Bayramın getirdikleri…

Ramazan ayı rıza, sevgi, kefalet, ülfet, nur ve rahmet ayıdır. Ancak bütün bunlar Rama­zan’ın hürmetini tutan ve bu ayı oruç ve iba­detle geçirenler içindir. Bu nedenle “Aylar için­de Ramazan beden içinde kalp gibidir, belde­ler arasında Mescid-i Haram gibidir. Mescid-i Haram’a Deccal giremediği gibi, oruçlunun kalbine de şeytan giremez. İnsanlar arasında peygamber gibidir, peygambere gösterilecek hürmet ve saygı bu aya da gösterilmelidir” de­nilmiştir. Ramazan ayının nihayete erip bay­ramı kucaklayacağımız günlerde, biraz da bay­ramlarımızın ehemmiyeti üzerinde duralım.

Fıtır sadakasının fazileti

Kurban Bayramında kurban kesmek va­cip olduğu gibi Ramazan Bayramı’nda da bayram namazına gitmeden önce veya oru­cun son günü fıtır sadakası verilmesi emre­dilmiştir. Peygamberimiz (asm) inananları Ramazan’da sadaka vererek muhtaçların ihtiyaçlarını gidermelerine, borçlarını öde­melerine yardımcı olmaya davet etmiştir. En hayırlı sadakayı şöyle tarif buyurmuşlardır. “Bir kimsenin sarf edeceği en faziletli dinar, kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda hayvanına ve yine Allah yolunda ci­had edecek olan arkadaşlarına harcadığı di­nardır.” Yine Resûlullah (asm) Allah yolunda harcanan, bir köle azadı için sarf edilen, bir yoksula verilen veya ailenin geçimi için yapı­lan harcamaları zikrettikten sonra, bunların sevap bakımından en üstününün aile fertle­rine yapılan harcamanın olduğunu belirtmiş­tir. Bu hadislerde zikredilen aile fertlerinden maksat iyali, yani, nafakası kendisine ait olan çocukları, eşi, annesi, babası ve hizmetçisidir. Fıtır “iftar etmek” ve “yaratılış” anlamlarına gelir Sadaka-i fıtır, yaratılmış ve Ramazan orucunu tutup iftar etme imkanını elde et­miş olmanın bir şükrü olarak; dinen zengin olup Ramazan ayının sonuna yetişen Müs­lüman’ın, belirli kimselere vermesi vacip olan bir sadakadır. Vacip oluşu, sünnetle sabittir.

Bayram sevinç günleridir

Bayram sevinç günleri olduğu için Peygambe­rimiz (asm) Habeşli bir folklor ekibinin gösterisini Hz. Aişe’ye (r.anha) izletmiştir. “Bir grup Habeşli bir bayram gününde mızrakları ve kalkanları ile gösteri yapıyordu. Hz. Aişe’yi çağırdı ‘İzlemek ister misin?’ buyurdu. Hz. Aişe (ra) başını Pey­gamberimizin (asm) omuzuna koyarak usanana kadar izledi.” Bayramlarda kendini oyun ve eğ­lencelere kaptırarak gaflete dalmamak için de Peygamberimiz (asm) “Bayramlarınızı ‘Lâ ilâhe illallah, Allahü Ekber, Sübhanallah ve Elhamdü­lillah’ ile süsleyin!” buyurmuşlardır.

Bediüzzaman “Bayramlarda gaflet istila edip gayr-i meşru daireye girmemek için rivayetlerde zikrullaha ve şükre azim terğibat vardır. Ta ki, bayramlarda o sevinç ve sürur nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çün­kü, şükür nimeti ziyadeleştirir, gafleti kaçırır.”1 demiştir.

Mü’minler felaha ermişlerdir

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de “Küfür ve is­yandan uzaklaşan, iman ve salih amelle Allah’a itaat eden mü’minler Allah’ın ismini zikrederek namaza devam ettikleri sürece felaha ve kurtu­luşa ermişlerdir.”2 buyurur. Felah bulmak veya felaha ermek iki anlama gelmektedir. Birincisi mü’minler dünyada iman ve amel-i salih ile tev­fik ve hidayete mazhar olup her nevi dünyevî fe­laketlerden kurtulmuşlardır. İkincisi, ahiretin her nevi sıkıntı ve zahmetinden, cehennem azabın­dan kurtularak cennete girip kurtuluşa ermişler ve ebedî saadete nail olmuşlardır demektir. Yüce Allah bu ayetleri ile her ikisini de murad etmiştir. Benzer ayetler ve müjdeler Mü’minun Suresinde de vardır. Yüce Allah bu surede “Mü’minlerden namazlarını huşu içinde kılanlar, dünyanı fânî ve boş işlerinden yüz çevirenler, zekatlarını veren­ler, iffetlerini ve namuslarını koruyanlar felah bulmuşlar ve kurtuluşa ermişlerdir.”3 buyurur.

İslâm âlimleri “Tezekki edenler kurtuluşa ermişlerdir.”4 ayetindeki tezkiyeyi “Salih amel işleyen ve bu amelini riya, ucup, gurur ve kibir gibi kirlerden ve kötülüklerden koruyan, haram­lara dalarak amelinin iptaline sebep olmayanlar” manasını vermişlerdir. Yine müfessirler “imanı­nı şirkten, amelini riyadan koruyan, mallarını da zekât ve sadaka vererek temizleyenler kurtul­muşlardır” şeklinde yorumlamışlardır. Elbette bu ayetin manasında bütün bunlar muraddır.

Bütün bunlardan anlıyoruz ki sadece iman et­mekle kişi kurtuluşa ermiyor. İmanın güçlenmesi ve imanın muhafazası ile Allah’a yakınlık ve rıza­sını kazanma amel-i salihe bağlıdır. Amel-i sali­hin başı ise namaz ve zekâttır. Bu Ramazan’da oruç, sadaka-i fıtır ve bayram namazı şeklinde­dir. Zilhicce’de ise Hac, hacca gitme imkanını bulamayanlar için ise kurban kesmek ve Arefe günü oruç tutmak ve Kurban Bayramı namazını kılmak şeklindedir.

Bayrama “Iyd” denmesinin sebebi

Iyd, vaad ve vaîd’in kısaltılmış şeklidir. Vaad, mükâfatın müjdelenmesi ve vaîd ise cezanın ve­rilmesi anlamındadır. Yüce Allah Ramazan’ı oruç tutarak, farzları yapıp haramlardan kaçarak ge­çirenlere, Zilhicce ayında Hacca gelenlere “Ûdû ilâ menâzilikum” yani “Günahlardan arınmış ve temizlenmiş, cennetle ve saadet-i ebediye ile müjdelenmiş olarak evlerinize dönün!” buyurur.

Nitekim Fıtır günü evlerinden Bayram (Fı­tır) namazını kılmak için çıkanlara Yüce Allah’ın “Ey Kullarım! Sizler benim için oruç tuttunuz ve rızam için namaz kıldınız ve nefislerinizi ha­ramlardan ve meşru zevklerinizden uzaklaşarak terbiye ettiniz. Şimdi evlerinize günahlarınız ba­ğışlanmış, ibadetlerinizin mükafatını hak etmiş olarak dönünüz!” ferman eder.

İman etmeyen ve ibadetten kaçanlara ise Cenab-ı Hakkın itabı, azarı ve cehennemle teh­didi vardır ki buna da “Vaîd” denir. Ramazan ve Kurban Bayramı günü mü’minler ile münafıklar ve kâfirler birbirlerinden bu şekilde ayrılırken mü’minler Allah’ın vaadine, münafık ve kâfirler de vaîdine muhatap olduklarından dolayı Bay­ram gününe “Iyd” denilmiştir.

Bayram günleri okunacak dua ve zikir

Peygamberimiz (asm) “Ramazan ve Kurban Bayramlarını tehlil, tekbir, tahmid ve takdislerle süsleyiniz.” buyurmuşlardır. Bu nedenle “Bakı­yat-ı Salihat” olarak Kur’ân-ı Kerîm’de geçen bu tesbih ve zikri dilimizden düşürmemeliyiz.

Dipnotlar:

  1. Bediüzzaman, Lem’alar, 274.
  2. A’lâ Suresi, 87: 14-15.
  3. Mü’minun Suresi, 23: 1-5.
  4. A’lâ Suresi, 87: 14.

Kaynak: Mübarek Gün ve Geceler/ Yeni Asya Neş­riyat

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir