Celâl Bayar (1883 – 1986)

Reisicumhur Celâl Bayar ve Heyet-i Vükelâsına, Ankara

Biz Nur Talebeleri, yirmi senedir emsalsiz bir tâzip ve işkencelere hedef olmuşuz. Sabrettik. Tâ Cenab-ı Hak sizi imdadımıza gönderdi. O işkencelerin sebebini on beş senedir üç mahkeme hakikî ve kanunî olarak yüz otuz kitap ve bin mektubatta bulamadıklarına, Mahkeme-i Temyizle Denizli Mahkemesini şahit gösteriyoruz. Otuz seneden beri ben siyaseti terk etmiştim. Bu defa, birkaç gün zarfında Ahrarların başına geçip milletin mukadderatına sahip çıkması sebebiyle, Reis-i Cumhuru ve Heyet-i Vekileyi tebrikle beraber, bir hakikati ifşa ediyorum.1

Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü cumhurbaş­kanıdır. II. Abdülhamid, Meşrutiyet, Cumhuriyetin ilânı ve Tek Parti dönemi, çok partili hayata geçiş, 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi gibi çok büyük çal­kantıların yaşandığı bir asırda yaşamıştır. Çok par­tili hayata geçişe imkân sağlayan çalışmaların et­kin simaları arasında yer almıştır. Darbeyle indiri­lip ölüm cezasına çarptırılan cumhurbaşkanı olarak tarihe geçmiştir. Demokrat Parti’nin kuruluşuyla Demokratikleşme, hürriyetlerin alanının genişle­tilmesi çabalarına önemli katkılarda bulunduğu gi­bi, din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlamak için kul­lanılan TCK’nın yüz altmış üçüncü maddesinin ya­salaşmasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin tezlerini desteklemekten geri durmamıştır.

Celâl Bayar, 1883 yılında Bursa’nın Gemlik ilçe­sine bağlı Umurbey köyünde dünyaya gelmiştir. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Plevne’den Bursa bölgesine göç eden bir aileye mensuptur. Babası ilmiye sınıfına mensup olan Abdullah Efen­didir. Annesinin adı Emine Hanımdır, ilk ve orta öğ­renimini babasının yanında Umurbey’de yapmıştır.

Bayar, dayısı Mustafa Şevket’in tesiri ve yön­lendirmesiyle siyasete ilgi duymaya ve bu alanla ilgilenmeye başladı. İttihat ve Terakki’ye duydu­ğu ilginin tesiriyle 1907 yılında bu cemiyete girdi. İkinci Meşrutiyetin ilânından sonra cemiyette ak­tif görevler almaya başladı. Önce Bursa, ardından İzmir şubeleri başkanlığında bulundu. İzmir’de bu­lunduğu sırada Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaş sırasında Halka Doğru Cemiyeti’ni kurdu. Bu cemi­yetin yayın organı olan Halka Doğru Mecmuası’nı 1 Şubat 1919 tarihinden itibaren yayınlamaya baş­ladı. Mecmuada makalelerini Turgut Alp imzasıy­la yayınladı.

Bayar, yurdun işgaline paralel olarak kurulan müdafaa cemiyetlerinden olan ve İzmir bölgesin­de faaliyet gösteren Reddi İlhak ve Müdafaa-i Hu­kuku Osmaniye cemiyetinde çalıştı. Yunan işgaline karşı halkın organize edilmesi ve halkın işgale kar­şı direnişe geçmesi için yapılan faaliyetlere katıldı.

Bayar, son Osmanlı Mebusan Meclisi’ne Saru­han mebusu olarak seçildi. Mecliste yaptığı konuş­malarla dikkatleri üzerine çekti. İstanbul’un işga­li ve Mebusan Meclisi’nin dağıtılmasından sonra Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi’ne de Sa­ruhan mebusu olarak katıldı. Mecliste aktif olarak çalıştı ve 27 Şubat 1921 tarihinde İktisat Bakanlığı­na atandı. Bir yıla yakın bu görevi sürdürdü. Bir ara Dışişleri Bakanlığına vekâlet etti.

Bayar, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması sonra­sında toplanan Lozan Konferansı’na katılan heye­tin iktisat müşavirliğini üstlendi. 1923 yılında yapı­lan seçimlerde, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin adayı olarak İzmir milletvekilliği­ne seçildi. 1924 yılında İş Bankası’nı, kurmakla gö­revlendirildi. Bankanın genel müdürlüğüne atan­dı ve bu görevi 1932 yılına kadar sürdürdü. 1932-37 yılları arasında yeniden İktisat Vekilliğine getirildi.

Bayar 1937 yılı sonlarında İsmet İnönü’nün yeri­ne Başbakanlığa atandı. Bu görevi de bir ara istifa etmesine rağmen, tekrar atanıp 25 Ocak 1939 ta­rihine kadar sürdürdü ve bu tarihte istifa etti. Aynı yıl içinde başlayan II. Dünya Savaşı sırasında, siyasî açıdan önemli bir faaliyette bulunmadı. 1945 yılı bütçe görüşmeleri sırasında muhalif grup arasın­da yer aldı. Fuat Köprülü, Adnan Menderes, Refik Koraltan ile birlikte 7 Haziran 1945 tarihinde mec­lis gurubuna verdikleri “dörtlü takrir” ile parti tü­züğünde bazı değişikliklerin yapılmasını istedi. Ö­nergeleri reddedilip, arkadaşlarından Menderes ve Köprülü partiden ihraç edilince, önce milletvekilli­ğinden, ardından da CHP’den istifa etti.

Bayar, 7 Ocak 1946 yılında Menderes, Köprü­lü ve Koraltan ile birlikte Demokrat Parti’yi kurdu. DP’in genel başkanlığına getirildi. 1950 seçimlerin­de 487 milletvekilliğinin 408’inin kazanılmasından (14 Mayıs) sonra 384 oyla 22 Mayıs 1950’de Cum­hurbaşkanlığına seçildi. 27 Mayıs 1960 Askerî Dar­besi ile tutuklanarak arkadaşları ile birlikte Yassıa­da Mahkemesi’nde yargılandı ve on beş parti ar­kadaşı ile birlikte ölüm cezasına çarptırıldı. Bun­lardan üçünün (Menderes, Zorlu, Polatkan) ceza­sı Millî Birlik Komitesi tarafından onaylandı. Ken­disinin cezası yaşlılığı sebep gösterilerek müebbet hapse çevrildi. 7 Kasım 1964 tarihine kadar Kayseri Cezaevi’nde kaldıktan sonra, sağlık sebebiyle ser­best bırakıldı.

Bayar, hapisten çıktıktan sonra “Ben de Yaz­dım” adıyla 8 ciltten oluşan anılarını yayınladı. Bi­zim Ev adıyla bir kulüp kurarak siyasî yasakların kaldırılması için mücadele verdi.

Bayar, bir darbeyle siyasî hakları elinden alınıp, üç arkadaşı idam edilmesine rağmen On iki Eylül 1980 Askerî Darbesini destekledi. Darbecilerin ha­zırlamış olduğu 1982 Anayasasını da savundu. 22 Mayıs 1986 tarihinde, 103 yaşında İstanbul’da öl­dü. Cenazesi devlet töreni ile kaldırıldıktan sonra kendi köyü olan Umurbey’de toprağa verildi.

CHP’nin tek başına iktidarda bulunduğu uzun yıllar boyunca sadece Risale-i Nur’u yazmakla ve iman hizmetiyle meşgul olan Bediüzzaman, De­mokrat Parti’nin kuruluşundan itibaren açık bir şe­kilde Demokrat Parti’ye destek verdi. Bu arada se­çimleri kazandıktan sonra Cumhurbaşkanlığına se­çilen Celâl Bayar’a gönderdiği tebrik telgrafında, “Zatınızı tebrik ederiz. Cenab-ı Hak sizi İslâmiyet ve vatan ve millet hizmetinde muvaffak eylesin.”2 dileğinde bulundu. Bayar da, “Samimî tebrikleri­nizden fevkalâde mütehassıs olarak teşekkür ede­rim”3 telgrafıyla karşılık verdi. Bediüzzaman cum­hurbaşkanı ve bakanlara açık mektuplar yayınlaya­rak, din ve vicdan özgürlüğü konusunda yaptıkları çalışmalara destek ve teşviklerde bulundu.

Bayar, cumhuriyet tarihimiz boyunca önemli iz­ler bırakan bir şahsiyet olarak tarihe mal oldu. Ö­zellikle CHP’nin katı politikası karşısında muhale­fette bulunması yine bu partinin oluşturduğu jan­darma ve bürokrat tahakkümüne dayanan parti politikasına karşı çıkışı, hürriyet ve demokrasi a­lanında özgürlüklerin genişletilmesine yönelik fa­aliyetleri, halkın büyük teveccühüne ve desteğine vesile oldu. Her ne kadar bu dönemde, partinin ve özellikle Menderes’in iktidarı vatandaşa yakınlaş­tırması sağlanmışsa da, devlet-millet kaynaşma­sına yönelik faaliyetler Bayar’ın da siyasî hayatın­da çok önemli kazanımlara vesile oldu. Çok parti­li siyasî hayata geçiş ve demokratikleşme çalışma­larında önemli ölçüde katkıda bulunurken öte yan­dan, dinî özgürlükler konusunda aynı gayreti gös­terdiği söylenemez.

Bayar yıllar boyunca inançlı kesim üzerinde bü­yük bir baskı aracı olarak irtica bahanesiyle çok sa­yıda insanın takibata uğratılmasına, hapse atılma­sına sebep teşkil eden Türk Ceza Kanunun Yüz alt­mış üçüncü maddesinin çıkarılması faaliyetlerinde, CHP’li başbakan Şemsettin Günaltay’ı ülkede irtica tehlikesinin varlığına ikna edilmesi konusunda ö­nemli gayret gösterdi.

Bayar, Dünya Savaşı’ndan sonra dünya gene­linde meydana gelen değişiklikleri yakından izle­di. Türkiye’nin Kore’ye asker göndermesi, NATO’ya Bağdat Paktı’nın kurulması gibi uluslararası mese­lelerde önemli katkılarda bulundu. Ayrıca, Türki­ye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında üçlü paktın kurulmasına da ön ayak oldu. Diğer taraftan ülke­ye yabancı sermaye getirilmesi, dış politikada Ba­tı yanlısı tavır takınılması gibi konularda da bir rol üstlendi.

Dipnotlar:

1. Bediüzzaman Said Nursî/ Emirdağ Lahikası

2. Bediüzzaman Said Nursî/ Emirdağ Lahikası

3. A.G.E

Kaynak: Yeni Asya Neşriyat/ Portreler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir