Nebevî bir iletişim dili: Kolaylaştırın zorlaştırmayın!

Günümüzde ilim ve teknolojinin birçok alanda hayatımızı kolaylaştırması, refah düzeyinin artır­ması huzuru temin etmeye yetmemiştir. Manevi­yatın ihmali çağın hastalıklarını daha da artırmış ve ağırlaştırmıştır. Kısaca; materyalist eğitim sistemi, ilim ve teknolojiye hakim, ama manevi problemlerine çözüm üretemeyen nesiller ortaya çıkarmıştır.

Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygam­berimiz (asm) kızlarını diri diri toprağa gömen vahşi bir toplumdan “Saadet Asrı” olarak adlan­dırılan faziletli bir toplum meydana getirmiştir. Peygamberimizin (asm) eğitiminden geçen Saha­beler asırlardır insanlığa yol göstermeye devam etmektedir. Onların izinden giden Müslümanlar da yaşadıkları her zamanda ilim, hikmet ve mane­viyat öncüleri olmuşlardır.

O’nun (asm) sohbetinde bir an bile bulunmak kişiyi değiştirir ve dönüştürür, Sahabe yapar. Ne­ler yaşanır? Nasıl bir sohbet tarzı takip eder?

Bununla ilgili ibretli, bizlere yol gösterecek bir örnek okudum geçtiğimiz günlerde sizlerle pay­laşmak isterim:

Ezandaki sır

Peygamberimiz (asm) her yaştan insana değer verir, muhatap olurdu. Sahabeler onunla yaşadık­ları her anı ömür boyu tatlı bir hatıra olarak yaşar ve başkalarıyla da paylaşırlardı.

İşte onlardan biri de Ebu Mahzure’dir (ra). İs­lâm’a girişine vesile olan olayı şöyle anlatıyor:

“Peygamber (asm) Huneyn Gazvesi’nden dönü­yordu. Mekkeli on kişilik gençler grubuyla birliktey­dim. Huneyn yolunda onlarla karşılaştık. Müezzin namaz için ezan okuyordu. Biz bir köşeye çekildik ve alay ederek müezzinin söylediklerini tekrar et­meye başladık. Bizi duymuştu. Ezan bittikten son­ra Resulullah (asm) “Şu gençlerin içinde gür ve sesi güzel olan biri var” diyerek bizi yanına çağırdı.

“Gür sesli olanınız hanginiz?” diye sordu. Her­kes beni gösterdi. Bunun üzerine yanımdakileri gönderdi, beni ise alıkoydu. “Haydi bir ezan oku!” dedi. Ondan ve bana emrettiği işten son derece nefret ettiğim halde kalkıp önünde ayakta dur­dum. Bizzat bana ezanın okunuşunu öğretti. Ezanı bitirdiğimde beni çağırdı, içinde bir miktar gümüş para olan bir kese verdi. Sonra alnımı, göğsümü el­leriyle sıvazladı ve “Mübarek olsun!” diyerek beni tebrik etti, hayır ve bereket duasında bulundu.

Ben “Ya Resulullah! Mekke’de ezan okumama izin ver” dedim. O da: “Peki bu vazifeyi sana ver­dim” buyurdu. İşte artık o anda duyduğum nef­retten bende bir iz kalmamış, kalbim onun sevgi­siyle dolup taşmıştı. Resulullahın emir ve talimatı üzerine müezzinlik yaptım” (Ahmed b. Hanbel, III. 409: Nesai, Ezan. 5, 6. İbn Mace, Ezan)

Nereden nereye? Huneyn Savaşı’ndan dönen İslâm ordusunda Bilal-i Habeşi’nin okuduğu ezan­la alay eden müşrik Kureyşli genç Ebu Mahzure ömrünün sona erdiği hicri 59 yılına kadar Mescid-i Haram’da müezzinlik yaptı. Peygamberimizin dört müezzininden biri oldu. Kendisinden sonra Mes­cid-i Haram müezzinliğini asırlarca oğlu ve torun­ları devam ettirdi.

Psikolog ve pedagoglarımızın bu nebevî eğitim sisteminden çıkaracağı çok dersler olsa gerek!

Kolaylaştırın zorlaştırmayın!

“Kolaylaştırın zorlaştırmayın. Müjdeleyin nef­ret ettirmeyin!” düsturunu hayatında uygulayan ve tavsiye eden Peygamberimiz (asm) her zaman aşırılıktan uzak, dengeli, uyumlu nesiller yetişme­sini hedefledi.

Mükemmeliyetçi olmamak, itidalli, adım adım da olsa ilerleyen bir yol takip etmek bıkıp usana­rak yaptığı işi terk etmekten çok daha isabetli de­ğil midir?

Hülasa

Peygamberimizin (asm) insan yetiştirme sis­temine asr-ı saadet temelinde öğrenmek ve ha­yatımıza geçirmeye mecburuz ve muhtacız. “Din kolaylıktır” prensibini ders veren nebevî eğitim sistemi bütün zamanların ihtiyacına kafi gelecek kabiliyettedir. Bu nebevi ölçüler hayatımızı hiçbir boşluk bırakmamacasına kucaklar.

Kendi hayatımızda bu ölçüleri uyguladığımız oranda huzura yaklaşırız…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir