Küsmek yetişkinlere uygun bir iletişim şekli değildir!

Atasözlerine, şarkılara, türkülere konu olan, aslî kaynaklarımızda da hakkında hükümler bulunan ‘küsme’ davranışının, aile ve evliliğe yansımalarını, Aile danışmanı Serhat Yabancı ile konuştuk.

Küsme davranışının kökeni nedir Serhat Bey?

Küsmek, çocukken, bir insanın istediğine ulaşamaması veya istediğini yaptıramaması sonucunda, kendini ifade etme tarzı gibi görünse de, yetişkinlikte bu biraz daha soğuk bir havaya dönüşmeye başlıyor. İstediğini yaptırmak, beklentileri karşılanmadığında, karşıdakini cezalandırma şekline dönüşebiliyor. Bu davranışı sergileyen kişiyi, çocuklukta kalmış bir yetişkin olarak da tanımlayabiliriz. Küsme davranışını, ilişki içerisinde, tartışma veya kavga esnasında, iletişim birlikteliğine bir es, ara vermek olarak değil, ilişkiyi o an için dondurmak ve kendiyle ilgili o sorumluluğu almamak olarak tanımlıyoruz. 

Küsmenin dinamiğine baktığımızda, kişilerin kendini buşekilde ifade ettiklerinde, zamanla karşısındakinin de bununla baş etmekle ilgili farklı stratejiler geliştirmeye başladığını görüyoruz. Mesela gönül almaya, ilk adımı atmaya çalışan, hata yapmamış olsa da bunu kabul eden olmaya başlıyor. Fakat bir noktadan sonra, sürekli küsmeye maruz kalan kişi, küseni yok saymaya başlıyor. Çünkü artık bu durum karşıdakini de zorlamaya başlıyor. Düşünsenize karşınızda sürekli küsen biri var. Kendini anlatamadığında, istediği olmadığında, beklentisi karşılanmadığında küsüyor. Siz onunla nasıl baş edebilirsiniz? Sürekli alttan alan, özür dileyen olamazsınız. 

Küsmek yetişkinlere uygun bir iletişim şekli değildir!

Küsmek temel anlamı itibariyle, yetişkinlere uygun bir eylem veya bir iletişim şekli değildir. Biz yetişkin ilişkilerinde küsmeyi tamamen ortadan kalkmasının, doğru bir yöntem olduğunu vurguluyoruz. Ne olursa olsun iletişimi koparmak, dondurmak veya yok saymanın daha kronik rahatsızlıklara yol açtığını görmemiz gerekiyor. İlişki eşittir iletişimdir. Dünyanın her yerinde uzmanlar ilişkiyi iletişimle ölçer. İletişimin kalitesi, ilişkinin, evliliğin kalitesidir. İletişiminiz ne kadar güçlü ve sağlıklıysa ilişkiniz de o kadar güçlü ve sağlıklıdır. Sürekli küsme eylemi, iletişimi hastalandırdığı gibi, ilişkiyi de hastalandırır. Küsmek, bilerek, isteyerek ve bir amaç için yapılan bir şeydir. Gerginlikten sonra ara vermek, uzatmamak ise, ilişkinin iyileşmesi için yapılan bir şeydir. Fakat küsme kişisel bir eylemdir. Bunu ayırt etmek gerekir. Küsen insan, kendisi için küser. Ama ilişkideki gerginliğin büyümemesi için geri çekilmek, kişinin kendisi için istediği kadar, karşıdakini, ilişkiyi yıpratmamak ve üzmemek için yapılan bir eylemdir.

Kimler daha çok küser?

Beklentileri karşılanmayan insanlarda küsme eylemi çok fazla olur. Tam tersi her istediği olan insanlarda da küsme eylemini görüyoruz. İnsanların, geçmişte, beklentilerinin tatmin edilmemesi, karşılanmaması ya da tam tersi çocukluktan itibaren her istediği, her dediği yapılanlarda küsme davranışları ortaya çıkıyor. Çocukluktan itibaren, bireyleri ilerde onların bir eş, anne, baba, yetişkin birer kadın ya da erkek olacağını düşünerek yetiştirmemiz gerekiyor. Çocuk istediği olmadığında küsüyorsa ve biz onun dediğini yapıyorsak, küsmek onun için fayda sağlayan, en etkili yöntem olarak hayatında yer kaplamaya başlıyor. Burada çocuğun davranışını, küsmeye değil, kendini ifade etme şekline bağlamamız gerekiyor. ‘Küsersen yapmam ama, kendini, duygunu ifade edersen ve bunu tartışıp, ortak bir noktaya varırsak, yapıp, yapmayacağımız konusunda anlaşabiliriz’ tarzında bir iletişim gerçekleştirmeliyiz. Artık çocuk odaklı aileler ön plâna çıktığı, çekirdek aile olmaya doğru hızlı ve kontrolsüz bir şekilde yol alındığı için, biraz daha kendini ifade etmeye bile enerjisi olmayan çocuklarla karşılaşabiliyoruz.

Bu da küsmeyi alışkanlık haline getiren yetişkin bireylere sebep oluyor değil mi?

Tabi ki. Aslında küsmek sorumsuzca bir eylemdir. Yani kendinizi, duygularınızı ifade etme sorumluluğu almıyorsunuz, bunun için enerji sarf etmiyorsunuz. Küsmenin kronik halini bencillik olarak anlıyoruz. İstediği olmadığı zaman küser, beklentisi karşılanmadığında küser. Bir yerden sonra onunla nasıl iletişim kurabilirsiniz? Tek bir çareniz var. Onun her istediğini yapmak zorunda kalırsınız. Ancak onun her istediğini yaparsanız, onunla iletişim kurarsınız. O da artık iletişim olur mu o da ayrı bir tartışma konusu. Çünkü sizin sürekli alttan alma ve boyun eğmeniz ile süren bir ilişkiye dönüşür bu.

İlişkilerin benzini iletişim şeklidir!

Türkiye’de evlilik ve ilişkilerler ile ilgili en büyük problemimiz, kişilerin kendini ifade etmemesi ya da yanlış ifade etmesi. Başta ilişki eşittir iletişim demiştik ya, şimdi bu çerçeveden baktığımızda, aslında bütün evlilik ve ilişkilerde en çok çalışılan, ilişki üzerinden iletişimdir. Karı-kocanın iletişimidir, nişanlılık sürecinde iletişimdir, belki ayrılma veya boşanma sürecinde iletişimdir. Ama özel olarak baktığımızda, bütün ilişkilerin benzini iletişim şeklidir. Kendini doğru ifade edebilen, ne istediğini bilen, duygularının farkında olabilen ve aktarabilen insanların, küsme oranları daha azdır. Kaldı ki biz zaten mutlu bir evlilik için hatasız iki insan aramıyoruz. Hata yaptığında bunu kabul eden, özrünü dileyen ve yapmamak için çabalayan insanların varlığına inanıyoruz. Mutlu olmak için hatasız olmaya gerek yok. İnsanız elbet hatalar olacak. Bekârken nasıl bir sürü hatamız varsa, evliyken de bir sürü hatamız olacak. Fakat sağlıklı evlilik için, hatasız veya mükemmel insan aramak yerine, hataların tekrarlanma sıklığını azaltmak, hatanın varlığını kabul etmek ve bununla ilgili gerekli telafi edici davranışlar ortaya koymak gerekiyor. Şuna da dikkat etmeliyiz, mesela talebimizi söyledik diye bunun karşılanması gerekmiyor veya söyledik diye anlaşmamız da gerekmiyor. Biz öncelikle söylemek ile ilgili yükümlülüğe sahibiz. Bizim görevimiz kendimizi ifade etmek. Karşılık görsün veya görmesin. Anlaşılmış olalım veya olmayalım. Karşımızdakinin yanlışından dolayı, kendi doğrumuzdan vazgeçmeyeceğiz. Anlaşılmıyoruz diye küsme eylemine geçmeyeceğiz. Kendimizi doğru anlatıyoruz ama sonuç alamıyoruz diye artık kendimizi ifade etmekten vazgeçmeyeceğiz. Temel amacımız kendimizi doğru ifade etmek, bunu sürdürmek ve bunu pekiştirmek olmalı. Eninde, sonunda mutlaka bir şekilde sesimiz duyulacaktır.

Olumlu bir şeyle elde edemediğimizi, olumsuz bir şeyle asla elde edemeyiz. Olumlu bir şeyle elde etmeye çalıştığınızda, en azından yolunuzun veya yönteminizin doğru olduğunu bildiğiniz için, içsel olarak rahatlıyorsunuz. Ama on yıl boyunca küsüp, bir de üzerine anlaşılmamanızdan şikayetçi olursanız, karşıdaki de muhtemelen sizi suçlayacaktır.

Kırılmak, küsmek insani bir hâl. Ama olgunlaşmamız, tekamül kanunu çerçevesinde kendimizi geliştirmemiz, doğru ifade etmeyi öğrenmemiz gerekiyor değil mi?

Küsebiliriz, bazen çok kırılabiliriz. Önemli olan bunun sıklık ve süresi. Bu sık ve sürekli oluyorsa, orada artık başka bir problem vardır. İşte o zaman küsmek, ilişkiyi ve iletişimi bozan bir eyleme dönüşür. Küstüğünüzde karşınızdaki sizin neye küstüğünüzü anlamayabilir. Ve bu çoğu zaman da bu böyledir. Böyle olunca karşınızdaki sürekli seçenek üretir. ‘Acaba ona mı küstü, buna mı küstü, on gün önceki olay mı aklına gelip küstü, komşuyla mı bir şey oldu?’ Halbuki biz küsüyorsak, karşıdaki bunun sebebini bulmak veya keşfetmek zorunda değil. Küsmek eylemi bizimse, sonucuna katlanmak da bize kalıyor. Kim küsüyorsa sorumluluk ona aittir. Ama biz ne yapıyoruz? Küsüyoruz ve ısrarla karşıdakinin gelip bizimle barışmasını bekliyoruz. İlişkilerin ilk başlarında gönüller alınmaya çalışılıyor ama zamanla kişi “Ya ben ne yaparsam yapayım o zaten hep küsüyor. Kendi haline bırakayım.” Diyor ve küseni yok saymaya başlıyor.

Küslüklerde yardımcı olmaya çalışanların tavrı nasıl olmalı?

Bu küslükler çok radikal ve sıra dışı bir durumla ilgili olursa, insanların aracılık yapması, arabulması, iyileştirici ve pekiştirici etki oluşturabilir. Ama sürekli bir küsme varsa, birileri araya girmeye çalışıyor, arayı buluyorsa, o zaman da ne oluyor biliyor musunuz? Bu ilişkiler başkalarının barıştırması üzerinde yürümeye başlıyor. Bu da başka bir problem çıkarıyor. Kronik bir üçgen oluşuyor. Her küsme olayında aynı şey tekrarlanıyor. Bu evlilikte çözümlenemeyen bir eyleme dönüşüyor. Çiftler sadece bir sonraki küsmeye kadar barışmış oluyor. Önemli olan evlilikteki problemleri, karı kocanın kendi birlikteliğiyle, güçleriyle çözmesi. Dışarıdan gelen çözümler geçici, anı kurtaran çözümlerdir. Burada da ne yapmak lazım? Küsme eylemini mümkün olduğunca kullanmamak, başvurmamak lazım. Eğer çok fazla küsüyorsak o zaman kendimize “Ben neden çok küsüyorum, neyi aşamıyorum, küstükten sonra neden barışamıyorum?” diye sormamız lazım. Burada nefis dediğimiz şey devreye giriyor çoğu zaman. Haklılık savaşı başlıyor. Böyle olan çiftlerde de küsme eylemi çok daha yüksektir. Kişi sürekli kendini haklı gördüğü için, küsme hakkını da kendinde görür. O zaman da aylarca süren küslükleri görmeye başlarız. Problemin kaynağı şu; kendi hatalarımızın farkına varmadığımız sürece, hep karşıdakini hatalı görür ve küsmemizi de onun hataları üzerine kurmaya başlarız. Oysa unutmamamız gereken şu, hiçbir kavga ya da tartışma tek başına başlamaz ve sürdürülemez. Eğer kronik bir küslük ya da tartışma içerisindeysek, bunun iki taraflı olduğunu kabul etmek zorundayız. Kendi hatamızın farkına varırsak, küsme eylemlerinin gitgide azaldığını görürüz.

Peki çiftler en çok hangi sebepten küsüyor?

On yıl önce çiftlerle çalışırken, ekonomik sebepler, yoksulluk, şiddet eğilimleri, kötü aile durumları çok daha gündemdeydi. Zamanla toplumun belli bir düzeye gelmesiyle veya önceliklerinin değişmesiyle, küsme eyleminin, ikili ilişkileri etkilediğini görmeye başladık. Günümüzde değer- değersizlik, saygı-saygısızlık, ilgi-ilgisizlik kavramlarının, küsme eylemlerini alt yapısını oluşturduğunu, değer göremediğini, önemsenmediğini, adam yerine konulmadığını düşünen kişilerde, küsme eyleminin arttığını görüyoruz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir