TARİHİMİZDE CENİN HUKUKU

Her alanda sınırsız hürriyet isteyen asrımızın materyalist- hazcı insanı cinsellik konusunda da özgürlükte ısrarlı. Günümüzde dinine katı kurallarla bağlı Katolik ülkelerde bile ard arda kürtajın hukuken serbest bırakılması ibretli. Gerekçe anne rahminden cenin tahliyesinin merdiven altı işletmelerde değil sağlıklı ortamlarda gerçekleştirilmesi. Çoğu Avrupa ülkesinde ebeveyninin doğmasına izin verdikleri bebeklerin zarar görmeden muhafazası için sokaklarda bebek kutularının oluşturulduğu düşünülürse tablo daha da acıklı hale gelecektir.

Kürtaj konusu bugün olduğu gibi dün de tartışılıyordu. “iskat-ı cenîn” yani çocuk düşürme âdetinin Osmanlı’da yayılması üzerine dönemin din işlerinden mesul kurumu olan Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye konu ile ilgili bir beyanname hazırlamıştı.

 

DARÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE
Osmanlının son dönemlerinde, 1918’de Sultan 5. Mehmed Reşat ve Şeyhülislâm Musa Kâzım Efendi zamanında kurulmuştu. Vazifesi; gündemde olan tartışmalı dinî meselelerde son sözü söylemekti.
* Müslümanlardan, gayr-i Müslimlerden gelen sorular cevaplandırılıyordu.
* Yazılı basında İslâm’a karşı yapılan hücumlara gerekli cevaplar veriliyordu.
* Cezalandırılması gereken durumlar İçişleri Bakanlığı’na  resmen bildiriliyordu.
* Halkın dinî ihtiyaçları, ilmî metotla cevaplandırılıyor, beyanname neşrediliyordu.
* ‘Ceride-i İlmiye’ adlı mecmua neşrediyorlardı.
* Üyeler; fıkıh, kelâm ve ahlâk konularında ilmî donanıma sahiplerdi.

 

BEDİÜZZAMAN,  MEHMET ÂKİF, İZMİRLİ İSMAİL HAKKI…
Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye 4 yıl hizmet etmiştir. Üyeleri arasında Bediüzzaman Said Nursî, M. Âkif Ersoy, Elmalılı Hamdi Yazır, Ferid Kam, İzmirli İsmail Hakkı, Seyyid Sadeddin Paşa, Mustafa Sabri Hoca gibi döneminin seçkin isimleri vardır.
Gazeteci yazar Sadık Albayrak yıllar önce kaleme aldığı “Son Devrin İslâm Akademisi: Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye” isimli eserinde bu teşkilâtı detaylı şekilde işliyor, aldığı kararları orijinal belgeleriyle sergiler.
O belgelerden biri de “kürtaj”la ilgilidir.  22 Kasım 1919 tarihini taşıyan karar şöyledir: “İskat-ı cenîn âdet-i seyyiesinin aile hayatı arasında açtığı rahnelere dair Hey’etçe kaleme alınan beyannamelerden altı nüsha yazılarak Matbuat Müdüriyeti vasıtasiyle gazetelere tebliği tezkir edilmiştir. 22 Taşrinisani 1335.”

 

BEYANNAME METNİ:
“Fuhşun artması, münakehatın (nikâhın) eksilmesi, sarî hastalıkların müstevli bir seyir alması, muharebelerin birbirini takib etmesi gibi birçok âmillerin tesiri ile İslâm nüfusu müthiş bir surette azalıyor. Hayat mücadelesine atılan milletler için tabiî görülecek bir hal varsa o da, mevcut nüfuslarının mütemadiyen artmasıdır. Medenî cemiyetlerden hangisinde olursa olsun bu artışın günün birinde durması hâdisesi bile içtimaî bir maraz telâkkî edilerek esbabı tetkîk olunur, tedâvisine çalışılır. Maalesef bizim mütefekkirlerimiz bu felâketin önüne geçmek için ciddî çalışmalarda bulunmuyorlar.
Son zamanlarda birçok taraflardan aldığımız mektuplar, çocuk düşürme kötü âdetinin, aileler arasında çoğaldığını ve bu yüzden birçok validelerin sıhhatı, birçok mâsumların hayatı heder olduğu bildiriliyor. Çocuk düşürmek şeriat nazarında cinayettir. Bu cinayeti istihfâf etmek, hiç günahı olmayan bir mâsumu kendi eli ile boğmak şefkatli bir valideye asla yakışmaz. Allah’tan korkan bir aile reisi için de hayat arkadaşının böyle bir hareketine rıza göstermek kabil-i afv olamaz. Gençlik, cahillik, tecrübesizlik sebebiyle meş’um bir göreneğe kapılıp da karınlarındaki yavrularını öldüren valideler iyi bilmelidirler ki; bu cinayetin cezasını daha dünyada iken çekeceklerdir: Evet, çocuk düşürmek çoğu zamanlar validenin hayatını bitiriyor. Şayet onu bitirmezse sıhhatı üzerinde telâfisi kabil olmayan rahneler açıyor. Artık vücut en ufak bir ârızanın te’siri ile en mühlik, en müzmin hastalıkları kabule müheyyâ bir hale geliyor. İslâm Şeriatı’nın cinayet telâkkî ettiği, tıbbın katî surette men eylediği bu mühlik, bu meş’um göreneğe yakalarını kaptırmamalarını şeriatın siyaneti, İslâm cemaatının selâmeti ve kendilerinin hayat ve sıhhatı namına bütün ailelere kemal-ı ehemmiyet ve samimiyetle tavsiyeyi vecaipten addederiz.”

 

HÜLÂSA
Osmanlının çöküş kargaşası içinde adeta can havliyle aldığı aileye yönelik çalışmalardan biri olan beyanname ibretli, bugün yazılmışcasına canlı ve hayatın içindendir.

 

Kaynaklar:
* Sadık Albayrak; Son Devrin İslâm Akademisi Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1973.
* www. risaleinurenstitüsü.org

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir