulunmak onları geliştirecektir.

Özetle;

* Erken dönemdeki ilişkilerin kaliteli hale getirilmesi,

* Çocuğun yapabileceği şeyler konusunda çocuğa fırsat verilmesi,

* Olumsuz duyguların yaşanmasının engellenmesinden ziyade bu duyguların kabulünün sağlanması ve bu duygularla başa çıkabilme becerilerinin öğretilmesi,

* Çocuğun yaşına uygun görev ve sorumlulukların verilmesi,

* Aşırı koruyucu, aşırı otoriter, mükemmeliyetçi ebeveyn tutumlarının düzenlenmesi,

* Demokratik aile tutumunun hâkim olması,

* Kazanma ve kaybetme kavramları yerine gösterilen çabaya dikkatin çekilmesi

* Ve en önemlisi çocuğun fikirlerinin önemsenmesi ve bir birey olarak kabul edilmesi, gibi süreçlerle çocukların özgüven gelişimini doğru ve sağlıklı bir şekilde destekleyebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir