Çitlembik ağacının ahı!

Giderek yeşil alanların yerini apartmanlara terk ettiği bir süreç yaşamaktayız. Bu apartmanların süratle ortalığı doldurduğu hengamda en çok öz­lediğim ne biliyor musunuz? Eski gecekondu ma­halleleri… Bahçeleri yeşil yeşil. Meyve ağaçlarıyla dolu. Herkesin kendi karakterini yansıtan, yamuk çarpık da olsa, bir yaşanmışlık belirtisi hissettiren, mahalle aralarında çocukların koşuştuğu, kuşlarla birlikte çığlıklar attığı, renk renk badanaları ile bir festival havasında mutlu mahalleler…Bir yandan bağırsan, öbür yandan sesin duyulur. Derdin olsa herkes koşar.

Bizim karşımızda da böyle bir mahalle vardı. Evlerin bir çoğu apartman sevdasına teslim oldu. Arada bir kaç kişi var ki direniyor. Onların bahçe­sindeki yeşillikleri seyrederek avunuyorum ben de. Bir gün onların da bir apartmana dönüşeceğini düşünerek de üzülüyorum. Üst katı yarım bırakıl­mış bir bina var. Elinden ustalık gelen ev sahibi, arkaya da uzanan ufak bir bahçesini de kullanarak, tavuk bakıyor, güvercin uçuruyor. Onlara yuvalar yapmış. Ön bahçesinde ise domates, biber, fasul­ye, patlıcan gibi her türlü sebze yetiştiriyor. Arka bahçede mandalina, ıhlamur, erik, incir gibi meyve ağaçları, ön bahçede ise başka meyve ağaçları ve çiçekler var. Diğer evlerin daracık bahçelerinde bile en az dört meyve ağacı var. İncir ağacı, yıkılan bü­tün eski evlerin bahçelerinde mutlaka vardı. Bizim evimizde de bir kara incir vardı ki, ben onun kadar lezzetli bir incir bugüne kadar yemedim.

Apartmanların arasında yeşil bir dünya. Aca­ba orada yaşayanlar yeşilin tükenip, insanların beton blokların arasına hapsolduğu bir dünyada, ne kadar zengin ve ferah bir hayat yaşadıklarının farkındalar mı? Yakında anlayacaklar. Biri hariç, hepsinde apartman yapılacağına dair tabelalar var. Bilmedikleri bir şey var ki, bu evlerin apart­mana dönüştürülme meselesine en çok üzülen benim. Neden mi? Benim de gözümün önündeki yeşil dünyam kaybolmuş olacak. Ağaçların arasın­da kuşların uçuştuğu, yuvalarını kiremit aralarına yaptığı, en son çocuk çığlıklarının yankılandığı, kedilerin birbirine yakın damlarda, damdan dama atlayarak koşturduğu, kendinden geçercesine gü­neşlendiği en son yeşil alanımı kaybetmiş olaca­ğım. Oturduğum yerden rüya gibi yeşil bir dünyayı seyretmek yerine, gidip, parklarda, henüz ilişil­memiş tepelerde yeşile ulaşmaya çalışacağım.

Ev onların, tasarruf onların ama benim de bu­rada kendime ait bir alemim, bir tefekkür alanım vardı. Onların hiç de haberi yok ve hiç haberleri olmayacak. Bu evlerin arasında hapsolup kalmış mahallemizin en son yeşil bahçeleri, başlarına geleceği bilseler, tesbihatlarına son verileceği­ni haber alsalar, “Kimdir bizim görevimize son veren insafsızlar!” diye iç çekip, hüngür hüngür ağlamazlar mıydı? Onca yeşil, göklere ulaşan tes­bihatlarına son verecekler, Allah’ı anmaktan bir anda men edilecekler. Düşünsenize ne kadar acı bir şey.

Bir çitlembik ağacı vardı, üst tarafta apartman yapılan bir evin bahçesinde. Henüz bilmiyorduk, böyle bir yıkım olacağını. Kızımla birlikte o tepeye tırmandık ve o ağacın akibetinden habersiz, onu uzun uzun tefekkür ettik. Belki bir daha göreme­yiz diye. Eteklerini bütün o tepeye yaymış, sahip olduğu alanı korumak istercesine, kökleriyle, dal­larıyla kucaklamıştı, bütün civarı. Oraya yapılan apartman uğruna o ağacı kesmeleri gerekiyor muydu? Bence hayır. Apartman yapıldıktan son­ra bile o ağaca bol bol yer olduğu hâlâ görülüyor. Bu ağacın yerleştiği alanın hemen altında da, bir apartman derinliğinde dik bir alan var. O boşluk içine de o tepeyle eşit yükseklikte bir apartman daha yapıldı. Doymayan aç apartman iştahı her yeri acımasızca yutuyordu.

Sonra ne mi oldu? Üzgün ve katledilmiş çit­lembik ağacı intikamını almaya başladı. O git­tikten sonra tepenin mukavemeti de gitmişti. Bağrında açılan boşluk harekete geçmişti ve te­peden aşağıya iri iri taşlar düşmeye başladı. Bun­lar tepenin altındaki boş alanda konuşlandırılmış apartmanı tehdit etmeye başlayınca da, bu apart­man boşaltıldı. Günlerce uğraşılıp, buraya istinat duvarı yapıldı. Yukarıdaki evler de güvence altına alınmaya çalışıldı.

Şimdi o çitlembik ağacının akıbetine en çok üzülen biri olarak size soruyorum; “Acaba bu ka­dar uğraşacağınıza, o güzelim çitlembik ağacını kesmeseniz olmaz mıydı? Ola ki onun tesbihatı sizi de kurtarırdı. Onun tepesini neden elinden aldınız? Size ne yapmıştı, tepenizi korumaktan başka? Dua edin, inşallah ahı bitmiştir de sizi ra­hat bırakır artık. Yoksa daha çok çekeceğiniz var…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir